İsrail tarafından Hizbullah’ın birinci seviye komutanlarının şehit edilmesinin ardından, yıllarca Lübnan direnişinin haberlerini takip eden herkesin merak ettiği birçok sır ve şahsiyet gün yüzüne çıktı. Hacı Ali Kereki (Hacı Ebu’l-Fazl) de on yıllar boyunca siyonist yapıya ağır darbeler indirmiş, fakat düşmanın kendisinden hiçbir iz bulamadığı bu isimlerden biriydi. 

Aşağıda okuyacağınız metin, onun kendi oğlu için anlattığı bir hatıradır ve Lübnan’daki İsrail askerlerinin konuşlandığı “Eş-Şecere Okulu”de gerçekleşen en gizemli fedai operasyonlarından biri olan bu eylemin planlamasına dair iş birliğini nasıl aktardığını ortaya koymaktadır. Şehit Hacı Ebu’l-Fazl’ın oğlu, bu hatırayı özel olarak Tesnim Haber Ajansı’na göndermiştir. 

Şehitler: Hacı Kasım Süleymani - Hacı İmad Muğniye - Hacı Ali Kereki  Kasım 1983’te, “Hayber Operasyonu” olarak bilinen ve Sur’daki İsrail askeri komuta merkezini hedef alan Ahmed Kasır’ın fedai saldırısının ilk yıldönümünden yalnızca birkaç gün önce, aynı şehirdeki yeni askeri komuta merkezini bir patlama sarstı. Bu merkez, Sur ile Nakura arasındaki ana yol üzerinde bulunan “Benot Birkat” kışlasının girişinin karşısında yer alıyordu. İsrailli nöbetçiler patlamayı engellemeye çalıştı; ancak şehit, engeli ve üç toprak setini aşarak onları atlattı ve patlayıcıları binanın önünde infilak ettirdi. Patlamanın sesi Güney Lübnan’ın bazı bölgelerinde 35 kilometreye kadar duyuldu. Bu operasyon, Şehit Hacı İmad Mugniye, Hacı Ali Kereki ve Seyyid Fuad Şükür tarafından planlanmıştı. 

O günlerde haberlerde, kimliği belirsiz bir fedai bombacısının, binanın çevresindeki engelleri ve toprak yığınlarını aşarak bombalı bir kamyonu işgalci İsrail güçlerinin yeni karargâhının bulunduğu eş-Şecere Okulu binasına çarptırdığı yazılıyordu. Düşmanın kendi itiraflarına göre bu operasyon, subay ve askerlerden oluşan 92 İsraillinin ölümüne neden olmuştu. 

Babam daha sonra bize, bu fedai operasyonunun başlıca planlayıcı ve organize edicilerinden biri olduğunu anlattı. Seyyid Muhsin Şükür ve Hacı Ebu’l-Fazl, bu operasyonun icracısı olan “Şehit el-Hüseyni”yi şehadetinden önce gören son kişiler arasındaydı. Hacı İmad Muğniye ise bu sürpriz operasyonun ana komutanıydı. 

Şehit Fuad Şükür; Babam ve Hacı Muhsin, Hacı İmad’ın yanına döndüklerinde, o onlara şu soruyu sordu: “Bu fedai gencin son anlarda hâli nasıldı?” 
Hacı Ali Kerki şöyle dedi: “Yüzü ıslaktı fakat cesaret, iman ve nurla parlıyordu.” 
Hacı Ebu’l-Fazl ve Seyyid Muhsin, Şehit Hüseyni ile özel bir kavşakta vedalaştılar. Birkaç dakika sonra, geçen yılki Ahmed Kasır’ın fedai operasyonundan bile daha büyük olan şiddetli bir patlama sesi duyuldu. Alevler o kadar yüksekti ki kuşlar ateşin hararetinden yere düşüyordu. 
Bu operasyonun icracısının adı, çeşitli bilinmeyen sebeplerden dolayı birkaç on yıl boyunca açıklanmadı ve kimliği bugün bile meçhul kaldı. O gün ona “Hüseynî” fedaisi deniliyordu. 
Düşman, bu operasyonu son derece tehlikeli görüyordu; çünkü Ahmed Kasır’ın fedai saldırısından kısa bir süre sonra, aynı tuzağa ikinci kez düşmüş, askerlerini kaybetmiş ve direnişten arka arkaya iki darbe almıştı. 

Aksa Tufanı Savaşı’ndan önce, Hacı Ebu’l-Fazl, Ümmetin Şehitler Efendisi Seyyid Hasan Nasrallah’a, bu operasyonun şehidinin isim ve kimliğinin açıklanmasını önerdi. Hacı Ebu’l-Fazl’ın ifadelerine göre Seyyid Hasan neredeyse buna onay vermişti; ancak Ekim Savaşı buna engel oldu ve bu şehit hâlâ adsız kalmış durumda.(Ajanslar)