İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaş sırasında, İran’ın hassas ve nokta atışıyla gerçekleştirdiği füze saldırıları İsrail’in birçok askerî ve bilimsel merkezini hedef alarak imha etti.
Bu kritik merkezlerin yanı sıra, yerleşim bölgeleri de ciddi şekilde zarar gördü ve on binlerce yerleşimci evsiz kaldı. İsrail rejiminin iç yüzündeki zaafları ve medyadaki ağır sansür gerçeği ortaya çıkarken İran’ın askeri hamleleri, uluslararası hukuka uygun ve doğrudan sivil hedeflere yönelik değil; aksine İsrail’in askeri tesislerini sivil yerleşimlerin içinde gizlemesi, kaçınılmaz olarak sivil kayıplara yol açıyor.
İsrail’in resmî medya kuruluşu Kan, “İran’a Karşı Savaş ve Mülteciler” başlıklı belgesel podcastinde bu iç krizi kabul ederek, İsrail’in güvenlik ve yönetim yapısının bu durumla başa çıkacak kapasitede olmadığını raporladı.
İsrail medyasının kendi kaynaklarından edinilen bilgiler, İran’ın doğrudan yerleşimci sivilleri hedef almadığını, ancak İsrail tarafının askeri tesislerini sivil yerleşimlerin içine gizlemesi nedeniyle çatışmaların yerleşimciler üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu ortaya koyuyor. Bu durum, İsrail’de yerleşimcilerin ruhsal ve yapısal çöküşünü gözler önüne seren kapsamlı bir krizin de işaretlerini taşıyor.
İşgal varlığının merkez bölgelerinde yaşanan saldırılar sonrası, hasar tespitleri ve tazminat süreçlerinde yaşanan zorluklar, devlet kurumları ile vatandaşlar arasında kopuklukları gözler önüne seriyor.
Emlak Vergisi Kurumu’na yaklaşık 36 bin bina hasar dosyası iletilirken, 5 bin dosya ise mobilya ve ekipman zararlarını içeriyor.
Bat Yam gibi bölgelerde birden fazla bina tamamen yıkıldı. Ancak hasar gören binaların yeniden inşası ve tazminat süreçleri hâlâ belirsizliğini koruyor.
Kriz yönetimindeki eksikliklerden biri olarak, yasa gereği belirlenen tazminat miktarlarının gerçek zararın çok altında olduğu, birçok yerleşimci tarafından dile getirildi. Özellikle ev eşyaları ve araçlar için verilen tazminatlar yetersiz kaldı.
İsrail’in medya sansürü: Gerçeklerin dış dünyaya erişilmezliği
İsrail rejiminin medya alanında uyguladığı sansür, gerçeklerin uluslararası kamuoyuna ulaşmasını engelliyor.
İsrail medyasının çoğu haber sitesi dış dünyada erişime kapalı.
VPN olmadan bu kaynaklara ulaşmak imkânsız hale gelirken, içeriklerin büyük bölümü sadece İbranice olarak yayınlanıyor. Bu dil bariyeri, İbranice bilmeyenlerin gerçek gelişmeleri takip etmesini neredeyse imkânsız kılıyor.
İsrail’in bu sistematik sansür politikası, hem ulusal hem uluslararası arenada, savaşın gerçek yüzünün gizlenmesine hizmet ediyor.
Bu ağır medya engeli, rejimin yaşadığı psikolojik ve toplumsal krizi örtbas etmek ve yerleşimcilerin gerçekleri öğrenmesini engellemek için kullanılıyor.
Dolayısıyla dışarıdan bakıldığında İsrail “güçlü” ve “kontrollü” bir devlet gibi görünse de, iç cephede yaşanan kaos ve zayıflık derin ve kitlesel.
İç cephede kaos ve toplumsal çöküş
İsrail rejimi, dışarıya sunduğu “güçlü ordu ve üstün güvenlik sistemi” imajının aksine, iç cephede ciddi zafiyetler yaşıyor.
Yerleşimciler, evlerine düşen füzelerin yarattığı tahribat ve devasa maddi kayıplar karşısında çaresiz kalırken, hükümetin tazminat politikaları ve sosyal destek mekanizmaları yetersiz kalıyor.
Hükümet, savaşın psikolojik etkileriyle başa çıkacak danışmanlık ve sosyal destek hizmetlerini zamanında ve yeterli biçimde sunamıyor.
Savaşta asimetrik gerçeklikler: İran’ın etkili hamleleri ve İsrail’in kısıtları
İsrail’in dışarıya yansıttığı “teknolojik üstünlük” ve “tam kontrol” imajının aksine, sahada İran’ın stratejik ve askeri hamleleri önemli ölçüde etkili oldu.
Füze saldırıları ve insansız hava araçları operasyonları, İsrail’in çok katmanlı hava savunmasını zor durumda bırakarak, rejimin güvenlik iddialarını zayıflattı.
İran’ın doğrudan sivil yerleşimlere yönelik saldırı yapmadığı, aksine İsrail’in askeri tesislerini kasıtlı olarak sivil alanların içine yerleştirdiği biliniyor. Bu durum, sivillerin zarar görmesinin İsrail’in kendi stratejik tercihleri sonucu olduğunu gösteriyor.
Ancak bölgedeki bazı aktörler, İran’ın bu hassasiyetini göz ardı ederek, saldırıları “haksız ve keyfi” olarak lanse eden tek yanlı ve gerçek dışı bir anlatı oluşturuyor.
Propaganda ve gerçek: İsrail’in yanıltıcı güç anlatısı
İsrail rejimi, savaş ve güvenlik konusunda kamuoyunu yanıltmak için sansür medyayı ve dezenformasyonu sistematik kullanıyor.
Rejim, kayıplarını küçümseyerek, askeri başarılarını abartıyor ve kamuoyuna yalan verilere dayanan bir güç anlatısı sunuyor.
Ancak, sahada yaşanan gerçekler tam tersini söylüyor: Askeri tesislerin sivil bölgeler içine yerleştirilmesi, halkın büyük zarar görmesine neden oluyor ve devletin kriz yönetimi felç olmuş durumda.
Bu “güçlü İsrail” imajının arkasında ise derin yapısal sorunlar, yönetim krizleri, artan toplumsal huzursuzluk ve yerleşimcilerin güven kaybı yatıyor.
Kısacası, dışarıya yansıtılan güçlü imaj, iç cephede yaşanan dramatik bir çöküşü gizliyor.
İran’ın bölgesel gücü ve meşruiyeti
Bölgede güç dengeleri yeniden şekillenirken, İran’ın askeri kapasitesi ve stratejik hamleleri dikkat çekiyor.
İran’ın füze saldırıları, İsrail’in yasa dışı yerleşim politikalarına ve sürekli saldırgan tutumuna karşı haklı ve meşru bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
Bu bağlamda İran, bölgedeki en etkili güçlerden biri olarak ortaya çıkıyor; İsrail’in propagandasına rağmen İran’ın askeri başarısı ve stratejik kararlılığı, bölgesel dengeyi değiştiren önemli faktörlerden biri.
İran’ın güç ve iradesi, İsrail rejiminin korku ve çaresizliğini artırırken, bölgedeki diğer aktörler de bu yeni duruma göre pozisyon almak zorunda kalıyor.
Sonuç
İsrail devlet medyasının resmî itirafları şunları gösteriyor:
İran’ın füze saldırıları yalnızca İsrail’in hassas askerî ve bilimsel merkezlerini yok etmekle kalmadı, aynı zamanda binlerce vatandaşı da evsiz bıraktı.
İsrail ordusu ve hükümeti, yalnızca 12 günlük kısa bir savaşın sonuçları karşısında bile yetersiz kaldı ve bu rejimin güvenlik ve toplumsal yapısı ciddi şekilde çöktü.
Devlet ile halk arasındaki uçurum derinleşti ve İsrail toplumu bugün iç istikrarsızlığın eşiğine gelmiş durumda.
Bölgedeki bazı devletler de, İsrail’in zafer anlatısını desteklemek ve yaymak konusunda ısrarcı bir tutum sergiliyor.
İşgal varlığıyla yürütülen bu kapsamlı propaganda ve dezenformasyon kampanyası, savaşın karmaşık ve çok boyutlu gerçekliğini gölgeleyerek tek taraflı zafer hikayeleri üretme amacını taşıyor.
Bazı aktörlerin istihbarat kurumları tarafınan yayımlanan raporlarında İsrail2in başarı hikayelerinin öne çıkarılması, bu ülkelerin kendi jeopolitik pozisyonlarını güçlendirme çabasıyla da bağlantılı.
İsrail’in “haklı ve üstün” bir aktör olarak gösterilmesi, bu ülkelerin Batı blokuyla ve ABD ile ilişkilerini güçlendirmesine zemin hazırlıyor.
Aynı zamanda, bu propaganda ile bölge içindeki rakip aktörlerin etkisi ve desteği gölgede bırakılarak, bölgesel güç dengeleri İsrail ve müttefikleri lehine yeniden şekilleniyor.
Bu, özellikle İran gibi rakip güçlerin etkisini sınırlamaya yönelik stratejik bir hamle olmakla da kalmıyor İsrail ve destekçilerinin üstünlük anlatısını, direnişçilerin savaşma iradesini kırmayı, halklar arasında umutsuzluk yaratmayı hedefleyen psikolojik savaşın temel taşlarından birine dönüşüyor. (YDH)



