Donald Trump’ın ikinci dönemindeki siyasi programını yazan kurum olarak bilinen Heritage Vakfı, “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketini Avrupa’da da güçlendiriyor.
Heritage için özellikle Avrupa’ya odaklanmak için iyi bir neden var: Avrupa, kıtadaki “İslamlaşma ve solcu siyaset algısından” endişe duyan grubun ABD’deki bağışçıları ve aktivistleri için odak noktası haline geldi.
Heritage temsilcileri, Washington ve Brüksel’de Macaristan, Çekya, İspanya, Fransa ve Almanya’daki aşırı sağ partilerin milletvekilleriyle özel toplantılar da düzenledi.
Heritage temsilcilerinden Mike GonzalezGonzalez, “Avrupa’nın egemen, özgür ve güçlü olması bizim varoluşsal çıkarımıza uygun,” dedi.
Heritage Vakfı'nın Avrupa meyveleri: Almanya'da aşırı faşist AFD Partisi
German Foreign Policy’deki habere göre, AfD’nin birkaç önemli yöneticisi yakın zamanda Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı’nda kabul edildi.
Washington, AfD’nin Alman ana akım siyasetinden dışlanmasına son verilmesi için Berlin’e baskı yapmaya başladı ve partiye danışmanlık yapmak üzere Trump’ın kampanya stratejisti Alex Bruesewitz’i Berlin’e gönderecek.
Bruesewitz, Trump ve AfD’yi “Marksistler” ve “küreselciler”e karşı “manevi bir savaş” içinde görüyor.
AfD yetkilileri Beyaz Saray’ın gediklisi oldu
Anketler, AfD’nin yüzde 26 ile CDU/CSU’nun önünde en güçlü parti olduğunu göstermeye devam ediyor.
Ayrıca, Trump yönetiminin desteği de hızla artıyor. Eylül ortasında, AfD’nin Federal Meclis’teki grup başkenvekili Beatrix von Storch ve Ludwigshafen (Rheinland-Pfalz) eski belediye başkan adayı Joachim Paul, Beyaz Saray’da, özellikle Başkan Yardımcısı JD Vance’in personeli ve Dışişleri Bakanlığı çalışanları tarafından kabul edildi ve Dışişleri Bakanlığı’nda bir takip toplantısı planlandığı söylendi.
Eylül sonunda, AfD milletvekilleri Markus Frohnmaier ve Jan Wenzel Schmidt de ABD’nin başkentine gitti. Orada, diğerlerinin yanı sıra, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk döneminde metin yazarı olarak görev yapan ve şu anda etkili bir danışman olarak kabul edilen ABD Dışişleri Bakanlığı üst düzey yetkilisi Darren Beattie ile görüştüler.
Kısa süre önce, AfD başkanı Alice Weidel’in de Washington’u ziyaret etmek için davet aldığı açıklandı.
Trump ve AfD, “marksistlere karşı manevi savaş”ta birleşti
Washington, AfD’yi iki şekilde desteklemeye başladı. Bir yandan, AfD’ye karşı oluşturulan cordon sanitaire (“güvenlik duvarı”) yıkılsın diye baskı artıyor.
Eylül ayında, AfD’li politikacı Paul, Ludwigshafen’daki sorumlu seçim komitesinin aşırı sağ ile bağlantıları ve kitlesel sınır dışı etme (“tersine göç”) çağrısı nedeniyle adaylığını onaylamaması nedeniyle Beyaz Saray’da kabul edildi.
ABD Başkan Yardımcısı Vance, 14 Şubat’ta Münih Güvenlik Konferansı’nda, “kitlesel göç”ün şu anda Batı dünyasının karşı karşıya olduğu en acil sorun olduğunu ve “güvenlik duvarlarına yer olmaması” gerektiğini açıklamıştı.
Şimdi, Trump yönetiminin Paul’u kabul ettikten sonra Berlin’e baskı uygulayacağı ve aşırı sağcı bir Alman “influencer”ın da görüşleri nedeniyle Almanya’da “zulüm gördüğünü” iddia ederek ABD’ye sığınma başvurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Yargılama süreci baskıyı daha da artırabilir.
Öte yandan Washington, AfD’ye pratik destek vermeye de başladı. Geçen hafta, Trump’ın sosyal medya kampanya stratejistlerinden Alex Bruesewitz, AfD’ye kampanya teknikleri öğretmek için Berlin’deydi.
Bruesewitz, AfD’lilerin alkışları eşliğinde, “Marksistler” ve “küreselciler”e karşı “manevi bir savaş”ta birleştiklerini ilan etti.
AP’de “merkez sağ”ın karar anı yaklaşıyor
Aynı zamanda, Avrupa Parlamentosu (AP) bir kez daha aşırı sağa karşı güvenlik duvarı sorunu ile, bu sefer daha radikal bir şekilde karşı karşıya kalabilir.
Çoğunluktaki “merkez sağ” Avrupa Halk Partisi (EPP) grubu, tedarik zinciri direktifinin radikal bir şekilde zayıflatılmasını sağlamak için milli-muhafazakâr Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) ve “aşırı sağ” Avrupa için Vatanseverler (PfE) ile işbirliği yapmayı düşünüyor. Alman ekonomisi ve Şansölye Friedrich Merz, direktifin zayıflatılmasında ısrarcı.
AP’deki mevcut anlaşmazlıkların başlangıç noktası, 22 Ekim’de ekonominin çıkarları doğrultusunda Tedarik Zinciri Direktifini esnetme girişiminin başarısız olmasıydı.
Birkaç AP üyesi (iddiaya göre sosyal demokratlar) EPP, liberaller (Renew) ve sosyal demokrat (S&D) grupları tarafından önceden üzerinde anlaşmaya varılan taslağı onaylamayı reddetti.
Bunu, özellikle muhafazakâr politikacılar ve sanayiciler tarafından şiddetli eleştiriler izledi. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, diğer AB organlarından farklı olarak demokratik olarak seçilen Avrupa Parlamentosu’nu “ölümcül bir hata” yapmakla suçladı, oylamayı “kabul edilemez” olarak nitelendirdi ve “Bu durum böyle kalamaz” dedi.
İş dünyasından da sert tepkiler geldi. Alman Kimya Endüstrisi Birliği (VCI) CEO’su Wolfgang Große Entrup, ilk açıklamasında “öfkeli ve şaşkın” olduğunu söyledi.
Geçen hafta çeşitli Alman iş dünyası dernekleri tarafından imzalanan açık mektupta, Avrupa politikasından “iş dünyasının beklentileri”nin açık olduğu belirtildi: Bürokrasinin “azaltılması”nın gecikmeden “kararlı bir şekilde” uygulanması.
AP’de tedarik zinciri direktifi oylaması kritik
Tedarik zinciri direktifinin zayıflatılmasını yine de uygulayabilmek için, Parlamento Başkanı Roberta Metsola’nın önderliğindeki parlamento liderliği bu perşembe (13 Kasım) yeni bir oylama planladı.
Öte yandan, EPP geçen hafta çok daha kapsamlı kısıtlamalar içeren ikinci bir taslak sundu; S&D bunu kabul edilemez buluyor.
Bu taslak, aşırı sağ grupların desteğiyle kabul edilebilir. Bu “aşırı sağ”a yalnızca ECR ve PfE değil, muhtemelen AfD liderliğindeki Egemen Uluslar Avrupa’sı (ESN) grubu da dahil olacak.
Böyle bir durumda, EPP’nin aşırı sağ gruplarla işbirliği daha da normalleşecektir.
S&D ve Yeşiller grubu, aşırı sağın çoğunluğu elde etmesini önlemek için, temelde reddettikleri bir önlemi onaylamak zorunda kalacak ve baskı altında kalacak.
ECR, PfE ve ESN’nin yardımıyla ya da şantaja maruz kalan S&D grubunun yardımıyla Tedarik Zinciri Direktifi’nin zayıflatılmasına kesin gözüyle bakılıyor. (Kaynak: harici)



