Tüsiad’ın nasıl yönetildiğine dair çok güncel bir örnek vererek başlayalım. WikiLeaks şu günlerde ticari casusluk ve lobicilik, faaliyetleri yürüten Stratfor’a ait 5 milyon yazışmayı yayımlıyor. İşte bu yayınların ilk bölümünde Emre Doğru adlı bir Türk vatandaşının da adı sıkça geçiyor. Emre Doğru katıldığı bir konferansta ‘bilgi almak’ için kurduğu ilişkileri Stratfor merkezine bir mail’de anlatmış. Bilgi aldığı kişilerden biri Türk Hava Kuvvetleri Strateji Dairesi Başkanı. Mailin’de bu kişinin adını vermiyor.

Sadece o değil, Emre oldukça becerikli, aynı toplantıda Türk Hava Kuvvetleri Komutanı’nın konuşma metinlerini yazan subay ile de irtibat kurmayı başarmış. Yani Türk ordusunun çok kritik mevkilerinde ve önemli pozisyonunda olan birkaç subay ile irtibat sağlanmış. Emre’nin maili’nden irtibat listesinde bir tek bu askerlerin olmadığını da anlıyoruz. Aynı toplantıda ilişkiye geçtiği Türk diplomatları, bürokratları da fişleyerek Stratfor’un merkezine bildirdiğini görüyoruz. Nitekim bu becerisi karşı taraftan ‘İyi iş çıkardın Emre’ ile takdir görüyor. Sıradan bir ticari lobicilik için oldukça tartışmalı flu bir alanda at koşturmuş Emre! Her an işin ucu casusluğa dayanabilir.

İlginç olan, böylesine şaibeli bir kuruluş ile Tüİsad’ın da bir ilişki kurmuş olması. Hatta 6 Ekim 2011’de ortak bir konferans bile düzenlemişler. Konferansa Taner Yıldız ve Ahmet Davutoğlu bile katılmış.

Konferansın moderatörü Texas Austin’den gelmiş! Stratfor’un kurucusu George Freidman Tüsİad toplantısında moderatörlük yapmış.

Dün mail’lerde adı geçen Emre Doğru’ya ulaşmaya çalıştım. Ne öğrendim dersiniz? Emre Doğru 3 ay öncesine kadar Stratfor’da çalışıyormuş, son üç aydır ise Tüsİad’ın ABD temsilciliğini yapmaya başlamış.

Dannnn…. Bu saatten sonra WikiLeaks’te Stratfor hakkında yayımlanacak her belge Tüsİad’ı zor durumda bırakır. Hem de çok zor durumda…

TÜSİAD statüko partisi
Dün Türkiye’nin en zengin 10 işadamı açıklandı. Tamamı TÜSİAD üyesi. İşte o TÜSİAD yine dün Başbakan Erdoğan’ın net bir şekilde hedefindeydi. Daha önce Başbakan Erdoğan “Ekonomik kriz teğet geçecek” derken, TÜSİAD ısrarla IMF ile anlaşma yapılmasını savunmuştu. Kriz Türkiye’yi teğet geçti TÜSİAD yanıldı. Bu yaşadığımız ikinci büyük kriz. Bu sefer de Başbakan Erdoğan ile TÜSİAD eğitim sisteminin nasıl olması gerektiği konusunda anlaşamadılar. TÜSİAD AK Parti’nin gündeme getirdiği 4+4+4 sistemine karşı.

Şimdi Türk ekonomisinin en büyük 10 zengininin de üyesi olduğu dernek ile Başbakan kavga ediyor. Üstelik öyle gizli kapaklı, kapalı kapılar ardından da değil. Medyanın önünde, açıktan.

Son 10 yılda Türkiye’de hemen her kurum karınca kararınca değişti. CHP bile olmazı başardı ve kendi politbürosunu hafta başında tasfiye etti. Yeni bir medya düzeni kuruldu. Milli Görüş bile AK Parti içinde kendini yeniledi. Yeni bir Türkiye kuruluyor.

Gelin görün ki tüm bunlar olurken TÜSİAD’ın alışkanlıkları ya da TÜSİAD’ın politbürosu yani Türkiye’nin önde gelen zenginlerinin akıl hocaları hep aynı çevrenin içine sıkıştı kaldılar. Bir grup danışman, akademisyen, eski siyasetçi, gazeteci TÜSİAD’ın arkasına saklanıp aynı nakaratı yıllardır tekrar ediyor. Bunlar eski dönemin alışkanlıkları ile sermayenin siyaseti kontrol edebileceğini düşünüyorlar. TÜSİAD’ı ve Türk zenginlerini de buna alet ediyorlar.

Hepimiz biliyoruz ki TÜSİAD bu yıl yeni bir başkan adayı olmadığı için Ümit Boyner ile bir dönem daha devam etmek zorunda kaldı. Bir zamanlar başkanın kim olacağının tartışıldığı TÜSİAD son yıllarda bırakın yarışmayı, başkan adayı bulmakta zorlanıyor. İşadamlarının çoğunun Başbakan ile arasının ikili ilişkilerde gayet iyi olduğunu biliyoruz. Ancak ne zaman ki aynı işadamlarını temsilen TÜSİAD açıklamalar yapıyor, tüm o ‘kanka’ ilişkiler kopuveriyor.

TÜSİAD zamanında gazetelere verdiği ilanlar ile hükümet devirdiği günlerin çok gerilerde kaldığını bilmem hangi vesile ile ne zaman anlayacak. Neyse ki artık öyle bir Türkiye’de yaşamıyoruz. Demokrasi, hazmedilmesi kolay bir ilaç değil.

Daha önce TÜSİAD ile ilgili benzer görüşlerimi burada ifade etmiştim. Bundan bir yıl önce Ümit Boyner ile TÜSİAD’ın nerede durması gerektiği üzerine tartışmış, bunu da yine bu köşeye taşımıştım. Benim bir yıl önce söylediğimi dün Başbakan yüksek sesle söyledi. TÜSİAD bir sivil toplum örgütünden çok tutucu bir siyasal parti gibi davranıyor. Eski CHP’nin ezberlerinden, korkularından, umacılarından besleniyor. Bu özünde itiraz edilecek bir durum değil. Demokrasilerde herkes aynı fikirde olmak zorunda da değil. Ancak eğer bu görüşlerin bir yaptırımı olsun isteniyorsa zenginlerin üye olduğu bir sivil toplum kuruluşu olarak kalmak yerine, bir partiyi desteklemek hatta yeni bir parti kurmak, seçimlere girmek ve gerçek kimliğini ve niyetini deklare etmek daha demokratik bir yöntem. (Hazır Önder Sav da boşa çıkmışken neden olmasın!)
Sandık başına gittiğiniz zaman kimliğinizi gösteriyorsunuz ama kimse banka hesabınızda ne kadar paranız var merak etmiyor. Türkiye’nin en zengin 10 insanının oyu ile 10 çobanın oyu hâlâ aynı sayılıyor.

Evet, tam da buna demokrasi deniliyor. (RADİKAL)