Devrim Muhafızları Ordusu Genel Komutanı Danışmanı Hamidrıza Mukeddemfer, Al-Mayadeen haber ağına verdiği mülakatta İran İslam Devrimi'ne karşı yürütülen uzun terörizm tarihine değinerek şunları söyledi: "Devrimin tüm yılları boyunca, hem İsrail, ABD ve Avrupalıların arkasında durduğu devrik Saddam rejiminin dayattığı savaş döneminde hem de sonrasında ABD, Avrupa ve yine Irak'taki Baas rejimi tarafından desteklenen münafıkların fitneleriyle karşı karşıya kaldık. Bugün hâlâ varlığını sürdüren bu gruplar, en az on yedi bin terör operasyonu gerçekleştirdi."
Mukeddemfer, son bir yıldaki olaylara ve geçen Haziran ayında İsrail ile yaşanan 12 Günlük Savaş'a değinerek şu eklemeyi yaptı: "Son fitne farklıydı çünkü ilk kez İsrail ve ABD, İran İslam Cumhuriyeti'ne açıkça saldırdı. Daha önce perde arkasından hareket ediyorlardı ancak bu kez devrime darbe vurmak için alenen sahneye çıktılar. 12 Günlük Savaş'ta gerçek yüzlerini gösterdiler ve aşağılayıcı bir yenilgiyle karşılaştılar; hiçbir hedeflerine ulaşamadıkları gibi çok büyük bir hesap hatasına düştüler."
Son kargaşaların öngörülebilir olduğunu belirten Mukeddemfer: "İsrail'in 12 Günlük Savaş'taki yenilgisinden bugüne kadar bu son fitneyi bekliyorduk. Dolayısıyla kimse şaşırdığımızı söylemesin. Sert savaşta (askeri) yenilen düşmanın kesinlikle yumuşak savaşa yöneleceğini biliyorduk. İsrail, İran hükümetini üç gün içinde devireceğine ve Rıza Pehlevi'yi veya istedikleri herhangi birini iş başına getirebileceklerine dair ABD'ye garanti vermişti ancak yine ağır bir yenilgi aldılar. Hatta ateşkes ilan edilmesi ve füze atışlarının durdurulması için yalvarması üzere Witkoff'u öne sürdüler" dedi.
Mülakatın bir diğer bölümünde düşmanın son fitnedeki başarısızlığına değinen Mukeddemfer: "Yenilgilerinin en net işaretlerinden biri, İran halkının birliği ve düşmanla iş birliği yapmamasıydı. Dünyanın da gördüğü gibi, bu geniş çaplı fitneye ve içerideki çok sayıda sızma unsura rağmen İran, bu fitneyi 48 saat içinde ezmeyi başardı ve durumu tamamen kontrol altına aldı. Bu, İran'ın gücünün bir göstergesidir. Amerikalılar bu aşamada da ağır bir yenilgi aldılar; hem sert savaşta hem de yumuşak savaşta başarısız oldular ve hatta sokağı bile kaybettiler. Bugün ise müzakerelere girmek istediklerini ilan ettiler" ifadelerini kullandı.
İran ve ABD arasındaki müzakereler hakkında ise şunları söyledi: "Daha önce müzakere yanlısı olduğumuzu ancak bunun belirli şartları olduğunu açıklamıştık. Müzakere, emir ve talimatların dayatılması anlamına gelmemeli; aksine gerçekçi ve adil bir şekilde yapılmalıdır. Tek taraflı emirler dayatılacaksa bu artık müzakere değildir. Müzakere; karşılıklı al-ver, diyalog ve aktif diplomasidir, zorbalık değil. Adil olması durumunda müzakereyi kabul edeceğimizi belirttik; her ne kadar geçmişteki aldatmacaları ve ihanetleri nedeniyle Amerikalılara güvenmesek de."
ABD'nin dört şartını reddettiklerini vurgulayan Mukeddemfer: "Amerikalılar başlangıçta müzakereler için dört şart ileri sürdüler: Füze programının dahil edilmesi, İran'ın rolü ve direniş eksenine desteği, son fitne konusunun ele alınması ve bu unsurların liderlerinin yargılanmasının azaltılması. Biz bu şartların tamamını reddettik ve pozisyonumuzu koruduk. Bunun üzerine geri adım atarak 'Pekâlâ, sadece nükleer dosya' dediler. Biz de bunu kabul ettik. Zaman ve mekan ise şekli meselelerdir" dedi.
Müzakerelerin Maskat'ta (Umman) yapılmasına karar verildiğini ve bunun yeni bir müzakere değil, önceki müzakerelerin devamı niteliğinde olduğunu belirten Mukeddemfer: "Müzakere masasında, mekanında ve çerçevesinde İran'ın iradesi açıkça tecelli etmelidir ve onlar da buna boyun eğdiler. Müzakerelerin konusu sadece ve sadece nükleer dosyadır. Başka hiçbir dosyayı kabul etmeyeceğiz ve onlar da bu konuda mutabık kaldılar" diyerek sözlerini tamamladı.(Tesnim)



