İran parlamentosunun Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komitesi sözcüsü İbrahim Rezai geçen hafta sonu X hesabından yaptığı paylaşımda, Tahran ile Washington arasında yapılacak görüşmeleri Başkan Donald Trump için bir “sınav” olarak nitelendirdi. Rezai'ye göre, bu görüşmeler “Amerikan askerlerinin cehenneme mi gideceklerini yoksa Amerika'ya geri mi döneceklerini” belirleyecek.
Rezai'nin yüksek perdeden söylemleri, İranlı yetkililerin son haftalarda giderek tırmanan uyarılarının bir parçası. Bu söylemler, İran'ın, ABD'nin dayatması durumunda “varoluş savaşı” olarak ifade edilen bir savaşa girmeye hazır olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle Trump, baskı politikasından askeri çatışmaya geçmeye karar verirse, Tahran'ın masada hangi seçenekleri olduğunu değerlendirmek gerekiyor.
Trump'ın tercih ettiği seçenek savaş mı?
Trump, bazen kendini göstermeye çalıştığı gibi pervasız bir deli değil. O, öngörülemezlik rolünü oynuyor ve bu rolün bir amacı var.
Aslında maliyet konusunda son derece dikkatli. Onu diğer ABD başkanlarından ayıran şey, hesap yapmaması değil, hesap yaparken kullandığı kriterler. O, kurumsal meşruiyet, ittifak konsensüsü veya uluslararası hukukla pek ilgilenmiyor.
Onun ilgilendiği şey, başkanlığının nasıl hatırlanacağı ve kararlarının makul bir bedelle somut sonuçlar getirip getirmeyeceği. Yalnızca yüksek maliyet onu frenleyebilir.
ABD, Venezuela'da rejim değişikliği peşinde koştu, ekonomik savaşı tırmandırdı, ancak acil ve ölçülebilir kayıplara yol açacak doğrudan bir askeri müdahaleden kaçındı. Trump yönetimi, Yemen'de gerilimin tırmanmasının makul bir maliyetle stratejik başarıyı garanti etmeyeceği anlaşılınca, ABD'nin bölgedeki askeri varlığını azalttı.
Washington, Lübnan ve Gazze'de ABD'nin doğrudan müdahalesini gerektirecek bölgesel bir savaşın çıkmasını defalarca önlemeye çalıştı. Trump, Ukrayna'ya verilen açık uçlu taahhütleri sorguladı ve uzun süreli bir çatışmadan ziyade durumu yeniden değerlendirmeyi tercih ettiğini açıkladı.
Bu yaklaşım tarzı gayet tutarlı. Trump söylemlerini sertleştiriyor, tehditlerinin inandırıcılığını artırıyor ve belirsizliği pekiştiriyor. Ardından şunları değerlendiriyor: Net bir siyasi sonuç elde edebilir miyim? Bunun siyasi, askeri ve ekonomik maliyeti ne olacak?
İran örneğinde, bu maliyetler ilk saldırının çok ötesine geçiyor.
Bunlar arasında Batı Asya'daki ABD üslerine yönelik olası misillemeler, İsrail'in güvenliği, savaşın petrol fiyatları ve küresel piyasalar üzerindeki etkisi yer alıyor. ABD'nin kayıplarının artması durumunda iç siyasi baskı da buna ilave edilebilir. Bunun yanı sıra, sonu olmayan uzun süreli bir bölgesel savaşa sürüklenme tehlikesi de mevcut.
ABD'nin Batı Asya'daki son savunma planlaması, doğrudan ve büyük ölçekli bir müdahale yerine bölgesel ortaklara güvenmeyi ön plana çıkarıyor. Tercih edilen yaklaşım, öncelikle Tel Aviv'e destek vererek Tahran ile dolaylı olarak hesaplaşma.
Washington'da tartışılan asıl konu, ABD'nin İran'a saldırı kapasitesine sahip olup olmadığı değil. ABD bu kapasiteye sahip. Esas endişe kaynağı, böyle bir saldırının kalıcı bir siyasi realite yaratıp yaratmayacağı. Yani; Tahran'ı caydırıp tavizler koparabilecek mi, uzun süreli bir savaşı tetiklemeden Tahran'ın tutumunu değiştirebilecek mi?
Bu belirsizlik, mevcut durumu tanımlıyor.
Tahran, Beyaz Saray'ı gözlemliyor
İranlı karar alıcılar, körü körüne hareket etmek yerine, Trump'ın maliyet hesapları ve gerginliğin tırmanmasına karşı ne kadar hassas olduğunu anlıyorlar. Onların tepkisi, ABD'nin bir askeri harekat gerçekleştirmeden önce, bu harekatın algılanan bedelini artırmak oldu.
En açık uyarı, “ABD savaş başlatırsa bunun bölgesel bir savaşa dönüşeceğini bilmeli” diyen İran’ın dini lideri Ali Hamaney’den geldi. Bu ifade çok net. Herhangi bir çatışmanın dar kapsamlı kalmayacağını işaret ediyor.
İran’ın tepkisi, belirtildiği gibi, İsrail veya ABD tesisleriyle sınırlı kalmayacak. Batı Asya’daki ABD çıkarlarını ve altyapısını da içeren daha geniş bir bölgesel hedef yelpazesine uzanacak.
İkinci mesaj kurumsal düzeyde geldi. Tahran, Savunma Konseyi kurulduğunu duyurdu ve Ali Şamkani'yi sekreter olarak atadı. Şamkani, İran'ın güvenlik kurumlarında en deneyimli isimlerden birisi.
Savunma bakanlığı, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi sekreterliği, İran Devrim Muhafızları (IRGC) komutanlığı, ordu komutanlığı ve Ali Hamaney'in kıdemli danışmanlığı görevlerinde bulundu.
Savunma Konseyi'ne verilen sorumluluklar arasında “savunma hazırlıklarının planlanması ve kapsamlı bir şekilde güçlendirilmesi, oluşan tehditlerle mücadele mekanizmalarının geliştirilmesi… savunma diplomasisi için çerçevenin belirlenmesi ve stratejik savunma alanında iletişim ve psikolojik savaşla ilgili faaliyetlerin düzenlenmesi” yer alıyor.
Konseyin yapısı dikkat çekici. Konseyde, İran'ın dini lideri, istihbarat bakanı, genelkurmay başkanı, IRGC komutanı, düzenli ordu komutanı ve Hatem ul-Enbiya Merkez Karargahı başkanı temsilcileri yer alıyor. 12 günlük savaşı yöneten Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ile karşılaştırıldığında, bu yapı net bir şekilde militarize kılınmışken, siyasi ağırlığı ise daha az.
Uygulamada, gelecekteki herhangi bir çatışmanın öncelikle İran'ın askeri kurumları tarafından yönetileceği ve operasyonel planlamanın merkezinde IRGC yer alacağını ifade ediyor.
IRGC, Washington ve Tel Aviv'de genellikle İran'ın iktidar yapısı içinde en taviz vermeyen kurum olarak değerlendiriliyor. IRGC'nin bu yeni yapıdaki önemli rolü, çatışmanın tırmanmasına hazırlık olarak yorumlanacaktır.
ABD İran'a saldırırsa, sonrasında ne olur?
İran doğrudan misilleme yapar, ancak savaşın genişlemesini engeller
Çatışma birkaç gün içinde tüm Batı Asya'ya yayılır
Washington gerilimin tırmanmasını sınırlandırır ve hızlı bir şekilde yatıştırmaya çalışır
Uzun süreli bir bölgesel savaş kaçınılmaz hale gelir
Hürmüz boğazı kozu
İran, en önemli stratejik kozlarından biri olan Hürmüz boğazını da yeniden gündeme getirdi.
İran devlet medyası, 17 Şubat'ta deniz kuvvetlerinin askeri tatbikatlar sırasında boğazı geçici olarak kapattığını bildirdi. IRGC Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tangsiri, Hürmüz'ü kapatma yetkisinin üst düzey yetkililere ait olduğunu ve İran kuvvetlerinin emir verilmesi halinde bu kararı uygulamaya hazır olduğunu vurguladı.
Küresel petrol akışının yaklaşık yüzde 20'si bu dar boğazdan geçiyor. Kısa süreli bir kesinti bile enerji piyasaları ve küresel tedarik zincirlerinde ani şok dalgalarına yol açabilir.
Bu mesaj çok net. İran ile bir savaş, füze saldırılarıyla sınırlı kalmayacak. Hızla küresel yansımaları olan ekonomik istikrarsızlığa dönüşecek.
Savaş alanının genişlemesi
Resmi açıklamaların ötesinde, dolaylı mesajların ABD'nin askeri altyapısını barındıran bölge ülkelerini hedef aldığı bildiriliyor.
İran devlet yayın kuruluşuna bağlı Ofogh TV kanalında yayınlanan bir programda, yorumcular Washington'un BAE topraklarından askeri operasyon başlatması halinde bu ülkenin İran'ın hedefleri arasına girebileceği uyarısında bulundu. Programda, BAE halkı ile “Amerikan BAE'si” olarak tanımlanan iki kesim arasında bir ayrım yapıldı ve ülkenin stratejik altyapısı ABD'nin bölgesel gücünün bir uzantısı olarak gösterildi.
Bu söylem daha da ileri götürülerek BAE'nin ABD'nin “51. eyaleti” olduğu belirtildi, Dubai ve Cebel Ali bölgesindeki merkezler de dahil olmak üzere ABD'nin ticari ve askeri varlığıyla bağlantılı potansiyel hedefler sıralandı.
Ayrıca, Tahran'ın Lübnan ve Ürdün'e, savaş halinde ABD'nin askeri operasyonlarını desteklemek için kullanılan tesislerin çatışmaya dahil edileceği uyarılarını ilettiği belirtildi. Lübnan'daki Hamat Hava Üssü öne çıktı. Ürdün'de Muvaffak Salti Hava Üssü, ABD ve koalisyon güçleri için kritik bir tesis.
Çatışma tırmanırsa, İran'ın ilk odak noktası muhtemelen hava üsleri, komuta merkezleri, lojistik tesisleri ve deniz kuvvetleri konuşlandırmaları gibi bölgedeki ABD askeri varlıkları olacak.
ABD Merkez Komutanlığı'nın operasyonlarına ev sahipliği yapan Katar'daki El Udeyd Hava Üssü stratejik açıdan önemli. Bahreyn'deki ABD 5. Filo karargahı da bir başka önemli merkez. Irak ve Suriye'deki diğer ABD tesisleri de savunmasız kalacak.
Aynı zamanda İsrail, Tahran'ın hesaplamalarının merkezinde yer alıyor. İranlı yetkililer, savunma bakanı dahil olmak üzere Mayıs 2025’te, herhangi bir ABD saldırısının ABD ve İsrail'in “üslerine ve kuvvetlerine” yönelik saldırıları tetikleyeceğini belirtmişti. Bu ifadelerin kapsamı kasıtlı olarak salt askeri hedeflerin de ötesine geçiyor.
Tırmandırma yoluyla caydırıcılık
Washington ile Tahran arasındaki bir çatışma, nihayetinde yalnızca yeteneklere değil, maliyetlere de bağlı.
Trump'ın stratejisi, kontrol edilemez bir tırmanışın altında kalacak şekilde ayarlanmış bir baskıya dayanıyor. Buradaki amaç, belirli sınırların ötesine genişleyen bir çatışmayı önlerken tavizler elde etmek. Tahran'ın yanıtı ise bu tür sınırların geçerli olamayacağını belirtmek oldu.
Tahran'a göre, herhangi bir saldırı birçok cephede tepkilere yol açacak ve ABD'nin bölgede sahip olduğu üsleri, bölgesel altyapıyı ve küresel piyasaları besleyen enerji rotalarını etkileyecek.
Her iki başkent de birbirlerinin hassas noktalarını inceliyor. Washington uzaktan güç gösterisi yapıyor, üsler ve bölgesel ortaklardan oluşan bir ağa güveniyor. İran ise çatışmanın tam ortasında, ABD tesisleri, müttefiklerinin hareketleri, deniz koridorları ve kritik enerji nakil hatlarıyla çevrili bir konumda.
Trump, gerilimin kontrol edilebilir olduğunu düşünürse harekete geçebilir. Tahran, gerilimin hızlı ve öngörülemez bir şekilde yayılacağı konusunda Trump'ı ikna ederse, itidal galip gelebilir.
Yaklaşan müzakereler bu hesaplamalar etrafında dönecek. Her iki taraf da diğerinin ne kadar ileri gitmeye ve ne kadar risk almaya istekli olduğunu ölçüyor.(Mohamad Hasan Sweidan/The Cradle)
Not: Bu makalede ifade edilen görüşler Hürseda'nın görüşlerini yansıtmayabilir.



