Gerilimin tırmanması ve ittifakların çatırdamasıyla birlikte Yemen, bir kez daha daha geniş çaplı bir emperyal çatışmanın ön cephesinde yer alıyor. Riyad ve Abu Dhabi nüfuz ve toprak için mücadele ederken, Ali el-İmad'a göre asıl savaş Körfez monarşileri arasında değil, Yemen halkının iradesine karşı veriliyor. Ayrıca bu savaş Arap Yayımadası'ndan çok uzaklardan yönetiliyor.

Bir zamanlar Yemen'de savaşın ortakları olan Suudi-BAE koalisyonu, Suudi Arabistan'ın güney limanlarına düzenlediği hava saldırıları ve Suudi sınırına yakın stratejik bölgelerin kontrolü konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle büyük ölçüde dağıldı.

Suudi Arabistan, BAE destekli Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) Hadramut ve El Mahra'da ele geçirdiği bölgeleri geri almak için harekete geçti, hatta GGK lideri Aydarus El Zubeydi'yi Yemen Başkanlık Konseyi'nden (YBK) çıkardı ve BAE'yi onu ülke dışına kaçırmakla suçladı.

Bu çatışmalar iki Körfez monarşisi arasında Yemen'in geleceği konusunda derin bir çatlak olduğunu ortaya koyuyor; Riyad GGK'nin kendi sınırlarına doğru genişlemesini bir güvenlik tehdidi olarak görürken Abu Dhabi kendi bölgesel nüfuzunun peşinde.

Yemen Kontrol ve Denetleme Merkezi Örgütü Başkanı ve Ensarullah'ın siyasi bürosunun kıdemli üyesi Ali el-İmad, Yemen'deki savaşın bir sonraki aşamasını The Cradle’a değerlendirdi. 

Bu özel röportajda Suudi-BAE anlaşmazlığının iç yüzünü, Washington'un çatışmanın devam etmesindeki rolünü ve Tel Aviv'in Kızıldeniz'deki askeri planlarını ortaya koydu.

El İmad, ayrıca Sanaa'nın müzakereler, askeri hazırlık ve Yemen devletinin geleceği konusundaki tutumunu da izah etti.

The Cradle: Suudi Arabistan ve BAE arasında Yemen konusunda yaşanan sürtüşmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

İmad: Şu anda tanık olduğumuz şey, ABD ve İsrail aracılığıyla küresel Siyonizm tarafından dikkatlice yönetilen bir çatışma. Bölgesel vekilleri olan Suudi Arabistan ve BAE'yi kullanıyorlar. Amaç bölgeyi mezhepsel ve bölgesel hatlar boyunca parçalayarak sonu gelmez, anlamsız savaşlara yol açmak.

Aralarındaki anlaşmazlığa rağmen Suudi Savunma Bakanı hedefin ‘Husiler’ olduğunu söylerken, BAE destekli GGK Başkanı Aydarus el Zübeydi hedefin Sanaa olduğunu açıklıyor.

Anlaşmazlık devam edecek. Suudi Arabistan diğer Körfez ülkelerine sadece birer devletçik muamelesi yapmaya ve kendisini ağabey ya da baba figürü olarak görmeye devam ediyor. Tüm bu dönüşümlerde değişmeyen tek şey, Körfez'in ABD'nin karar alma mekanizmasına boyun eğmeye devam etmesi.

The Cradle: BAE Yemen'den çekildiğini iddia ediyor. Bu gerçekten doğru mu?

İmad: BAE'nin 2019'da çekildiği iddiası tamamen göstermelikti. Asla çekilmediler. BAE'nin varlığı sahayı yöneten askeri komutanlar, istihbarat toplayan hayır kurumları, hapishaneler, paralı askerler ve kendilerine sadık elit güçler aracılığıyla devam etti.

Aden ya da Moka gibi yerlerde varlıkları azalmış olabilir ama Washington'un tam desteğiyle olayları hala gizlice yönlendiriyorlar. Özellikle de Suudi Arabistan'ın pek ilgi göstermediği Yemen adaları ve stratejik kıyı bölgeleri söz konusu olduğunda ABD onların buralardan ayrılmasına izin vermeyecektir.

Geri çekilme duyurusu siyasi bir manevraydı. Birincisi, Suudilerin beklenmedik tepkisine karşılık vermek, ikincisi ise çatışmayı daha geniş bir koalisyon hamlesi olarak yeniden markalaştırmak ve Islah (Müslüman Kardeşler'e bağlı) gibi yeni vekilleri Sanaa'ya karşı mücadelede daha büyük bir rol oynamaları için devreye sokmak.

The Cradle: Suudi Arabistan ile müzakerelerde son durum nedir?

İmad: Görüşmeler tıkanmış durumda. Tutuklular meselesinde bazı gelişmeler dışında her mesele kilitlendi. Yaklaşık iki yıl önce kararlaştırılan yol haritası Riyad'ın taahhütlerini yerine getirmemesi nedeniyle çıkmaza girdi.

Suudi Arabistan, Gazze ve Yemen'deki gelişmelerden sonra yanlış bir şekilde üstünlüğünü koruduğunu düşünüyor. Bu aşamada abluka ve ekonomik baskı yoluyla bizden taviz koparmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor.

Siyasi düzeyde Suudi Arabistan'ın bu girişimini kabul etmeyeceğiz. Yemenliler kendi aralarında uzlaşmaya varabilirler. YBK'nin (cephe hatlarına bölünmüş milisler) lideri olarak bize dikte edilen hiç kimse Yemen'in geleceğinin bir parçası olmayacak.

Suudi Arabistan bir çözüm arayışında değil. İstihbarat verileri, İsrail'in açıklamaları ve yeni bir çatışma hazırlığına dair sızıntılar, siyasi uzlaşıdan ziyade askeri tırmanışa doğru bir yöneliş olduğunu gösteriyor.

The Cradle: İran-Suudi uzlaşması Yemen dosyasını etkiledi mi?

İmad: Kesinlikle hayır. Suudi Arabistan'ın bölgedeki hareketleri özgür iradesinden değil, Batı'nın dayattığı ve onu bölgede başlıca müttefiki konumuna getiren rolden kaynaklanıyor. Dolayısıyla, her türlü olumlu tutum hala ABD-Siyonist ajandası tarafından kısıtlanıyor.

Riyad, Gazze savaşını kazandığını düşünüyor ve bölgesel dinamikler üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmek istiyor. Ancak bu bir yanılgı. İran ile gerçek bir yakınlaşma yok. Hiçbir şey değişmedi. Düşmanlık devam ediyor, medya retoriği hala agresif, politikalar düşmanca ve Suudi Arabistan casusluk merkezi olmaya devam ediyor.

Şişirilmiş özgüven tehlikelidir. Esasında Suudi Krallığı oldukça kırılgan bir pozisyonda; İdeolojik dayanakları zayıflamış ve ordusu büyük savaşları sürdüremeyecek kadar aciz durumda.

ABD'nin planı, Suudi Arabistan'ı istikrarın değil kaosun bir aracı olarak kullanmaya devam etmek. Ekonomik projeler sadece ağrı kesici işlevi görüyor. Uzun vadeli hedef, Suudi Arabistan'ın parçalanması bile olabilir.

The Cradle: Suudi Arabistan veya müttefikleri yeni bir saldırı başlatırsa, Ensarullah'ın tepkisi ne olacak?

İmad: Sanaa'ya karşı yapılacak herhangi bir askeri tırmanış, bir grubun başlatacağı herhangi bir saldırı veya savaş, Suudi Arabistan'ın öncülüğünde gerçekleştirilen bir eylem olarak değerlendirilecek.

Tüm yerel unsurlar ve paralı askerler istihbarat görevlileri tarafından yönlendiriliyor ve güneyde yaşananlar bunun kanıtı.

Hedeflerimiz önemli ölçüde genişledi. Suudi Arabistan, sadece askeri değil, siyasi ve sosyal açıdan da bu savaşın tüm maliyetini üstlenecek.

Savaş meydanı artık hazır. Biz hala siyasi çözümden yanayız, özellikle de ekonomik alanda. Ancak bu sorunu siyasi olarak çözemezsek, liderimiz Abdülmelik el-Husi‘nin de söylediği gibi: ‘Bankalara bankalarla, Sanaa havaalanına Riyad havaalanıyla, limanlarımıza yönelen saldırıları da Suudi limanlarını vurarak yanıt vereceğiz. 

The Cradle: ABD ve İngiltere istihbarat servisleri bu savaşta nasıl bir rol oynuyor?

İmad: Amerikalıların ve Siyonistlerin en önemli silahlarından biri teknoloji ve sahadaki istihbarat ağlarıdır.

On farklı casus ağını ortaya çıkardık ve bunlardan üçünü kamuoyuna açıkladık. Bu hücreler, gelişmiş ekipmanlarla ve Riyad'daki Suudi ve İngiliz subayların komutası altında faaliyet gösteriyordu. Diğerleri ise BM'ye bağlı STK'lara sızmıştı.

Medyaya henüz açıklamadığımız çok büyük bir dosya var. Açıklanırsa, bu örgütlerin yürüttüğü tehlikeli casusluk faaliyetleri ortaya çıkacak ve istihbarat teşkilatlarının doğrudan müdahale etmesine gerek kalmayacak.

The Cradle: İsrail'in Yemen ve Kızıldeniz'deki hedefleri nelerdir?

İmad: İsrail'in BAE vasıtasıyla Yemen'de, Kızıldeniz ülkelerinde ve hatta Suudi Arabistan içinde yaptığı hamleler, uzun süredir “Büyük İsrail” veya ABD'nin tanımladığı şekliyle “Yeni Ortadoğu” olarak adlandırılan projenin bir parçası, açık bir tehdit.

Bu aldatmaca, itaatkar rejimler ve kısa vadeli infiallerle kolayca dikkatleri dağılan halk tarafından da destekleniyor.

Somaliland'i tanımak ve Eritre'de üs kurmak gibi Kızıldeniz çevresindeki hamleleri, BAE ile beraber koordine edilen askeri yapılanmanın bir parçası. Bunlar, gelecekteki savaşlar için hazırlık çalışmaları.

The Cradle: Ensarullah, Direniş Ekseni ile birleşik cepheden söz etti. Bu hala temel bir doktrin mi?

İmad: Ensarullah lideri, direniş cephelerinin dayanışmasının geçici bir durum değil, Direniş Ekseni'nin temel ilkelerinden biri olduğunu savunuyor. Yemen'in son iki yıldır üstlendiği öncü role rağmen, direnişin gerçek liderleri ve amirlerinin Lübnan ve Filistin gibi direnişin sarsılmaz olduğu topraklarda olduğunu bilerek hareket ediyoruz.

Direniş cephelerinin birlikteliği, en tehlikeli Batı projelerini, özellikle de mezhepsel bölünmeyi engelledi. Son dönemde kararlılığımız ve azmimiz daha da güçlendi.

The Cradle: Ensarullah, Yemen için nasıl bir siyasi gelecek öngörüyor?

İmad: Dönüşüm süreci, siyasi ve ekonomik durumu tüm çıplaklığıyla ortaya çıkan karşımızdaki tarafın medya propagandasının aksine ciddi bir süreç.

Ulusal Diyalog Konferansı'na katılmıştım ve federalizm konusunu tartışmaya açıktım. Ancak kısa sürede bunun, Suudi ve Amerikan çıkarlarına hizmet etmek için ülkeyi mezhepsel sınırlar boyunca bölmek için hazırlanmış yanıltıcı bir plan olduğunu gördük.

Ademi merkeziyetçilik ve federal projeler hiçbir zaman halka hizmet etmek için değil, Yemen'i sonsuz bir çatışmanın içine sürüklemek için tasarlanmıştı. Bugün güneyde önerilen proje, özgür ve müreffeh bir devlet kurmayı değil, savaş alanını genişletmeyi amaçlıyor. Bu nedenle, halkın ve toprağın birliği dışında başka bir çözüm olduğunu düşünmüyoruz.

The Cradle: Bu aşamada Yemen halkına, Direniş Ekseni'ne ve düşmanlarınıza ne mesaj gönderiyorsunuz?

İmad: ABD veya İsrail'e güvenmek ölümcül bir yanılsamadır. Gazze, Irak ve Afganistan'daki deneyimler, Batı bloku projelerini ne kadar hoş sloganlarla süslerse süslesin, sadece yıkım getirdiğini ispatlamıştır.

Kritik ve zor, ancak tarihi bir aşamadayız. Ensarullah, tüm baskılara rağmen zaferle bu yolda sizinle birlikte yürümeye devam ediyor.

Batı'nın planı açık: Asıl hedef Yemen değil, sizsiniz. Sanaa kararlı, diğerleri ise kolay av olarak hazırlanıyor.

Ensarullah bu dönemi açık bir yüzleşme olarak görüyor. Yıllar süren direnişle kazanılan halkın farkındalığı ve savaş alanındaki deneyimlerimizle, bu komplolara karşı koymak için Allah'ın yeryüzündeki eli olacağız.(Mawadda Iskandar/The Cradle)