Bazı tarihler ve bazı gelişmeleri hatırlatarak bunu çok daha net görebiliriz;

İşte, bir terör organizasyonu olan İsrail tarihinden 'hukuk dışı' satır başları:

* 1947 - 29 Aralık: BM, Filistin topraklarını parçalayarak bir Yahudi bir de Arap devleti kurulması planını kabul etti. BM planına göre Kudüs, uluslararası yönetim tarafından yönetilecekti.

- Peki, böyle mi oldu? Nerede uluslararası yönetim?

* 1977 - 19 Kasım: Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, İsrail'i ziyaret eden ilk Arap lider oldu. Sedat, İsrail Parlamentosu'nda yaptığı konuşmada "derhal kalıcı barış" çağrısında bulundu.

- Peki, ne oldu, kalıcı barış sağlandı mı?

* 1979 - 26 Mayıs: Camp David anlaşmasından 6 ay sonra İsrail ve Mısır barış anlaşması imzaladı. Anlaşmaya Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat ve İsrail Başbakanı Menachem Begin imza koydu.

* 1981 - 14 Aralık: '6 gün savaşları'nda Golan Tepeleri'ni Suriye'den alan İsrail 14 yıl sonra burayı ilhak ettiğini bildirdi. İsrail'in bu kararı uluslararası toplum tarafından kabul edilmedi.

- Kabul edilmedi de ne oldu? İsrail geri adım attı mı?

* 1993 - 13 Eylül: Oslo'da 6 ay süren gizli pazarlıklar sonucu İsrail ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Washington'da anlaşmaya vardılar. Anlaşma gereğince İsrail, 5 yıl içinde kurulacak olan geçici Filistin Özerk Yönetimi'ni tanıyacaktı. İsrail Başbakanı Yitzak Rabin ve Filistin lideri Yaser Arafat el sıkıştılar.

- Tanıdı mı peki, İsrail? İsrail kendi çıkarları dışında babasını bile tanımaz!

Trump: “Uluslararası hukuk gereksiz, sınırım kendi ahlakım!”

ABD Başkanı Donald Trump, New York Times ile yaptığı röportajda uluslararası hukuka olan bakışını net biçimde açıkladı.

Daha doğrusu tıpkı İsrail gibi hukuka hiçbir zaman riayet etmediğini...

Bakın ne diyor Sarı Kovboy;

Trump, “Uluslararası hukuka ihtiyacım yok, gücümü sınırlayan tek şey kendi ahlakım” ifadelerini kullanarak, lider olarak kararlarında sadece kendi vicdanına güvendiğini belirtti.

Trump, Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu görevden almak ve Grönland üzerinde ABD’nin nüfuzunu artırmak gibi planlarını değerlendirirken, bu tür hamlelerin hukuki sınırlarını neredeyse tamamen kendi takdirine bıraktığını söyledi.

Başkan, resmi anlaşmaların veya uluslararası belgelerin liderin başarısı için gerekli psikolojik avantajı sağlayamadığını, gerçek gücün sahip olunan kaynak ve alanlarda ortaya çıktığını vurguladı.

Bu yaklaşım, uluslararası hukuk ve diplomatik istikrarın ikinci planda kaldığı bir güç siyaseti anlayışını yansıtıyor. Trump ayrıca ABD-Rusya ve ABD-Çin ilişkilerinde mevcut anlaşmaları esnek şekilde yorumlayabileceğini ve gerekirse “daha iyi bir anlaşma” yapabileceğini ifade etti. Bu tutum, uluslararası anlaşmaların bağlayıcılığı ve güvenilirliği açısından kaygı uyandırıyor.

Trump’ın yalnızca kendi ahlakını sınır olarak görmesi, küresel adalet ve hukukun işleyişi açısından ciddi bir risk teşkil ediyor.(Milli Gazete)