İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nde İslam İnkılabı Rehberi’nin Temsilcisi Said Celili şu ifadelerde bulundu: ‘Bazıları, dış politika alanının değer tartışmaları için bir yer olmadığını ve gerçeklerin görülmesi gerektiğini söyledi, ancak bugün bir adım daha geri giderek Amerika'nın 1932'de aynı üniversitede yaşadığı ahlaki başarısızlığı kastederek, “Amerika ahlaki açıdan başarısız oldu" dedi.

Nizamın Maslahatını Belirleme Konseyi Üyesi Said Celili, Üniversite Öğrencileri gününde yaptığı konuşmada şu ifadelerde bulundu: ‘Öğrencinin en büyük görevi, toplumunun asıl ve doğru amacına doğru ilerlediğini veya hata yaptığında bir seraba doğru ilerlediğini anlamaktır.

16 Azer’in (6 Aralık’ın) belki de en önemli dersi, toplumda modernite denen bir hareket oluştuğunda bilinçli ve anlayışlı öğrencilerin, toplumlarının yanlış ve doğru yolu tanımalarını sağlamalarıdır.

Doğru hesaplama yapmak ve hesaplama hatasına düşmemek için gerçeklerin gizlenmesine izin verilmemelidir. Öğrenci hareketinin en önemli misyonu, gerçekleri görmek ve bunları başkalarına tanıtmaktır. Öğrenci hareketi, toplumda zaman zaman ortaya çıkan temelsiz ve hayali ikilemler karşısında aktif ve tam anlamıyla analitik olmalıdır.

Acı ve sonuçsuz deneyimleri bir daha tekrarlamamak için öğrenci hareketi, gelişmeleri adım adım incelemeli, ülkenin sermayeleri hakkında doğru bilgiye sahip olmalı ve düşmanın korkutmalarından korkmamalıdır.

Celili, 28 Mordad’ın (18 Ağustos) oluşumu hakkında şunları söyledi: ‘Amerika Birleşik Devletleri’ne dayanarak İngiltere’ye karşı çıkılabileceğine dair yanlış bir umut vardı. Sonra bunun sadece bir serap olduğunu ve Musaddık hükümetinin düşmesine ABD'nin neden olduğunu gördüler.

Bazen hayali ikilemler yaratılır ve burası öğrenci hareketinin pasif değil, öncü olması gereken yerdir.

Sahte ikilemlere sığınmak, temel ikilikleri marjinalleştirir. Dış politikada bu modeli izlersek cevap verir diyorlar, sonra cevap vermiyor, ilerletir diyorlar, sonra ilerletmiyor ve sonra da taraf ahlaki yenilgi yaşadı diyorlar. Ya da siyasi arenanın, gerçekleri görmek için değerler arenası olmadığını söylüyorlar. Gerçekleri de gör diyoruz; Karşı tarafın ahlaki bir başarısızlığını arıyorsanız, beton dökmeye ya da santrifüj toplamaya gerek yoktu.’

Celili, ülkenin Ağustos 1992'deki durumunu hatırlatarak şunları vurguladı: ‘Ülke baskıların üstesinden gelmiş ve daha önce bloke edilen petrolümüzün satışı bir milyon varili aşmıştı. O sırada, petrolün sıfır olacağı ve hazinenin boş olduğu söylenerek yanlış yorumlarda bulunuldu. Boş hazine neredeydi? On milyarlarca rezervimiz vardı. Bazı yanlış yorumlar vardı ve sonra anlaşalım dediler, ardından Lozan-Cenevre ve sonra da Nükleer Anlaşma imzalandı.

Düşman azami baskının sonuna ulaştığında, tekrar hile yapmak ister. Düşmanın gücü sona erdiğinde hile kullandığı bir gerçektir. Perde arkasına baktığınızda, düşman gücünün hiçbir yere ulaşmadığını görünce hile ve iki yüzlülük bayrağını kaldırır, yani müzakere ve anlaşma bayrağını.

Bugün iyi bir noktaya geldik ve halk, düşmanın azami baskısı karşısında durabildi. Halk artık bu direnişin meyvelerini toplamalı, ülkenin nefes alması gerektiğini söylememeliyiz, o zaman düşmanın ikiyüzlülüğü ve hilesi tekrar sayfa çevirecektir.

İktidara gelmesini bekledikleriniz, İran ulusuna karşı bu hamleleri yapan ve felç edici yaptırımları başlatanlardır, daha gelmeden bile gayri meşru beklentileri gündeme getiriyorlar.

Düşman bizim varlıklarımızı kabul ve tahammül edemez. Bütün işi gözdağı vermek olan düşman, kendisinden korkmayan, hiçbir tehdidin etki etmediği ve kandıramadığı Müslüman bir fizikçi ve bilim adamıyla karşı karşıya olunca doğal olarak onu ortadan kaldırmaktan başka çaresi yoktur.

Yanlış ikilemler yaratanlar şu soruyu cevaplamalıdır, ülkenin Amerika Birleşik Devletleri'ni beklemesi veya dünya ile geniş ve yapıcı bir ilişkide bulunmak için bu ülkeye bel bağlaması yararlı mıdır? Dünya neden ne güvenilir olan ne de ülkemize bir faydası bulunan bir güçle özetleniyor?’ (Ajanslar)