Soru şu: Seyyid Ali Hamaney’in ailesiyle birlikte bulunduğu yerde kalma kararı doğru muydu?

Bu soruya cevap vermeden önce, konuyu herkesin bilmeyebileceği bazı önemli ayrıntılarla ele alalım.

Hikâye, İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani’nin, siyonist saldırıdan bir gün önce İran’ın dini lideri Seyyid Ali Hamaney’e yaptığı ziyaretle başlıyor. Bu ziyarette Ali Laricani, liderliğe bu kez Amerikan-İsrail kararının son derece ciddi olduğuna dair güvenlik ve istihbarat bilgilerinin ulaştığını aktardı. Buna göre Başkan Trump tarafından desteklenen Netanyahu’nun, bedeli ne olursa olsun Seyyid Hamaney’i ortadan kaldırmakta kararlı olduğu belirtiliyordu.

Bu nedenle Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Hamaney’e mevcut aile konutunun bulunduğu yerden daha güvenli bir noktaya geçmesini önerdi. Özellikle de yeni yerin son derece güçlü şekilde tahkim edildiği, kullanılan füze ve bombaların türü, büyüklüğü ve gücü ne olursa olsun buraya ulaşmanın neredeyse imkânsız olduğu ifade edildi.

Laricani önerisini tamamladığında, Seyyid Hamaney ayağa kalkarak ona yaklaştı ve şöyle dedi:

“Size bir soru sormak istiyorum Sayın Laricani ve sizden hiçbir nezaket gözetmeden açık bir cevap istiyorum. Bana gelirken, bu önerinize vereceğim cevabın ne olacağını düşünüyordunuz?”

Laricani kısa bir süre sustuktan sonra şöyle dedi:

“Ümmetin menfaati ve Müslümanların sizin liderliğinize olan ihtiyacı nedeniyle, efendim, aileniz ve ofislerinizle birlikte geçici olarak bu yeni tahkim edilmiş yere taşınmayı kabul edeceğinizi düşünmüştüm.”

Hamaney gülümsedi ve şöyle dedi:

“Yani benden savaşın sonuna kadar düşman uçaklarından saklanmamı istiyorsunuz, öyle mi?”

Laricani cevap verdi:

“Bu saklanmak değildir efendim. Savaşın şartlarının gerektirdiği geçici bir gizlenmedir.”

Bunun üzerine Hamaney sözünü keserek şöyle dedi:

“Söylediklerin güvenlik, askeri ve siyasi açıdan doğru ve mantıklı görünüyor. Özellikle de ülkenin Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri olarak en hassas güvenlik ayrıntılarıyla ilgilenen birisi olduğunuz için. Ancak benim açımdan bu doğru ve kabul edilebilir değildir.

Ben sadece devletin lideri değilim ki güvenlik koruması sağlansın. Ben kalbimin hazinesinde İmam Humeyni’nin hayallerinin anahtarını ve İslam Devrimi’nin sırrını taşıyorum. Onunla ilk kez yetmiş yıl önce karşılaştığım günden beri bu emaneti taşımakla şereflendirildim.

Ben devrimin ipiyim, şehitlerin mirasçısıyım ve geleceğimizi, onurumuzu ve özgürlüğümüzü sulayan kanların velisiyim.

Ben ümmetin işlerini yöneten kişiyim. İmam Humeyni’nin ortaya koyduğu Velâyet-i Fakih akidesinin sorumlusuyum. Mezhebin emanetini ve İslam’ın onurunu korumak benim boynumun borcudur.

Ben Devrim Muhafızları ve Besic için bir örnek, ordunun ve güvenlik güçlerinin komutanı, ümmetin imamıyım. Böyle bir durumda nasıl saklanabilirim?

Bir askerden ya da subaydan düşman karşısında dimdik durmasını nasıl isteyebilirim? Devrim Muhafızlarından düşman uçaklarına karşı gururla direnmelerini nasıl talep edebilirim? Direniş mensuplarından fedai eylemler gerçekleştirmelerini nasıl isteyebilirim?

Eğer en üstteki lider yerin derinliklerinde saklanıyorsa, halktan da kibir güçlerinin füzeleri karşısında kararlılıkla durmasını nasıl isteyebilirim?”

Laricani şöyle cevap verdi:

“Efendim, bu savaşın şartlarıdır. Bu savaş bizim seçtiğimiz bir savaş değil, İslam Cumhuriyeti’ne dayatılmış bir savaştır.”

Ancak Hamaney şöyle dedi:

“Unutmayın Sayın Laricani, ben İmam Hüseyin’in torunuyum. O büyük imam ki, kendi kararıyla ve bilinen kaderine doğru yürüdü; Allah’ın düşmanları ona gelmeden önce onlara karşı yürüdü. Zillet bizden uzaktır, zillet bizden uzaktır.

Biliniz ki ben şerefle ölmeye bin kez hazırım; ama korkakların yaptığı gibi çukurlara saklanarak zillet içinde yaşamaya razı değilim.”

Ardından Ali Laricani ile tokalaştı ve gösterdiği hassasiyet için ona teşekkür etti.

Laricani ayrıldıktan sonra Seyyid Hamaney ailesiyle bir araya geldi ve onlara konut kompleksinden ayrılarak savaş bitene kadar geçici olarak güvenli bir yere taşınma önerisini anlattı. Ancak küçük büyük, erkek kadın tüm aile bireyleri bu teklifi reddederek sonuç ne olursa olsun onunla birlikte kalmak istediklerini söylediler.

Böylece Seyyid Ali Hamaney, sonunun ne olacağını çok iyi bilmesine rağmen kaderini karşılamayı seçti ve bu tavrıyla liderlik değerleri ile Hüseyni imamet ahlakının yüksek bir örneğini ortaya koydu.(Ajanslar)