Televizyonda gördüğüm Cumhuriyetçiler'in genel kanaatine göre önümüzdeki sonbaharda Türkiye'yi bambaşka bir ABD dış politikası bekliyor.
Geçen günlerde ABD’de Kasım 2012’de yapılacak başkanlık seçimi ile ilgili bir açıkoturum düzenleniyor. Cumhuriyetçiler’in medyadaki kalesi sayılan Fox TV’de yapılan açıkoturumun moderatörlerinden Bret Baier potları ile ünlü Teksas Valisi Rick Perry’ye Türkiye ile ilgili okkalı bir soru soruyor. Baier sorusunda diyor ki “Vali Perry, İslamist orijinli partinin Türkiye’de iktidara gelmesinden beri öldürülen kadın sayısı yüzde 14 arttı. Basın özgürlüğü Rusya’nın seviyesine geriledi. Türkiye’nin başbakanı Hamas’a kucak açtı. Türkiye hem İsrail’e hem de Kıbrıs’a karşı askeri güç kullanma tehdidinde bulunuyor. Türkiye’nin bu dönüşümüne bakarak Türkiye’nin hâlâ NATO’ya üye olarak kalması gerektiğine inanıyor musunuz?”
Vay vay vay...
Programın Cumhuriyetçi olduğunu anladığımız moderatörünün bu sorusunu farklı yönlerden ele alabiliriz. Mesela böyle bir üslupla Başbakan Erdoğan’a bir soru yöneltilse en hafif deyimi ile sunucu ‘One Minute’i yemiş “Daha da gelmem” diyerek kalkıp stüdyoyu terk eden Başbakan Erdoğan’ın ardından ağzı açık bakakalmıştı. AK Parti’nin İslamcılığından dem vurup, kadına şiddet verilerine değinip, basına özgürlük meselesine şöyle bir dokunup, Hamas-Türkiye ilişkilerine uğrayıp, İsrail ile gerginliğe atıf yapıp Kıbrıs meselesine işi getirip sonunda da meseleyi Türkiye’nin NATO üyeliğine bağlamak her yiğidin harcı değil!
Başından sonuna doğru verilerin bir araya geldiği bu soru aslında soran kişinin manipülasyondaki ustalığını da gösteriyor. Nitekim Teksas’ın şimdiden başkanlık yarışından çekileceğine kesin gözüyle bakılan Teksaslı Valisi zokayı yutmuş, hatta işi AK Partilileri terörist ilan etmeye kadar getirmiş. Perry cevabında “Açık ki birçoklarınca İslamcı terörist olarak görülen kişilerce yönetilen bir ülke olduğunuz zaman ve kendi vatandaşlarınıza karşı bu tür eylemlerde bulunuyorsanız, o zaman cevap: Evet, NATO’dan atılmalı. Bu sadece NATO’da kalıp kalmayacaklarını konuşmanın değil, ABD’nin bu ülkeye yapacağı yardımı sıfıra indirmesinin de zamanı” diyor.
Beni bu al gülüm ver gülüm açık oturumda asıl endişelendiren Cumhuriyetçi bir kanalda oluşan Türkiye algısı. Bu algı eğer Cumhuriyetçiler’in genel kanaati ise önümüzdeki sonbaharda Türkiye’yi bambaşka bir ABD dış politikası bekliyor. Bu bakış açısı Türkiye’nin bölgedeki pek çok ilişkisini hatta iç politikasını etkileyecektir. ABD’de başkanlık yarışında Barack Obama’nın seçilme ihtimali hâlâ var ancak cepte de keklik gözükmüyor. Biz günlük operasyonlarla, tutuklamalarla, davalarla boğuşurken gelecek kış kendimizi NATO’nun kapısının önünde bulabileceğimiz bir senaryo yazılıyor. Ben ABD ile ilişkilerimizin bu kadar sıkı fıkı olmasından baştan beri rahatsızım. Nitekim ABD’nin Türkiye ile ilişkilerini bir ‘tehdit’le götürmesini ve bunun bir yazı dili olarak Türk basınında kullanılmasını da bu köşeden defalarca eleştirdim. Gelin görün ki burada mesele ABD değil Türkiye. Kadınların öldürüldüğü, basın özgürlüklerinin Rusya seviyesine indirildiği, Kıbrıs meselesinde çözümün tıkandığı, Hamas-Türkiye ilişkilerinin bölge dengelerindeki gel gitlere göre belirlendiği, İsrail ile köprülerin atıldığı bir Türkiye’nin algısından bahsediyorum. Sıfır sorun politikasından nelere geldik bakar mısınız? Şimdi ulusalcılardan biri çıkıp “Tehlikenin farkında mısınız?” demesin de kim desin! Üstelik gelin beraber soralım haksız mı?
Badem gözlü Denktaş!
Ölünün arkasından konuşulmaz biliyorum o yüzden isterseniz kalanlar için konuşalım. Dün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde çok zavallı bir tören düzenlendi. Bakmayın katılımın yüksek olduğuna ve Türkiye’nin devlet olarak tam protokol cenazede hazır bulunduğuna. Çok daha farklı olabilirdi. Eğer zamanında Rauf Denktaş ‘zamanın ruhu’nu anlayıp Kıbrıs Adası’nda çözümsüzlüğe değil çözüme emek harcasaydı bambaşka bir Kıbrıs devletinin temelini atabilirdi. Akdeniz’de bağımsız bir Kıbrıs devletinde Türk vatandaşları çok daha refah içinde yaşayabilir, 70’lerden kalma kin, öfke, düşmanlık yerini huzur içinde yaşayan iki topluluğa bırakabilirdi. Olmadı. Ulusalcı kör bir inat Türkiye’deki askeri kanadın ısrarı ile birleşince koskoca bir adayı ve Türk insanlarımızı rehin aldı. Kıbrıs; kumarhanelerin, mafyanın rant batağına battı. Türk devletinin üç kuruşuna muhtaç bir devlet yapısına hapsoldu. Rauf Denktaş son zamanlarında politikadan istemese de elini ayağını çekmiş, geçim derdine düşmüştü. Kendi seçtiği, kurduğu, arkasında durduğu sistem bizzat onu da vurmuş, kurbanı seçmişti. Rauf Denktaş özellikle 1974 yılındaki Türkiye’nin askeri çıkarmasına kadar belki de adanın umuduydu ama o tarihten bugüne kadar umutsuzluğunun simgesi oldu. Denktaş’ın hikâyesinden çıkartılacak çok ders var. Çıkılan yol ile varılan noktanın aynı olmadığı bir yaşamöyküsü. Dünya değişirken değişime direnmenin bedelinin resmi geçidi vardı dün. Rauf Denktaş dünyanın tanıdığı bir lider olarak onlarca devlet liderinin katıldığı bir törenle halkının sevgilisi olarak son yolculuğuna uğurlanabilirdi. Dedim ya olmadı. Allah rahmet eylesin. Sevenlerine sabır versin. Kalanlara ise ders olsun!
(RADİKAL)