Dün gece Oscar ödül töreninde en iyi yabancı film dalında ‘Ayrılık’ adlı İran filmi ödül aldı. Ödülünü almak için sahneye çıkan İranlı yönetmen Asghar Ferhadi’nin söyledikleri önemliydi. Yönetmen Oscar heykelini aldıktan sonra milyonlarca insanın seyrettiği bir canlı yayında mikrofona yaklaşarak “Bizler önemli bir ödül aldığımız için mutlu değiliz. Bir taraftan savaş çağrıları yapılırken, yabancılaştırma olurken, siyasetçiler birbirleriyle kavga ederken ve İran ülkesinin ismiyle müstesna kültürü unutulmuşken, bu ödülü kazanmış olmak ve adımızı duyurmak bizi mutlu ediyor. Ülkemin halkı bütün medeniyetlere saygı duyar ve düşmanlığa karşıdır” dedi.

Ayrılık filmi aslında çok basit bir film. Bir çiftin boşanması eşiğinde küçük insanların büyük hikâyelerinin anlatıldığı o sevdiğimiz filmlerden biri. Ancak bu sefer fonda İran var. Sokaklarındaki karmaşasıyla, devlet dairelerinde bunaltıcı atmosferiyle, orta sınıfın günlük telaşlarıyla, ergen bir kızın korkularıyla filmin her karesinde İran’a ait bir ayrıntı görüyorsunuz. İran’daki işçi-işveren ilişkilerini, zengin-fakir semtlerini, adli bir soruşturmanın nasıl yapıldığını, gelenek ile hukuğun nasıl çatıştığını, kadın-erkek hiyerarşisinin nasıl kurulduğuna, İran ölçeğinde şahit oluyorsunuz. Ayrılık filmi bu haliyle Batı dünyasında televizyonlarda özenle yaratılan ‘şeytan İran’ algısını yerle bir ediyor. Beyazperdede gözüken bu İran, Batılı televizyon kanallarında sunulan masum insanları öldürmek için atom bombası planlayanların İran’ından çok farklı bir ülke olduğunu gösteriyor. Ayrılık filmindeki sahneler özellikle Batılı herhangi bir ülkenin sıradan vatandaşının gözünde oluşturulan İran algısını çökertiyor.

Algı deyip geçmeyin, son yıllarda algı Ortadoğu’da kaderin yerine geçebiliyor. Irak’ta işgal öncesi yaratılan kimyasal silahlara sahip ülke algısı olmasaydı Saddam Hüseyin hâlâ koltuğunda oturuyor olabilirdi. Ya da Libya lideri Kaddafi’nin Batılı dostluğundan birkaç ay içinde Batı düşmanına dönüştürülme ‘algısı’ Kaddafi’nin hayatına mal oldu.

Geçen aylarda Suriye’de Şam’a gittiğimde Esad rejiminin Halkla İlişkiler Bakanı Buteyna Şaban ilginç bir ‘algı’ anekdotunu anlatmıştı. Joe Biden’in ofisinde gerçekleştirilen ikili görüşmeler sırasında Buteyna Şaban, Joe Biden’e uzun uzun Suriye’deki durumu anlatmış, Joe Biden ise kısa bir cevap vermişti: “Bu dedikleriniz doğru olabilir ancak Suriye ile ilgili algı böyle değil. Bizim için önemli olan gerçeklerin değil algının nasıl olduğudur.” Doğru mu bilmem ama Buteyna Şaban bunu bana anlatırken burnundan soluyordu. Kolay değil işin ucunda NATO bombardımanı, işgal ve bir urganın ucunda can vermek var.

Dün Oscar ödülünü alan Ayrılık filmi İran üzerine itinayla dikilen algıyı şimdilik yıkmasa da surda önemli bir gedik açtı. Savaşın dilinin hâkim olduğu bir dünyada bu ödül iyimserliğe verilmiş küçük bir mucize ödülü gibi. Bu bile başlı başına bir başarı.

Şu çuvaldızı uzatır mısınız?
Dün önümde açık olan 5 ayrı haber kanalına bakıyorum, hepsinin derdi hemen hemen aynı. CHP’de kurultaydan uzun uzun canlı yayınlar, hemen hiç kimsenin umurunda olmayan tüzük tartışmaları devam etti durdu. Bir diğer uzun uzun canlı yayın noktası Türkiye Futbol Federasyonu’ndaki başkanlık seçimiydi. Hepsinde aynı isimler sırayla konuştular. Türkiye adlı geminin kapısını dünyaya kapattık, birbirimizi yiyoruz. Oysa mesela İngiliz Channel4 kanalını açıyoruz Fransız bir fotoğrafçının Suriye’nin Humus şehrindeki izlenimlerini ana haber bülteninde 15 dakikalık özel bir dosya ile anlatıyor. Suriye bizim yanı başımızda tek tük bir iki gazeteci dışında giden, sokağa çıkan, haber yapan hiç kimse yok. Ama iş stüdyoda ahkâm kesmeye gelince ortalık uzmandan geçilmiyor. Dünya bir gece önce Oscar törenlerini konuşmuş sosyal medya hâlâ olayın heyecanı ile yıkılıyor, haber kanallarını açıyorsunuz tek bir kare yok. Hadi diyelim Oscar bize uymaz peki ya tam da ABD’nin İran’ı vurmayı planladığı şu günlerde sizce en azından en iyi yabancı film ödülünü bir İran filminin almasının da önemi yok mu?

Kimin umurunda!
Bunlar yetmezmiş gibi dün dünya WikiLeaks’i konuşuyordu. Yakın bir zamanda ortalığın tozunu atan WikiLeaks yeni belgeler yayımlamaya başladı. Stratford adlı ünlü bir düşünce kuruluşunun, ses getirecek e-mail’leri casusluk dünyasının deşifresi gibi. İçinde Türkiye de var. Bir haberci için yemede yanında yat! Ancak dünya ayakta, bizde yine çıt yok.

Türk basınının üzerindeki sansür, baskı, otosansür konularını haklı olarak gündemde tutuyor, konuşuyoruz. Gelin görün ki asıl konuşmamız gereken ‘gazetecilik’ meselesine bir türlü sıra gelmiyor. Gazetecilik kültürümüz vasatlaşıyor, içimize kapanıyoruz. Böyle olunca da Başbakan Erdoğan’ın Ankara’ya gelip yaş günü pastası kesmesini bütün haber kanalları ‘önemli bir haber’ olarak değerlendirip, son dakika anonsları ile canlı olarak yayımlayabiliyor. Gazetecilik olmayınca kala kala elde bu kalıyor.

Sonra da Kuzey Kore’den gelen görüntülere bakıp “Adamlar da amma içine kapanmış be kardeşim” diye gülüyoruz. Oysa bu halimize ağlamak bile az.

(Radikal)