Çevirmen notu: Aşağıda çevirisini bulacağınız metin, önce Washington Post’ta yayımlanan ve uzun süre kamuoyundan saklanan CIA operasyonunu ilk kez ayrıntılı biçimde açığa çıkaran bir özel habere dayanıyor. Warren P. Strobel imzalı haber, ABD’nin Afganistan’daki askeri varlığını yalnızca “terörle mücadele” retoriği ya da klasik askeri angajman biçimleri üzerinden değil, tarım, biyoloji, istihbarat ve örtük müdahale tekniklerinin iç içe geçtiği çok katmanlı bir savaş konsepti olarak ele alması bakımından özellikle dikkat çekici. Haberde aktarılanlar, CIA’in Afganistan’daki haşhaş üretimini doğrudan ortadan kaldırmak yerine, mahsulün kimyasal etkinliğini düşürmeyi amaçlayan, yıllara yayılan, büyük ölçüde gizli yürütülen ve “havadan tohumlama” gibi son derece sıra dışı yöntemlere dayanan bir programı devreye soktuğunu ortaya koyuyor.

Bu tercih, emperyalist savaşın yalnızca silahlı çatışma ve askeri kontrolle sınırlı olmadığını, yeri geldiğinde biyolojik süreçleri, ekolojik dengeleri ve tarımsal üretimi de müdahale alanı olarak kurgulayan bir yönetimsellik biçimiyle işlediğini gösteren yakın bir örnek olarak karşımızda duruyor.

CIA’nin Afganistan’daki afyon üretimini sabote etmeye dönük gizli operasyonun perde arkası

Afganistan’da yirmi yıl boyunca süren yıpratıcı savaş boyunca Amerika Birleşik Devletleri gökyüzünden sayısız silah, milyonlarca ton da mühimmat bıraktı. Predator insansız hava araçlarından fırlatılan Hellfire füzeleri mesela. Hatta var olan en güçlü nükleer olmayan bomba olan “Tüm Bombaların Anası” dahi kullanıldı. Ancak tüm bu konvansiyonel mühimmatların arasında, çok daha küçük bir şey de vardı: Haşhaş tohumları. Milyarlarcası.

The Washington Post’un öğrendiğine göre, CIA on yılı aşkın bir süre boyunca kesintili biçimlerde de olsa, Afganistan’ın son derece kârlı haşhaş üretimini gizlice manipüle etmeyi amaçlayan cüretkâr ve son derece gizli bir program yürüttü. Bu kapsamda Afgan çiftçilerin tarlaları, içindeki kimyasalların hemen hemen hiçbiri eroine dönüştürülemeyen bitkileri filizlendiren, özel olarak modifiye edilmiş tohumlarla kaplandı.

Daha önce kamuoyuna hiç açıklanmamış olan bu gizli program, 2001–2021 yılları arasındaki ABD önderliğindeki Afganistan savaşının ve Latin Amerika’dan Asya’ya, ABD’nin küresel uyuşturucuyla mücadele çabalarının uzun ve çalkantılı tarihinin rapor edilmemiş bir bölümünü oluşturuyor. Programın varlığı, bu gizli operasyonun çeşitli yönlerine aşina olan ve ancak anonimlik koşuluyla konuşan 14 kişi tarafından da doğrulandı.

Bu programın ortaya çıkışı, uyuşturucuyla savaşın yeniden güvenlik gündeminin merkezine oturduğu bir döneme tesadüf ediyor. Malum, ABD Başkanı Donald Trump, batı yarımküredeki uyuşturucu kartellerine karşı savaş ilan etti; Karayipler ve doğu Pasifik’te sözde uyuşturucu teknelerine yönelik onlarca ölümcül saldırı emri verdi, kartelleri “terör örgütü” olarak tanımladı ve bölgeye büyük bir deniz ve hava gücü sevk etti. Ayrıca CIA’e, uyuşturucu kaçakçılarına ve onların destekçilerine karşı saldırgan gizli eylemlerde bulunma yetkisi verdi.

Geçmişteki uyuşturucu savaşlarına katılmış eski yetkililere göre, bu son girişimin de, tıpkı iki on yıl önce Afganistan’daki afyonla mücadelede olduğu gibi, başarılı olup olmayacağı belirsiz.

2000’lerin başında Afganistan’da büyüyen afyon ticareti, Amerikan birliklerinin Taliban’ı yenmek, terörist grupları ortadan kaldırmak ve Batı destekli zayıf hükümeti istikrara kavuşturmak için ölümcül şekilde mücadele verdiği bir dönemde, ABD’nin hedeflerini baltalıyordu. Afgan eroini, dönemin Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin hükümetinde ve eyaletlerde yolsuzluğu besliyor, Taliban’ın silah ve teçhizatının finansmanına katkı sağlıyordu. Aynı zamanda küresel eroin arzının büyük kısmını oluşturan bu uyuşturucuların önemli bir kısmı Avrupa’ya ya da eski Sovyetler Birliği coğrafyasına yöneliyordu.

Batılı müttefikler ile ABD hükümet kurumları, Afganistan kırsalındaki [Hamid] Karzai desteğini zayıflatmadan mahsulü nasıl azaltabilecekleri konusunda sert tartışmalara girdi. Diplomatlar ve uyuşturucuyla mücadele yetkilileri, havadan herbisit püskürtülmesinden tüm Afgan haşhaş mahsulünün satın alınıp yurtdışında ilaca dönüştürülmesine kadar türlü seçeneği tartıştı.

Bu arada, CIA, neredeyse hepsinden habersiz biçimde, kendi gizli eroin yok etme programını yürütüyordu. Program, Afgan savaşı sırasında ciddi mali kaynaklara sahip olan istihbarat teşkilatının Suç ve Uyuşturucu Merkezi tarafından yürütülüyordu. Programa hakim olan üç kişinin aktardığına göre, değiştirilmiş haşhaş tohumlarının havadan bırakılması 2004 sonbaharında başladı. Operasyon en az bir kez durduruldu ve 2015 civarı da sona erdi.

Programdan haberdar olan kişilere göre, başlangıçta İngiliz C-130 uçaklarını kullanan gizli operatörler, tespit edilmemek için gece uçuşları gerçekleştirdi ve Afganistan’ın geniş haşhaş tarlalarının üzerine özel olarak geliştirilen milyarlarca tohum saçtı. Hava yoluyla yapılan bu dağıtımlar, haşhaş üretiminin merkezleri olan Nangarhar ve Helmand eyaletlerinde gerçekleştirildi.

Bilindiği kadarıyla, tohumlar daha yakın zamana kadar yaygın olmayan bir teknoloji olan gen düzenleme ile genetik olarak değiştirilmemiş, ancak zaman içinde eroin üretmek için kullanılan alkaloid kimyasalları daha az barındıran bir bitki üretmek için yetiştirilmiş ve seçilmişti. Tohumların ne zaman ve nasıl geliştirildiğine dair ayrıntılar ise belirsizliğini koruyor. Ancak programın tanıklarından bir kişi, yetiştirmenin birkaç yıl sürdüğünü ve doğal haşhaş tohumlarıyla melezleme yapıldığını kaydetti.

Tohumlar atıldıktan sonra amaç, bu tohumlardan filizlenen bitkilerin yerli bitkilerle çapraz döllenerek zamanla baskın tür haline gelmesi ve böylece genel mahsulün etkinliğini düşürmesiydi.

Programın bütçesi, kaç uçuş yapıldığı ve etkinliğine dair somut ölçütler dâhil olmak üzere birçok yönü hâlâ gizli tutuluyor. Program o kadar dar bir çevrede biliniyordu ki, George W. Bush ve Barack Obama dönemlerinde Afganistan politikalarında görev almış bazı üst düzey Pentagon ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri ya varlığından haberdar olmadıklarını ya da kulaklarına yalnızca birtakım söylentiler geldiğini söylediler.

İki eski ABD’li yetkiliye göre CIA, uçuşları ve operasyonun diğer unsurlarını yürütmek için Bush’tan, “finding” olarak bilinen gizli yazılı bir yetkilendirme belgesi aldı. Bu belge, programı en azından ABD hükümeti nezdinde yasal kılıyordu.

CIA sözcüsü, Washington Post’un yayımlamayı planladığı ayrıntıların bir listesinin kendilerine sunulmasının ardından yorum yapmayı reddetti. Bush ve Obama yönetimlerinin eski sözcüleri de konuya dair herhangi bir yorum yapmadılar.

CIA programı başlattığında Karzai liderliğindeki Afgan hükümetinin bilgilendirilmediği konuya vakıf kişilerce ifade ediliyor. Afganların daha sonra öğrenip öğrenmediği ise belirsizliğini koruyor. Karzai, bir yardımcısı aracılığıyla iletilen yorum talebine yanıt vermedi.

Washington’daki Britanya Büyükelçiliği de yorum talebine dönük bir cevap vermedi.

2002 ile 2010 yılları arasında Birleşmiş Milletler Uyuşturucu ve Suç Ofisi’nin başında bulunan Antonio Maria Costa, CIA’nin yürüttüğüne benzer bir program hakkında fısıltılar duyduğunu, ancak hiçbir zaman teyit alamadığını söyledi.

Afganistan’daki program 2015 gibi sona ererken, ABD’li yetkililer aynı alışılmadık yöntemin, önemli bir diğer eroin üreticisi olan Meksika’daki haşhaş tarlalarına uygulanmasını tartıştı. Ancak bu plan, Meksika’da haşhaşın engebeli arazide küçük parseller halinde yetiştirilmesi nedeniyle, güneybatı Afganistan’daki düz arazilere kıyasla havadan tohumlama için çok daha zor bir hedef oluşturduğu gerekçesiyle rafa kaldırıldı.

“Kalıpların dışında düşünme”

Afganistan’daki genel uyuşturucuyla mücadele kampanyasının tam bir başarısızlık olduğu Batılı yetkililer tarafından da kabul ediliyor. Washington’daki kurumlar arası çekişmeler, uluslararası çabaya öncülük eden Britanya dâhil müttefiklerle yaşanan gerilimler, Karzai ve hükümetinden gelen sürekliliği olmayan destek ve haşhaş tarımının kırsal Afganistan’ın kültürüne ve ekonomisine kök salmış olması programın sonunu getirdi.

Pentagon, Afgan uyuşturucu savaşına daha derin biçimlerde dâhil olmaya defalarca direndi; bunun İslamcı teröristleri ortadan kaldırma ve Taliban’la savaşma misyonundan saptırdığını savundu.

Buna karşın, bazı eski CIA ve Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, istihbarat teşkilatının haşhaş mahsulünün etkinliğini düşürmeye yönelik tohumlama programının bir süre için başarılı olduğunu söylediler. Fakat program aynı zamanda son derece pahalıydı ve CIA Suç ve Uyuşturucu Merkezi’nin operasyonel bütçesini adeta yiyip bitirdi.

Trump’ın ikinci yönetimi altında ise batı yarımküre merkeziyle birleşen CIA biriminin bütçesi artık gizli tutuluyor.

Programla ilgili raporları okumuş eski bir ABD’li yetkili, “İşe yaradığına dair bir his vardı, ama belki de zamanla etkisi azaldı. Elde edilen fayda, katlanılan maliyete değmiyordu” dedi. “Bu aslında CIA’in yaratıcı, kalıpların dışında düşünmesine bir örnek. Bir sorun kinetik olmayan, askeri olmayan bir şekilde ele alınıyordu.”

Programdan haberdar olan diğer kişiler ise sonuçlardan daha az etkilenmiş, bunun Afgan afyon üretiminde kalıcı bir düşüş sağlamadığını ve olsa olsa Bush yönetimindeki politika yapıcıların Afganistan’ın uyuşturucularına karşı savaşta zor kararlardan kaçınmasına yardım ettiğini söylüyorlar.

Afganistan’ın Yeniden İnşası Özel Teftiş Heyeti (SIGAR) 2018 tarihli raporu şu sonuca vardı: “ABD, koalisyon ortakları ya da Afgan hükümeti tarafından yürütülen hiçbir uyuşturucuyla mücadele programı, haşhaş ekimi veya afyon üretiminde kalıcı bir azalma sağlamamıştır.” Açık ki SIGAR, CIA’nin gizli operasyonundan haberdar değildi.

2001’den itibaren ABD, Afganistan’dan çıkan eroin akışını durdurmaya çalışmak için yaklaşık 9 milyar dolar (13,7 milyar dolar) harcadı. SIGAR raporu, BM ve CIA verilerine atıfta bulunarak, Afganistan’daki haşhaş üretiminin 2007–2011 yılları arasında kayda değer biçimde düştüğünü, ardından yeniden yükseldiğini ve 2016’dan sonra hızla arttığını ortaya koyuyor. Taliban, yıllar boyunca eroin hattından kâr sağladı; ancak ABD’li yetkililer bunun mali yapıdaki ağırlığı konusunda net bir sonuca varmış değiller.

Püskürtme savaşı

ABD, onlarca yıldır küresel ölçekte yasadışı uyuşturucularla mücadele ediyor, sevkiyatları engelliyor, kaçakçılık ağlarına sızıyor ve uyuşturucu baronlarını iade ettiriyor. Trump, bu sorunu uluslararası terörizmle aynı seviyede bir ulusal güvenlik tehdidi olarak tanımladı ve birçok eski yetkili ile hukuk uzmanının uluslararası hukuku ihlal ettiğini söylediği, denizdeki sözde kaçakçılara yönelik askerî güç kullanımına izin verdi. Ayrıca ekonomik gücü de kullandı. Çin’in ölümcül sentetik uyuşturucu fentanilin üretiminde kullanılan öncü kimyasalların ihracatını sınırlaması halinde gümrük tarifelerini düşürebileceğini öne sürdü.

Washington, narkotik amaçlı yetiştirilen bitkilere karşı çeşitli yöntemler denedi. Kolombiya’da, ABD fonları, kokain yapımında kullanılan koka plantasyonları üzerinde yaygın havadan glifosat herbisiti püskürtülmesini finanse etti. ABD’li yetkililer bu programın mahsulü azaltmada başarılı olduğunu iddia etti. Peru’da ise Amerikan uyuşturucuyla mücadele kurumları herbisit içeren bir pelet test etti; ancak eski bir ABD’li yetkilinin söylediğine göre bu peletler hiç atılmadı.

Afganistan’da Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası Narkotik ve Kolluk Kuvvetleri Bürosu, Kolombiya modeline dayanarak agresif havadan herbisit püskürtülmesini savundu.

Pentagon, CIA ve Britanya hükümeti püskürtmelere karşı çıktı; bunun Afgan halkını Taliban’dan koparma çabalarına zarar vereceğini savundular. Afganistan’ın tarıma dayalı toplumunda kimyasalların yeraltı sularını zehirleyebileceğini söyleyen üst düzey Afgan yetkililer de aynı biçimde karşı çıktılar.

Eski Kolombiya büyükelçisi olan dönemin Afganistan Büyükelçisi William Wood, püskürtme konusunda o kadar ısrarcıydı ki, üç eski üst düzey yetkiliye göre, glifosatın güvenli olduğunu kanıtlamak için Kabil’deki Mesud Meydanı’nda bir glifosat küvetinin içine speedo mayo ile oturmayı teklif etti. Wood, “Kimyasal Bill” olarak anılmaya başlanacaktı.

Eski bir üst düzey Bush yönetimi yetkilisinin aktardığına göre ise, Bush bir video telekonferansta Karzai’ye, “Ben püskürtmeden yanayım,” dedi. Afgan liderin yanıtı sertti: “Afganistan’da değil.”

ABD’li yetkililer, Afgan hükümetinin eninde sonunda herbisit planını onaylayacağından o kadar emindi ki, SIGAR raporuna göre, glifosat ve yerden püskürtme ekipmanını Kabil’e taşıdılar. Ancak Afgan kabinesi Ocak 2007’de bu fikri reddetti. Birden fazla eski ABD’li yetkiliye göre Afgan haşhaşına yönelik kayda değer bir herbisit püskürtmesi hiçbir zaman gerçekleşmedi.

Püskürtme konusundaki çıkmaz uzadıkça, Bush yönetimi daha alışılmadık kontrol stratejilerini araştırdı.

Taliban ile uyuşturucu kaçakçıları arasındaki bağlar üzerine 2009’da bir kitap yazan eski gazeteci Gretchen Peters, “Sürekli bir tür sihirli çözüm arıyorlardı” diyecekti.

Bazı öneriler gerçekten egzotikti. İki eski yetkiliye göre Dışişleri Bakanlığı yetkilileri, mantarların ürettiği zehirler olan mikotoksinlerin kullanılmasını bile tartıştı. 1998’den itibaren Birleşmiş Milletler ve ABD, Özbekistan’daki eski bir Sovyet laboratuvarında afyon haşhaşını enfekte eden ve öldüren bir mantar üzerine olan araştırmaları finanse etmişti.

Ancak bir sorun vardı. Bu zehirler, haşhaşın yanı sıra Afganistan’daki gıda mahsullerini de öldürebilir, bu da geniş çaplı bir kıtlığa yol açabilirdi.

Bush’un Ulusal Uyuşturucu Kontrol Politikası Ofisi Direktörü John Walters, “Güvenli olmayan bir patojen kullanamazdık. Bu biyolojik savaş olurdu” dedi. Şu anda Hudson Enstitüsü’nün başkanı olan Walters, CIA’nin haşhaş tohumu programı hakkında başka bir yorum yapmayı ise reddetti.

Kasvetli bir hasat

Herbisit püskürtme tartışmaları sürerken, CIA’nin gizli programı ilerledi ve 2004’te havadan tohumlama başladı. Operasyon, dikkatli zamanlama ve karmaşık bir organizasyon gerektiriyordu, zira öncesinde de yıllarca süren gizli tarımsal araştırmalar yapılmıştı. Süreci yakından bilen birine göre, tohumlar ABD’deki bir tesiste yetiştirildi, normal haşhaş bitkileriyle melezlenerek sonuçlar test edildi ve ardından kitlesel miktarlarda üretilmeye başlandı.

Tohumlar, Afgan çiftçilerin kendi tohumlarını ektiği sonbahar sonunda atılmalıydı. Programa dair başlangıç aşamalarını bilen eski bir üst düzey ABD’li yetkili, Afgan bir haşhaş çiftçisinin olağandışı bir durum fark etmemesi için “fazla dikkat çekmemesine özen göstermek”, ama aynı zamanda “zamanla baskın mahsul ya da haşhaş türü haline gelmesini sağlamak” gerektiğini söyledi.

Amerikan bitkileri neredeyse hiç morfin içermemekle kalmıyor, aynı zamanda erken filizlenmeleri ve özellikle canlı kırmızı çiçekler üretmeleri için yetiştiriliyordu. CIA, bunun Afgan çiftçileri cezbederek bitkilerin tohumlarını hasat edip yeniden ekmelerini sağlayacağını umuyordu.

Yetkililer, çiftçilerin tohumların bir kısmını saklayıp satmasını ve bu tohumların ülkenin hareketli tarım pazarları aracılığıyla yayılmasını da umut ediyordu.

Eski bir üst düzey ABD’li yetkiliye göre, havadan tohumlama yapılan bölgeler, değiştirilmiş bitkilerin baskın tür haline gelmesi amacıyla sonraki yıllarda yeniden hedef alındı.

Yine programa aşina iki kişinin aktardığına göre, ilerleme çeşitli yollarla değerlendirildi. Hava gözetleme ve uydu görüntüleri, çiftçilerin verimsiz bitkileri tarlalarından temizlediğini gösteriyordu. Elektronik dinlemeler de afyon üreticileri arasındaki konuşmaları kaydediyordu. Hatta ABD’li yetkililer ara sıra çiftçi tarlalarında ziyaretlerinin gerçek amacını gizleyerek yerinde kontroller dahi yaptı.

Bu CIA operasyonu, Obama’nın 2009’da göreve başlamasının ardından da devam etti ve zaman zaman Beyaz Saray’da, hükümet genelinden üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin yer aldığı Başkan Yardımcıları Komitesi toplantılarında tartışıldı.

Epey maliyetli olan bu program, birçok kişinin aktardığına göre, mali sıkıntılar nedeniyle sona erdi. CIA’nin uyuşturucuyla mücadele merkezinin bütçesi daraltılıyordu ve istihbarat teşkilatı, Pentagon, Uyuşturucuyla Mücadele Dairesi ve Dışişleri Bakanlığı’nı haşhaş tohumu dağıtımını finanse etme meselesine ikna etmeye çalıştı.

Programın son yıllarında Dışişleri Bakanlığı’nın Uluslararası Uyuşturucu ve Kolluk İşleri Bürosu, uçak yakıtı, bakım ve onarım masraflarını üstlendi, fakat havadan tohumlama bir daha gerçekleştirilmedi.

Yaklaşık 20 yıldır, Afgan çiftçiler arasında yabancıların haşhaş mahsulünü gizlice püskürterek, kullandıkları gübreyi katıştırarak veya kasıtlı biçimde hastalık yayarak sabote ettiğine dair ısrarcı söylentiler var. Görünen o ki, bu söylentiler tamamen temelsiz değilmiş.

ABD ordusu ve tabii CIA, 2021’de kaotik bir şekilde Afganistan’dan çekildiğinde, BM Uyuşturucu ve Suç Ofisi verilerine göre, afyon ticareti Afganistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 9 ila 14’ünü, yani 1,8 ila 2,7 milyar dolarlık bir kısmını oluşturuyordu.

Taliban ülkenin kontrolünü yeniden ele geçirdikten sonra afyon üretimini yasakladı. Nitekim 2023 itibariyle afyon ekimi yüzde 95 oranında azaldı. Ancak BM’ye göre ürün geçen yıl yüzde 19 oranında toparlandı ve CIA’nin bir zamanlar hedef aldığı geleneksel haşhaş bölgelerinden ülkenin kuzeydoğusuna doğru kaydı.(Warren P. Strobel/The Age-Çev. Leman Meral Ünal/Harici)