İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Laricani, “Haram’in Sevgilisi” olarak tanınan şehit Hüseyin Hemedani’yi anma törenine katıldı.

Laricani burada yaptığı konuşmada, “Teröristlerin asıl meselesi İran’dı. Halkımızın güvenliğini sarsmak istediler. Bir anlık gafletten yararlanarak İmam’ın türbesini hedef aldılar, ancak bastırıldılar. IŞİD bölgede yenilgiye uğratıldı ve güvenlik sağlandı. İran, teröristleri dış sınırlarında bastırmakla akıllıca davrandı.” ifadelerini kullandı.

Son olaylara değinen Laricani, “İlahi yasaların gerekliliğinden şüphe edilemez. Bazen olaylar, milletlerin çelikleşmesi için yaşanmak zorundadır.” dedi.

İran’ın Şarm El-Şeyh toplantısına neden katılmadığı sorusuna ilişkin olarak ise, “Birincisi, bu toplantı oldukça düşük seviyede bir oturumdu; İran İslam Cumhuriyeti’nin yeri orası değildi. İkincisi, iki yıl süren zalimce bir savaşta Filistin halkını kuşatma altına alıp yetmiş bin şehit verdirdiler. Şimdi kalkıp barış elbisesi mi giyiyorlar? Bu bir şaka mı? Aynı sizler öldürdünüz, şimdi barıştan söz ediyorsunuz!” diye konuştu.

Laricani, ABD’nin eski Başkanı Donald Trump’a da atıf yaparak, “Trump, Arap ülkelerini sadece bir para kaynağı olarak görüyor. Kissinger da bir zamanlar şöyle demişti: ‘Ortadoğu’yu Araplara bırakmak çok beklentili olurdu; çünkü bu topraklarda bulunan petrol bizim olmalı.’ İşte modernizmle doğan bu maddeci düşüncenin sonucu budur.” dedi.

Laricani, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni eleştirerek, “Dünya savaşlarının ardından bir düzen kurmak istediler; savaşları önlemek için Güvenlik Konseyi’ni kurdular. Ancak İran’a karşı son saldırılarda Konsey hiçbir işe yaramadı, doğru düzgün bir bildiri bile yayımlamadı. Çin ve Rusya birkaç kez devreye girdi ve vetoyla önledi.” ifadelerini kullandı.

“Dolayısıyla Güvenlik Konseyi’nin hiçbir işlevi yoktur,” diyen Laricani, “Modern dünya hâkimiyetinin yeniden şekillendirildiğini görüyoruz. Trump’ın ‘güç yoluyla barış’ söylemi aslında barış değil, zulüm getirme niyetidir. Hitler de farklı bir şey söylemiyordu.” diye devam etti.

12 günlük savaşa değinen Laricani, “Bu savaşta gerçekten silahlı kuvvetler kahramanca vatanı savundular. Rejimin stratejik yenilgisinde üç etken belirleyiciydi: halkın birliği, silahlı kuvvetlerin fedakârlığı ve liderliğin doğru tedbirleri. Bu askerler, şehit Hüseyin Hemedani’nin evlatlarıydı. Bu savaş sıradan bir olay değildi; ABD ve İsrail’in bu projeyi ne kadar uzun süredir hazırladığını biliyoruz.” dedi.

Devamında, “Üçüncü önemli konu ise duruma iyi hakim olmalarını sağlayacak liderlik stratejileriydi. Savaş sonrası hareketlerde, bu üç noktayı uyumlu hale getirmeye çalışıyorlar.” diye konuştu.

Düşman ve yabancı medyanın başarısızlıklarımızı yeniden yorumlama ve başarılarımızı küçümseme çabalarının belirli ve hedefli olduğunu belirten Laricani, "Yabancı kaynaklar ve raporlar (Siyonist güvenlik vakıflarının 'Ateşin Gölgesinde' adlı kitabı da dahil) İran tarafından önemli sayıda füze fırlatıldığını ve düşmanın yaygın bir şekilde füzeleri ele geçirdiğini gösteriyor." açıklamasında bulundu.

“Düşmanın yayımladığı resmi rakamlar (örneğin 574 füzeden 273’ünün engellendiği iddiası) doğru analiz edilirse, yaklaşık 300 füzenin hedeflerine isabet ettiği anlaşılır,” diyen Laricani, “Düşman, sınırlı sayıda kritik isabete odaklanarak füze operasyonunun başarısının genel gerçekliğini çarpıtmaya çalışıyor. Ölçüt, sadece karşı tarafın propaganda söylemleri değil, sahadaki gerçeklerin ve belgelenmiş analizlerin özetidir; raporlar, önleme füzelerinin önemli bir kısmının tüketildiğini ve İsrail'in önleme füzesi rezervlerinin zarar gördüğünü söylüyor.” dedi.

“İsrail’in kullandığı önleme sistemlerinin yaklaşık yüzde 25’i ABD kaynaklıydı ve bu stokların yenilenmesi 1,5 yıl sürecek. Bu da İsrail’in ABD’ye askeri ve lojistik açıdan ne kadar bağımlı hale geldiğini gösteriyor,” değerlendirmesinde bulundu.

ABD’nin İran’dan balistik füzelerinin menzilini azaltma talebine değinen Laricani, “Bu talep, aslında teslimiyet ve ulusal güvenlikten vazgeçme isteğidir.” dedi.

Son olarak, “Direnişin sürdürülmesi ve füze gücümüzün korunması, ulusal çıkarlarımızı ve toplumsal güvenliğimizi savunmanın açık bir örneğidir. Bu baskılara karşı tek ses, tek yürek olmalıyız.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.(Ajanslar)