Hazretî Yunus’un Kıssası

Toplumsal Sorumluluk Ve İslamî Hareket Bilinci

Bizleri eşrefi mahlûkat olarak yaratıp var eden ve bizleri varlığımızdan haberdar etmekle yetinmeyip bizlere yol gösterici peygamberler ve o peygamberelere de kılavuz kitaplar gönderen Allah’a hamd onun elçisi muhammed aleyhisselama ve tüm elçilerine onların aline ashabına ve kıyamate kadar onların pak yollarını takip eden ve edecek olan âlimlere, ariflere şehidlere salihlere ve tüm mü’minlere selat u selam olsun.

Davette sabrın gerekliliği ve toplumsal bilincin zaruriliği, tevbe ve duanın ehemmiyeti hususunda Yunus aleyhisselamın kısasında biz mübelliğ olduğunu söyleyen müslümanlar için çok güzel örnekler mevcuttur. Bu makalede kısaca Yunus aleyhisselamın kısasını özetleyip kıssadan çıkardığım dersler hususunu ele alacağım umarım hayırlara vesile olur.

Musul kentinin ninova şehrinde yaşadığı rivayet edilen Yunus aleyhisselam salih bir insan ve tüm peygamberler gibi Allah tarafından seçilmiş bir peygamberdir. Kaynaklarımız onu annesine nisbet ederek Yunus bin Metta diye anar. Ayrıca hem kutsal kitabımız kur’an hem de diğer kaynaklarımız hz isa aleyhisselamı da annesine nisbet ederek rahmet ve minnetle anmıştır. Ki aslında bu anneler tarihin şeref levhalarına kaydedilirken islamın kadına verdiği değerin de bir göstergesidir. Herkesin erkek olan atasıyla övünmeyi tercih ettiği ataerkil bir geleneğe sahip ve kız çocukların diri diri taoprağa gömüldüğü bir toplumun değer yargılarına rağmen bir peygamberin babasına değil de annesine nisbet edilerek anılması manidardır. İslam kadına gereken değeri vermemiştir diyen çağdaş yobazlara duyurulur.

Yunus aleyhisselam putlardan medet uman putperest kavmini putlara tapmaktan vazgeçirmek için uzun yılar tevhide davet etmiş ve bu uğurda çok çaba sarfemiştir. Yunus aleyhisselamın ısrarlı tebliğine rağmen kavmi içinde iki kişi hariç hiç kimse davetine icabet edip müslüman olmamıştır. Yunusu’n kavmi bununla da yetinmeyip Yunus aleyhisselama birçok eziyet ve hakaretler etmiştir.

Yunus’un kavmi kendilerine onca nimet bahşeden âlemlerin rabbine değil de putlara yalavarıp onlardan medet umadurmuştur. Ve Yunus aleyhisselamın uzun bir tebliğ sürecinden sonra dilinde tüy biter sabrı tükenir. Kavminin artık iman etmiyeceği kanaatine varan Yunus aleyhisselam aceleci davranır ve rabbinden kavmini helak etmesini talep eder. Kaynaklarımız Allah’a sitem duygularının hissedilidiği şu sözün ona ait olduğunu rivayet eder: “ey rabbim sen beni, kitabını inkâr ve peygamberlerini tekzib eden bir kavme ne diye gönderdin. ”

Acelecidir Yunus aleyhisselam. Kavminin anlayışına şaşar. Nasıl olurda bu kadar ahmak olabilirlerdi. Bunca nimet, bunca delil varken putperestlikte ısrar etmek neyin nesi idi. Yunus aleyhisselama göre bu kavim helak olmayı hak etmiş ve helak olmalıydı.

Oysa Yunus’un da kavminin de rabbi olan Yunus’u ve kavmini çok iyi tanıyan Allah Yunus gibi aceleci değildir. Son bir şans daha vermek ister bu asi kavme ve Yunusa şöyle emreder: kavmine dön! Onları bir müddet daha Allah’ın azabı ile korkut onlara mühlet ver; belki iman eder de kurtulurlar. Ki bu mühletin kırk gün ve kırk gece olduğu kaynaklarımızdaki rivayetler arasındadır.

Yunus aleyhisselam kavmine döner, onları Allah’ın azabı ile korkutur. Şayet iman etmezlerse helak olacaklarını bildirir. Kendilerine verilen bu son şansın onlar için bir nimet olduğunu onlara bildirir.

Mühletin dolmasına az bir zaman kala helak alametleri belirir belirmesine; lakin mühlet daha dolmamıştır. Bu hususun detaylarına dair kaynaklarımızda muhtelif rivayetler mevcuttur. Asım köksal’ın peygamberler tarihi isimli kıymetli eserine muracat etmenizi tavsiye ederiz.

Lakin Yunus (as) hala acelecidir, mühlet dolana dek daveti sürdürmez. Kavminin inkârına daha fazla dayanamaz ve kavmini terk eder. Daha mühlet dolmamıştır. Yunus aleyhisselam’ın Allahu âlem verilen bu mühletin 37. Gününde kavmini eğer üç gün içinde iman etmezlerse azaba düçar olacaklarına dair inzar ettiği ve kırkıncı gecede rabbinin verdiği mühlet dolmadan kavmini terk edip gittiği rivayet edilir.

Aceleci davranan Yunus aleyhisselam’ın kavmini terk etmesinden sonra azab alametleri iyice belirince kavmi pişman olur ve halisane tevbe eder. Rableri de tevbelerini kabul edip kendilerini bağışlar.

Burada bir antiparantez açarak hatırlatmadan geçemiyeceğim. Toplumlarını tekfir eden onlara acımayıp onları azaba müstehak gören tekfirci müslümanların kulakları çınlasın. Bilmezler mi ki Allah’ın rahmeti gazabını geçmiştir. Ve eğer o dilerse inkârcı bir kavmi Yunus olmadan da hidayete erdirebilir. Yunus ve Yunuslar peygamber de olsalar sadece birer vesiledirler. Hadi’nin ta kendisi olan Allah kullarına karşı çok ama çok merhametlidir. Dahası kimin son nefesini iman üzere vereceği de meçhuldür.

Biz Yunusun kavmini bu halde bırakıp Yunus aleyhisselamı takip edelim. Kavmini Allah’ın azabıyla baş başa bırakıp ve kesinlikle kavminin helak edileceğini zanneden Yunus aleyhisselam kavmini terk ederek o beldeden kaçarak sahili selamete çıkacağını zannettiği bir gemiye sığınır. (Yunus aleyhiselamın yolda kavminin tevbe ettiğini ve rabbinin kavmini bağışladığını öğrendiği; ancak kavmine Allah tarafından yalanlanmış olarak dönmek istemediği rivayet edilir; ki eğer bu rivayetler doğru ise; ki doğru olma ihtimali oldukça yüksektir. Bir anlamda Yunus aleyhisselam’ın bu tavrı halis bir niyetin ve dürüst bir kişiliğin dışa yansımasıdır. Ne var ki niyeti halis olsa da Yunus aleyhisselam’ın hareketinin yanlışlığı malumdur ve Allah bedelini âlemlere ders olsun diye Yunus aleyhisselama ödetecektir

Sahil-i selamete çıkma ümidiyle Yunus aleyhisselamın bindiği gemi yola revan olmadan fırtınaya tutulur ve Yunus’un rabbi geminin hareket etmesine müsaade etmez. Gemidekiler o dönemdeki inançlarına göre aralarında efendisinden kaçan bir kölenin bulunduğuna ve onun işlediği günah yüzünden ihtar edildiklerine kanaat getirirler. Onu denize atmadan da akidelerine göre gemi hareket etmiyecektir. Öyleyse bu günahkâr bulunmalı ve denize atılmalıydı. Gemideki tartışmalara tanık olan Yunus aleyhisselam hakikati idrak eder.

Gemidekiler tanımasa da Yunus aleyhisselam bu asi köleyi çok iyi tanır. Zira efendisinden kaçan Yunus’un ta kendisidir. Çünkü o rabbinden kaçmıştır. Son ana dek davete devam demeyip kavmi için azabı talep etmiştir. Yunus (as) kendisinin denize atılamasını teklif eder; ne var ki gemidekiler kura çekeceklerdir. Öyle ya bu köle o zat olamazdı. Zira o salihlerdendi ve öyle görmüşlerdi.

Bu vesile ile Yunus’u rahmet ve minnetle anarak bir hatırlatma yapmamız yerinde olur kanaatindeyim: bu kıssayı okurken işledikleri günahtan dolayı mensubu olduğu camianın zarar görmesine sebep olan; ancak kendini ve nefsini temize çıkaran biz müslümanların alacağı cok önemli bir ders vardır. Bizler kendimizi değil başkalarını günahlarımızdan sorumlu addedebilirken Yunus aleyhisselam nefis muhasebesini tercih etmiştir. Ve suçluyu tespit edince de mertçe haykırmıştır “günahkâr benim! Bedeli de ben ödemeliyim, yol arkadaşlarım değil!” Deme cesaretini göstermiştir.

Neticede çekilen kura tekrar tekrar Yunus’a isabet edecektir Yunus denize atılırken gemi yola revan olur. Bir balık gelir Yunus aleyhisselamı yutar. Balık Yunus aleyhisselamı yutar yutmasına; lakin Yunus’u incitmez. Zira Yunus’un rabbi Yunus’u balığın karnında ağırlarken birçok ibrete tanık olmasını sağlıyacaktır. Gecenin karanlığında denizin derinliklerinde kendisini yutan balığın ve balıkların Allah’ı zikrettiklerine şahit olan Yunus aleyhisselam nemenem bir hata işlediğinin farkına iyice varır ve onca karanlıklar içinde balığın karnını secdegah edinirken tevbe kapısını aralayarak rabbine yakarır da yakarır. Dua eder içten bir dille ve bin bir pişmalıklar içinde der:

“Allah’ım! Senden başka ilah yok seni tenzih ederim gerçekten ben haksızlık edenlerden oldum” (enbiya sûresi, 87) bu candan tevbe ve yakarışlar karşılısız kalmamalıydı ve kalmadı da. Geceyi balığı ve denizi yaratan onları Yunus’a düşman kılan Allah Yunus’un içten yakarışlarına icabet eder, geceyi balığı ve denizi Yunus’a musahhar birer hizmetçi kılarak onu sahili selamete çıkarır.

Balık bir gemi misali Yunus’u alır ve nazikçe incitmeden onu götürüp kıyıya bırakır. Naçar Yunus hakikatı anlamıştır artık ve nihayet Yunus’un rabbi bitkin düşen Yunus’u bu sahilde besleyip dinç hale getirdikten sonra kavmine geri gönderir.

Kaçarken helak olmasını dilediği bir kavim geride bırakan Yunus dönerken aynı kavmi iman edip tevhide dönüş yapan bir toplum olarak bulur ba’sül ba’dül mewt dedikleri bu olsa gerek. Âlemler içinde kâinatın zerreleri adedince Yunus’a ve takipçilerine selam olsun.

Evet, Yunus’un kısasının özeti budur detayını kaynaklarda bulabilirsiniz. Şimdi de kendi adıma bu kısadan çıkardığım dersleri paylaşmak istiyorum.

1- Hidayet Allah’tandır. Hiç bir müslüman bu görevi kendinde görmemelidir. Ne kadar zorlanıp horlanırsa horlansın daima ümitvar olmalıdır. Bilmelidir ki Allah son nefeste de insanlara hidayeti nasip edebilir. Maruz kalacağı meşakkatler davetçiyi kamçılamalı asla davasından vazgeçirmemelidir.

2- Allah’tan insanların helakı değil hidayeti taleb edilmelidir. Eğer iman etmezlerese Allah zaten kendilerini helak edecektir. Bu bapta inzar görevi ifa edilirken tebşir esas alınmalıdır. Evet, Allah şedidül i’qaptır amenna ama bu davetçinin sabırsız olmasını gerektirmez. Şedidül i’qab olan Allah aynı zamanda tevvab rahman rahim kerim sabur vasıflarına da haizdir. Davetçinin görevi tebliğdir. Hadi ise Allah’tır.

3- Davet ehli sabırlı olmalı, hikmetle hareket etmeli, tavırlarıyla örnek olmalıdır. Yunus’un aceleciliği kavmini değil kendisini zor durumda bırakmıştır. Günah denizinde nefis denilen balığın karnına düşen biz müslümanların bu anlamda Yunus’tan alacağı çok ders vardır hikmet gözüyle okuyanlar kıssadan hisselerini alacaklardır inşaAllah.

4- Davet ehli sürekli tövbe ve istiğfar etmelidir. Tövbe ve istiğfar nasıl ki Yunus’u sahil-i selamete çıkardıysa bizi de çıkaracaktır. Dünyada olmazsa ahirette elbete karşılığı görülecektir. Müminin en önemli azığı zikir tevbe ve isiğfardır. Canı gönülden tabi içten bir yakarış her şeye rab olan rabbimizin rahmetini üzerimize çekecektir.

5- Öfke ihtiras acelecilik tahrip davetçinin vasfı olamamalıdır. Tekfiri değil tebliği öncelemeliyiz. Bilmaliyiz ki insanların cehenneme gitmesi bize hiçbir şey kazandırmayacaktır ama cennete gitmeleri çok şey kazandıracaktır. Alah’ın rahmeti boldur ve herkese yetecek kadar hazinesinde ni’metler vardır.

6- Her insan gibi davetçi müslüma da hata edebilir günaha bulaşabilir. Bunun telafi yolu rabbine karşı güzel bir tevbe başka bir şey değildir. Şayet bir bedel ödenecekse bu bedeli kendisi ödemeye razı olmalı yoksa faturayı yol arkadaşlarına kesmemelidir. Davetçi müslüman unutmamalıdır ki işlediği kimi günahlar davasına ve dava arkadaşlarına telafisi güç zararlar verebilir. Bu durumda gururunu ve kibrini ayaklar altına almayı bilmeli. Ve eğer kurban gerekecekse kendisi kurban olmayı tercih etmeli. Yunusun gemide kendisinin denize atılmasını talep etmesi bu hususu izah temek için yeterli ip uçlarını vermektedir.

7- Yunus’u (as) anarken Nuh’u (as) da anmamız yerinde ve faydalı olacaktır. Evet, Nuh aleyhisselam da Yunus aleyhisselam gibi inkârcı bir kavimle imtihan edilmiş; ama Nuh aleyhisselam yorulmadan tebliğ görevini son ana kadar ifa etmiştir. Kavmini Allah’ın azabıyla tehdit ederken bile onları sahil-i selamete çağırmayı ihmal etmemiştir. Ta ki Allah’ın “artık gemiye bin ve kavmini terket. Azabım onların üzerine hak oldu” demesine dek. Buna rağmen kopan tufan kabaran dalgalar arsında bile Nuh aleyhisselam insanlara bir şans vererek onları hidayet gemisine davet etmiştir. Nuh’un bu tavrı inkarcı kavmini kurtarmamışsa bile Nuh aleyhisselam bu sebeple ilahi bir cezaya maruz kalmamıştır. Ama Yunus’un tavrı onu balığın karnına hapsetmiştir. Peygamberi misyonu kendine şiar edindiğini iddia eden fert ve cemaatler ilahi azaba düçar olmak istemiyorlarsa bu anlamda Nuh aleyhisselam’dan örnek Yunus aleyhisselam’dan ibret almalıdırlar. Allah’ın selamı ikisinin de üzerine olsun.

8- Allahın va’dettiği bir azabı göndermek üzereyken asi bir kavmin tevbe etmesine binaen azabını onlardan kaldırması ve o kavmi helak etmekten kurtarması tüm insanlara müthiş bir imkân ve müjdedir. Bu imkan da tevbe kapısının son ana kadar açık olduğu tevbe ile insanların aklanabildiği gerçeğidir. Mademki rabbimiz son ana dek insanlara tevbe etme olanağı tanıyor ve tevbelerini kabul ediyor. O zaman biz niye insanlara bu kapıyı kapatıp onları gerçek helakın ta kendisi olan küfürde bırakıp şeytanın eline terkedelim. Hele hele bu insanlar kimi basit nedenlere binaen bizden uzaklaşan kardeşlerimiz ise. Onlara her zaman rahmet kucağımızı açmalıyız. Onlara acıyıp aramıza tekrar katılmaları ve hidayetleri için dua etmeliyiz.

Hiç şüphesiz Yunus aleyhisselam’ın kısasındadan çıkarılacak bir çok ders vardır ilgili kaynaklardan okuyarak hem kendimiz hem de toplumumuz için bir çok ders çıkarabiliriz. Ve çıkarmalıyız. Detayını idrakinize havale ediyorum. We ahiru da’wana enilhamdulillahi rabbilalemin. Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun…

(Bangaheq)