Suriye'nin kendi kendini atayan başkanı, Heyet Tahrir el-Şam terör örgütünün ve ülkeye hakim olan isyancıların elebaşı Ebu Muhammed el-Colani, geçtiğimiz aylarda Suriye halkını ve özellikle azınlıkları bastırarak ülkeyi Siyonistlerin oyun alanına çevirmesiyle eşzamanlı olarak kendini güçlü hissederken, "Hizbullah'tan intikam alma" adı altında Lübnan'a karşı askeri bir eylem gerçekleştirme hezeyanlarına kapılmış durumda; bu da kendisine bağlı medya organları ve platformlar tarafından sürekli olarak pompalanıyor.
Colani'nin Hizbullah'tan intikam alma büyük hezeyanı
Bu bağlamda Ebu Muhammed el-Colani rejiminin Lübnan'a saldırma veya Siyonist rejimin bu ülkeye olası yeni bir saldırısına katılma niyetine ilişkin haberler medyada periyodik olarak yayınlanıyor. Örneğin yaklaşık bir ay önce Lübnan medyası, bu ülkenin üst düzey güvenlik yetkililerinin Suriye ile olan sınırlardaki güvenlik durumunun kötüleşmesinden giderek daha fazla endişe duyduklarını bildirdi.
Lübnan'ın El-Ahbar gazetesi bu bağlamda, Lübnanlı yetkililerin bu endişelerinin, bazı üst düzey Lübnanlı yetkililerin Colani'nin Heyet Tahrir el-Şam'ın bazı elebaşlarıyla yaptığı gizli bir toplantıdan bilgi almasının ardından arttığını ve bu bilginin Colani'nin "Şimdi sıra Hizbullah'ta ve biz intikam almayı asla unutmayacağız" dediğini gösterdiğini bildirdi.
Lübnanlı güvenlik kaynakları, Colani'nin bu lafazanlıklarının bir ölçüde geçen Aralık ayında ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesinin ardından oluşan siyasi atmosfere dayanabileceğini söyledi; Colani bu görüşmede bölgedeki (direniş gruplarını kastederek) "terörizm" olarak adlandırdığı şeyle mücadele planında Amerika ile işbirliği sözü vermişti.
Bu rapora göre, Amerikalılar Suriye'nin doğusundaki Kürtleri terk ettikten sonra, Colani Washington'un kendisini tamamen desteklediğini ve bu nedenle kendini güçlü hissedebileceğini düşündü.
Colani'nin Suriye halkını katlederek elde ettiği kof gücü!
Ancak El-Ahbar, bugün çarşamba günü yayınladığı yeni raporunda, Colani tarafından gövde gösterisine dair geniş çaplı medya kampanyaları başlatıldığını; Suriye Demokratik Güçlerinin (SDG) Haseke eyaleti ile Halep'teki Kobani şehri üzerindeki kontrolünün azalması ve Colani yönetiminin Halep'in batısı, Rakka ve Deyrizor üzerindeki kontrolü gibi meselelerin propagandasının yapıldığını duyurdu.
Bu rapora göre, SDG'nin kontrolündeki bölgelerin Colani yönetimi tarafından hızla ele geçirilmesi, Colani rejiminin bu tür büyük çaplı operasyonlar yürütmek için gerekli askeri kapasiteye sahip olduğu yanılsamasını yaratmış olabilir ve ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Colani yönetimine verdiği destek, Hizbullah'ı hedef almak için Lübnan'a doğu sınırlarından saldırması için uluslararası bir kılıf olabilir.
Bu spekülasyonlar, ABD temsilcisi Tom Barrack'ın Sykes-Picot Anlaşmasının bölünmeleri hakkındaki çelişkili açıklamaları, haritaların yeniden çizilmesine ilişkin imaları, Batı'nın bölge işlerinin yönetimindeki rolünü bırakıp bu görevi bölgesel güçlere devretmesi ve Colani'nin Hizbullah'ın yeniden silahlanmasını engellemek, Filistinlileri sınır dışı etmek ve direniş gruplarına karşı herhangi bir eylemde bulunmak gibi İsrail'i memnun etmek için her şeyi yapma arzusuyla pekişiyor.
Bununla birlikte bu anlatılar, Suriye'deki somut saha gerçeklerini görmezden geliyor ve ABD hükümetinin Colani yönetimine yönelik yaklaşımının yanlış anlaşıldığını gösteriyor. Colani yönetiminin yapısının ve hatta iktidara geliş şeklinin dikkatlice incelenmesi, geniş çaplı bir askeri operasyon gerçekleştirme kapasitesinden yoksun olduğunu göstermektedir.
Mart 2025'te sahil bölgesinde, Temmuz 2025'te Süveyde'de ve Ocak 2026'dan bu yana Halep ve Suriye'nin el-Cezire bölgesinde meydana gelen olayların incelenmesi, ilk olarak bu bölgelere yapılan saldırılarda silahsız sivillerin hedef alındığını ve dolayısıyla bunun Colani yönetiminin askeri gücünün bir göstergesi olamayacağını ortaya koymaktadır.
Ayrıca Colani yönetimi, baskıcı ve mezhepçi bir karaktere sahip olan bu saldırılarda kendi askeri teşkilatını değil, kendilerini Colani rejiminin kalkanı olarak gören aşiretleri ve aşırı uç aşiret güçlerini kullanmıştır.
Öte yandan Colani yönetiminin iktidara gelişinin, Suriye'deki kaotik ortamdan, özellikle de ülkeye hakim olan kargaşanın yanı sıra şiddetli mali ve ekonomik krizden kaynaklandığı ve Colani ile diğer isyancıların askeri kapasitesiyle hiçbir ilgisi olmadığı herkes için açıktır.
Colani'nin boş silah depoları ve Hizbullah ile savaş propagandası!
Siyonist rejim, Colani rejiminin eylemsizliğinden ve isyancıların iktidara gelişinin daha ilk haftalarında verdiği yeşil ışıktan yararlanarak önceki Suriye ordusundan kalan askeri kapasiteyi tamamen yok etmişken; Colani yönetimi ve askeri teşkilatı askeri kaynaklarda önemli bir eksiklik yaşıyor ve sahip oldukları silahlar da terör örgütlerinin kullandığı hafif ve sıradan silahlardan ibaret.
Ayrıca Colani rejiminin elindeki insan gücü sayısı, bu ülkenin önceki silahlı kuvvetlerinin beşte biri bile değil ve çoğu Suriye'nin farklı bölgelerine dağılmış durumda. Bunun yanında, bu güçlerin çoğu, eski Heyet Tahrir el-Şam üyeleri dışında, kısa ve hızlandırılmış eğitimlerden geçmiş yeni işe alınmış unsurlardır.
Colani'nin askeri teşkilatı, başta topçu, tank ve hava kuvvetleri olmak üzere ciddi bir silah ve mühimmat sıkıntısı çekiyor ve Türkiye'nin desteği de hafif zırhlı personel taşıyıcılarla sınırlı.
Colani'nin Lübnan'a saldırmak için aşiret güçlerinin seferberliğine güvenemeyeceği açıktır ve bu aşiret güçleri Suriye'nin doğusunda başarılı olabildiyse, bunun nedeni ABD'nin onları terk etmesinin ardından SDG güçlerinin geri çekilmesiydi. Kaldı ki, hala büyük bir geçim ve ekonomik kriz içinde olan, hala önceki savaşın sonuçları ve Colani yönetiminin başa gelmesinin yarattığı kargaşayla boğuşan Suriye halkı, çocuklarını bu yönetim için feda etmeye razı olmayacaktır.
Öte yandan, uluslararası atmosferi bilenler, bahanesi Hizbullah'a baskı yapmak olsa bile, Lübnan'a karşı herhangi bir askeri eylem için hiçbir Amerikan, Avrupa veya Arap siyasi desteği veya kılıfı olmadığını bilirler. Ayrıca bugün Colani yönetiminin sahil bölgesi ve Süveyde'de gerçekleştirdiği katliamlar ve Suriye Demokratik Güçlerine yönelik saldırıları, Avrupa parlamentoları ve ABD Kongresinde ana tartışma konusu haline geldi ve kamuoyunun baskısını hafifletmek amacıyla Colani yönetimine yaptırım uygulanması yönünde çağrılar yapıldı.
Ancak Batı'nın karmaşık hesaplarının ötesinde, Arap medyasında, özellikle de Suudi medyasındaki bazı provokasyonlara rağmen, Arap ülkelerinin ortak tutumunun Suriye ile Lübnan arasındaki herhangi bir gerilimi önlemek olduğu açıktır. Geçen yılın mayıs ayında Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman, Lübnan ile Suriye arasındaki sınır gerilimlerini yatıştırmak için harekete geçti. Ayrıca Mısır ordusu da Lübnan ordusuna desteğini açıkladı ve geçtiğimiz günlerde Kahire'de Lübnan ordusuna destek konferansı için bir hazırlık toplantısı düzenlenmesini kabul etti.
Tüm bunlara ek olarak Colani yönetiminin kaotik durumu ve Suriye'nin iç durumu, Siyonist rejimin bu ülkeye yönelik sürekli saldırıları ve tehditleriyle birleşince Colani rejimini karmaşık zorluklarla karşı karşıya bırakıyor. Öte yandan, özellikle Colani rejiminin yirmi binden fazla IŞİD teröristinin ve ailelerinin kaçışını kolaylaştırmasının ardından IŞİD tehdidi de yeniden ortaya çıktı.
Diğer taraftan Suriye, ABD ve Batı'nın iyimser vaatlerine rağmen boğucu bir ekonomik durumla karşı karşıya kalmaya devam ediyor ve yaptırımların kaldırılmasının etkileri de uygulamada henüz görülmedi. Bu durum, Colani rejimi yetkililerinin çeşitli sektörlerdeki keyfi ve tutarsız kararları ile herhangi bir ekonomik yardım beklentisinin olmamasıyla daha da kötüleşiyor ve bu da mevcut hükümete karşı geniş çaplı halk protestoları olasılığını artırıyor.
Bu nedenle, şu anda Suriye'den Lübnan'ı tehdit eden en büyük tehlike, Suriye'deki gergin ve kaotik ortamın Lübnan'a sıçraması ve teröristlerin bu ülkeye girmesidir. Ancak Lübnan'a en çok zarar verebilecek şey, bu tehlikelerin göz ardı edilmesi ve bu ülkenin siyasi yetkililerinin Colani rejimini Lübnan'ın siyasi hesaplarına müdahale etmeye davet etmesidir.(Ajanslar)



