Kutsal Kitap'a göre, patrik Yakup, Hiyam ovasına çadır kurmuştu ve bu bölgeye verilen isim “çadırlar” anlamına geliyor. Binlerce yıl sonra, aynı tepeler tekrar tekrar savaş alanına dönüştü. Yakup’un mirasını tarihsel gerekçe olarak gösteren İsrail, onyıllardır bu tepeyi ele geçirmeye çalıştı. Ama burayı hiçbir zaman elinde tutmayı başaramadı.

Bu ironi asla tesadüf değil. İsrail tugayları aynı dar geçitlerden ilerlemeye devam ediyor, Merkava tankları aynı yamaçları tırmanıyor ve direniş savaşçıları aynı pusuları kuruyor. Savaş üstüne savaş. Geri çekilme üstüne geri çekilme. Sanki sürekli tekrarlama sonunda zafere giden yolmuş gibi.

Hiçbir zaman öyle olmadı.

Hizbullah’ın seçkin Rıdvan Gücü’nün yıkıntılar arasında yeniden konuşlandırılması ve Kornet tanksavar ekiplerinin, binlerce Lübnanlının İsrail’in kontrolü altında işkence gördüğü eski bir hapishane kompleksinin enkazı içinde konumlanması sonrası İsrail işgal ordusu 1978, 2000, 2006 ve 2024’te kontrol edemediği bir savaş alanı olan Hiyam’a doğru bir kez daha ilerliyor. Bu ısrarın ardında yatan gerekçe operasyonel bir zorunluluk değil. Bu bir doktrin. İşgal devletinin kuruluşundan önce ortaya çıkan ve kuzeydeki savaşlarını şekillendiren bir toprak kazanımı hayali.

Beş savaş, bir tepe, ve hiç ders çıkarılmamış.

Henüz var olmadan hayali edilen bir sınır

Litani nehrine yönelik stratejik ilginin kaynağı, son zamanlardaki güvenlik meseleleri değil. Bu konunun uzun bir tarihsel geçmişi var. 1919'da Siyonist lider Haim Weizmann, İngiliz Başbakanı David Lloyd George'un huzurunda, gelecekteki Yahudi vatanının sınırlarının kuzeye, Lübnan'ın derinliklerine uzanması gerektiğini savunmuş ve su kaynaklarının ekonomik ve stratejik değerini vurgulamıştı. Weizmann'a göre Litani nehri vazgeçilmezdi.

David Ben-Gurion, Weizmann'ın bıraktığı yerden devam etti: 1918'de gelecekteki devletin kuzey sınırını Litani nehri olarak tanımladı. 1937'ye gelindiğinde, kuzey sınırının ötesinde “genişlememizin ilki gerçekleşecek” diye ilan etmişti. 1948'de ise Lübnan'daki Müslüman yönetimini “yapay ve kolayca çökertilebilir” olarak nitelendirerek, Lübnan'da güney sınırı Litani nehri olan bir Hristiyan tampon devlet kurulmasını önerdi. O yıl Siyonist güçler Marcayun bölgesine ilerledi, Litani nehrinin yakınına ulaştı ve geri çekilmek zorunda kalmadan önce 14 Lübnan köyünü işgal etti.

Weizmann’ın mektubundan Netanyahu’nun ‘tampon bölgesi’ne

En açık beyan 1954’te, dönemin Başbakanı Moshe Sharett’in kişisel günlüğünde kayda geçti. Ben-Gurion ve Genelkurmay Başkanı Moshe Dayan ile yapılan bir toplantıda, Dayan, rüşvet verilerek kendini Lübnan’daki Maruni nüfusun kurtarıcısı ilan edebilecek “hatta sadece bir binbaşı” bile olsa bir Lübnanlı subay bulunmasını önerdi.

Böylece İsrail ordusu Lübnan'a girecek, bir kukla rejim kuracak ve Litani'nin güneyindeki her yeri ilhak edecekti. Bu planın hayata geçmesi çeyrek asır sürecekti, ama sonunda gerçekleşti: Saad Haddad, Güney Lübnan Ordusu (SLA), “güvenlik bölgesi” ve Hiyam hapishanesi, hepsi bu tartışmanın birer sonucuydu.

Savunma Bakanı Moshe Dayan, 1967 savaşından sonra İsrail'in “Lübnan sınırları hariç, geçici olarak makul bir sınıra” ulaştığını ilan etmişti. O istisna, o günden itibaren her İsrail hükümetinin başını ağrıtmaya devam etti. Litani nehrinin kontrolü, işgal devletinin su kaynaklarını yüzde 40 civarında artıracaktı.

Bu nedenle, 2006 savaşının son saatlerinde Litani barajı ve Vazani su pompalama istasyonuna yapılan saldırılar, savaş kazası değil, doktrinsel hamleler olarak değerlendirildi.

Bu harita, İsrailli liderler tarafından oldukça tutarlı bir şekilde korundu. Hiyam, ideolojik hırs ile coğrafi sınırlamalar arasındaki çizgide yer aldı.

Başarısızlığın yeniden tanımlanması

Lübnan’a yönelik her işgal, sınırlı bir güvenlik operasyonu olarak sunuldu. 1978'deki Litani operasyonunda nehrin güneyindeki tüm bölge işgal edildi ve bir vekil milis gücüne devredildi. 1982'den 2000'e kadar süren “güvenlik bölgesi”, 800 km2 bir alanda 18 yıllık işgali resmileştirdi. 2006 savaşı, bir kez daha Litani'yi hedef alan bir kara harekatıyla sona erdi. Neredeyse 20 yıl kadar sonra bu kavram, “tampon bölge” önerisi olarak yeniden gündeme geldi.

Tüm bunlar için ödenen bedel oldukça yüksek: 1982'den 2000 yılına kadar Lübnan'da 1216 İsrailli asker öldürüldü. 2006'daki 34 günlük savaşta 121 asker daha öldürüldü ve 50 Merkava tankı vuruldu. 2024'te ise üç tugay, Hiyam'ı altı haftadan fazla elinde tutamadı.

Ancak bunların hiçbiri doktrini değiştirmedi. Ocak 2025’te, “Uri Tsafon” adlı bir yerleşimci grubu, Lübnan’ın güneyinde Yahudi sivil yerleşim kurulması çağrısında bulundu. Bir İsrail ordusu hahamı askerlere şöyle dedi: “Bu topraklar bizimdir, Gazze ve Lübnan dahil".

Erken dönem Siyonist tasarının dili, günümüz söyleminde hala canlıdır. Hiyam tepesi, bu söylem ile hiç ulaşamadığı nehir arasında duruyor.

Coğrafya: Geçit ve mezarlık

İsrail'in neden Hiyam'a sürekli geri döndüğünü anlamak için topoğrafik bir haritaya bakmak gerekir. Kasaba, deniz seviyesinden 800 metre yükseklikte, Mavi Hat'tan yaklaşık 5 km uzaklıkta yer alır; İsrail'in Metula yerleşim yeri ise 1 km'den daha az mesafededir.

Kuzey kesimde yol Marcayun'a doğru uzar, doğuda ise arazi Bekaa Vadisi'ne doğru iner. Hiyam, kara saldırısı için stratejik bir geçit olarak tanımlanır. Emekli General Münir Şehadeh, Hiyam'ın ele geçirilmesinin kuzeyde Marcayun'a, doğuda ise Bekaa'ya uzanan iki koridor açtığını vurgulamıştı. 

Batıdaki Bint Cibeil ve kıyıdaki Şama ile birlikte Hiyam, İsrail'in sınırdan Akdeniz'e kadar kesintisiz bir “tampon bölge” oluşturmak için ihtiyaç duyduğu hattın doğu ucunu oluşturur.

Ancak aynı topoğrafya, bu bölgeyi bir tuzağa da dönüştürür.

Dar geçitler, zırhlı birliklerin ilerleyişini sınırlı bir alana hapseder. Tepelik arazi, taarruz birliklerini tanksavar ateşine maruz bırakır. Yoğun yapılaşma, bölgeyi tanıyan savunma güçlerine gizlenme imkanı sağlar. Birbirini izleyen çatışmalar boyunca direniş savaşçıları bu koşulları kendi lehlerine kullanma becerilerini geliştirdiler ve Hiyam’ı yıpratma savaşlarının tekrar tekrar yaşandığı bir yer haline getirdiler.

İşkence merkezinden kurtuluş sembolüne

Güney Lübnan Ordusu (SLA), 1985'te Hiyam'ın tepesinde Fransızların inşa ettiği bir kışlayı gözaltı merkezine dönüştürmüştü. 15 yıl boyunca, yaklaşık 5 bin mahkum burada tutuldu. Uluslararası Af Örgütü sistematik işkenceyi belgeledi, gizliliği kaldırılan Şin Bet belgeleri ise İsrail istihbaratının SLA sorgu ekiplerini eğittiğini doğruladı.

İsrail Savunma Bakanlığı'nın sunduğu kendi yeminli savunmasında, Şin Bet personelinin Hiyam'daki işkencecilerle “yılda birkaç kez” toplantılar yaptığı itiraf edildi. İşgalci devlet, Hiyam'ın işkence altyapısını kurdu, buradaki yöntemleri geliştirdi ve elde edilen istihbarattan yararlandı.

Güvenlik bölgesi içindeki Hizbullah saldırıları, 1990'lar boyunca sadece 19 defa düzenlenmişken, 1995'te 344'e çıktı. 1985 ile 2000 yılları arasında 256 İsrailli asker çatışmalarda öldürüldü. SLA'nın dağıldığı Mayıs 2000'de, 3 bin sivilin desteğiyle beraber Hizbullah savaşçıları hapishaneye baskın düzenledi, 144 tutukluyu serbest bıraktı ve İsrail'in vekil ordusu tamamen çöktü. Hapishane müzeye dönüştü. Hiyam bir sembol haline geldi ve direnişin kolektif hafızasına derinlemesine kazındı.

İşgal devleti, altı yıl sonra bu sembolü bombalayarak enkaza çevirdi ve bu eylem, işlediği suçların kanıtlarını silme girişimi olarak yorumlandı. 25 Temmuz 2006'da, bir İsrail bombası Hiyam'ın dışındaki bir BM gözlem noktasını yerle bir ederek dört silahsız gözlemciyi öldürdü. Hizbullah savaşçıları, kasaba dışında bir düzineye yakın İsrail tankını vurdu. 366. tümen kendisine verilen görevleri hiçbir zaman tamamlayamadı.

2024'te üç İsrail tugayı bölgeye yeniden girdi. Hizbullah, 48 saat içinde kasaba çevresindeki İsrail birliklerine 20'den fazla saldırı düzenledi.

İşgal ordusu ancak ateşkesin ardından bölgeye girebildi ve altı hafta boyunca işgal etti. Ardından yine geri çekildi. İsrail ordusu Mart 2026'da, bölgeye bir kez daha geri döndü ama enkazların arasında onları bekleyen savaşçılar, daha önce karşılaştıkları savaşçılarla aynı değildi.

Direniş savaşının evrimi

Şu anda Hiyam'da faaliyet gösteren savaşçılar arasında, Suriye'de yıllarca süren savaş deneyimiyle yetişmiş özel bir oluşum olan Hizbullah'ın Rıdvan Gücü de bulunuyor. İmad Muğniye'nin komutası altında bir hızlı müdahale birimi olarak kurulan bu güç, el-Kusayr, el-Kalamun ve Halep'teki çatışmalar sırasında şehir savaşı yetenekleri geliştirdi.

İsrailli araştırmacı Dima Adamsky, bu deneyimin birliği piyadeden, konvansiyonel bir orduya karşı savaşabilecek bir komando gücüne dönüştürdüğü sonucuna varıyor.

Birliğin yapısı, doktrinini yansıtıyor. Alma Araştırma Merkezi’ne göre, 7 ila 10 kişiden oluşan Rıdvan mangaları, önceden hazırlanmış ekipmanla belirli coğrafi bölgelere özerk bir şekilde konuşlandırılıyor. Manga liderleri herhangi bir merkezi talimat olmadan hareket ediyor.

Eylül 2024’te bir hava saldırısında Rıdvan komutanı İbrahim Akil ile birlikte 14 subay daha öldürüldüğünde, birim bu darbeyi göğüsleyerek savaşmaya devam etti. Reuters, 5 Mart 2026’da Rıdvan Gücü’nün Litani nehrinin güneyine yeniden konuşlandığını doğruladı ve konuşlanma bölgesi olarak özellikle Hiyam’ın adı geçti. Hizbullah lideri Naim Kassem, direnişin “işgal ve genişleme” planıyla mücadele edeceğini belirtti.

Kornet ve Merkava: Asimetrik bir denklem

9M133 Kornet, 5,5 kilometrelik menzilde, ERA arkasındaki bir metre kalınlığında zırhı delebilen, HEAT savaş başlığına sahip, Rus yapımı bir lazer güdümlü tanksavar füzesi. Bu silah, İsrail’in güney Lübnan’a yönelik her ilerleyişini Merkava tankları için bir mezarlığa çevirdi.

Kornet füzeleri 2006 yılında 24 Merkava tankının zırhını delmiş ve en az dördünü tamamen imha etmişti. “Yön Değişimi 11” operasyonu sırasında, 401. Tugay’a ait 24 tanklık bir konvoy, Vadi Saluki’de pusuya düşürülmüş ve 11 tank isabet almıştı. Sekiz tankçı ve dört piyade asker hayatını kaybetmişti.

İsrailli tarihçi Uri Bar-Yosef bunu “İsrail Savunma Kuvvetleri tarihindeki en utanç verici operasyonlardan biri” olarak nitelendirmişti. Eski bir UNIFIL sözcüsü ise durumu daha açık bir şekilde ifade etmişti: O araziye bir tank birliği gönderen kişi tugay komutanı değil bir aşçı olmalı.

Hizbullah’ın doktrini Kornet’in ötesine geçiyor. Jamestown Vakfı, “sürü” yöntemini ayrıntılı olarak belgeledi: Savaşçılar, Trophy aktif koruma sistemini tüketmek için hedefi düşük maliyetli tanksavar füzeleriyle vurdu, ardından Kornet ise ölümcül darbeyi indirdi.

Savaşçılar, yakın mesafeden Merkava’nın en zayıf noktalarını hedef aldı; Haaretz, füzelerin yaklaşık dörtte birinin zırhı deldiğini bildirdi. Geliştirilmiş Kornet-EM, menzili 8 kilometreye çıkarır ve özellikle salvo ateşi yoluyla Trophy’yi etkisiz hale getirmek üzere tasarlanmış ikiz ateşleme özelliği ekler.

İran, 2015 yılında Kornet'i tersine mühendislikle kopyalayarak Hizbullah'ın Rus-Suriye hattına olan bağımlılığını sona erdirdi ve o zamandan beri cephaneliğine Almas ve Bedir füzelerini ekledi. İsrail işgal ordusunun Hiyam'da karşılaştığı sadece tek bir silah sistemi değil. Bu, pusu kurmak için özel olarak tasarlanmış bir arazide işleyen, zırh delici bir doktrin.

Kaleye dönüşen moloz yığınları

Yıkılmış yerleşim alanları savunmacının lehine işler. 2006'dan beri askeri analistler tarafından belgelenen bu paradoks, Hiyam'ın ölümcül olmasının ana nedeni. İsrail işgal ordusunun yarattığı enkaz, kendi mağlubiyetinin mimarisi haline geldi: Dar ölüm koridorları, sınırsız gizlenme imkanı, her beton yığınının altında bir el yapımı patlayıcı.

Clausewitz, düzensiz güçlerin “belirsiz ve yakalanması zor” halde kalması gerektiğini savunmuştu; Mao bunu tek bir plana indirgemişti: Düşman ilerler, biz geri çekiliriz. Sonra düşman yorulur, biz saldırırız. Hiyam’da her iki ilke de aynı enkazda birleşiyor.

Lübnanlı analistler, direniş birliklerinin bazen düşman güçlerinin harap olmuş mahallelere iki ila üç kilometre kadar girmesine izin verdikten sonra, el yapımı patlayıcılar, füze timleri ve insansız hava araçlarını içeren koordineli saldırıları başlattığını belirtiyor. Dönüşümlü konuşlandırma, yorgun birlikler ikincil savunma hatlarının arkasında toplanırken yeni savaşçıların hazır bulunmasını sağlıyor.

Bir İsrailli bakan, direnişin ordunun sürpriz etkinliğini ortadan kaldırdığını itiraf etti. Cephe hattının gerisinde, ikinci bir savunma hattı çoktan oluşturulmuş durumda: Lübnan ordusu Litani'nin güneyinden çekildiğinde, Hizbullah savaşçıları hızla ilerlemeye başladı. 

Arreguin-Toft, konvansiyonel ordunun gerilla taktikleri ile karşılaştığında, çoğu zaman zayıf tarafın kazandığını ortaya koydu. Buradaki değişkenlik ise adaptasyon yeteneği. İşgalci devlet uyum sağlayamadı. İşgalci ordunun yarattığı enkaz, bir kaleye dönüştürüldü.

Vietnam'daki ABD operasyonlarından Afganistan'daki Sovyet seferlerine kadar benzer örüntüler, gerilla stratejileriyle karşı karşıya kaldığında konvansiyonel gücün limitlerini ortaya çıkarıyor.

Hiçbir şeyi önleyemeyen tampon bölge

Tekrarlanan başarısızlıklara rağmen, İsrailli liderler Lübnan'a yapılan saldırıları gerekli savunma önlemleri olarak göstermeye devam ediyor. Ancak kuzeydeki yerleşim yerlerinden uzun süreli tahliyeler ve yoğun nüfuslu kentsel bölgelere yönelik geniş çaplı uyarı saldırıları, istihbarat eksikliklerinin ve stratejik belirsizliğin devam ettiğini gösteriyor.

Tampon bölge kavramı, yıllar boyunca güvenlik bölgesi, savunma çevresi, sınırlı operasyon gibi çeşitli adlandırmalarla yeniden ortaya çıkıyor. Her seferinde sonuçlar benzer: Sürekli kayıplar, direnişin meşruiyetinin güçlenmesi ve Litani sınırının güvenliğini sağlama konusundaki başarısızlık.

Savaş alanındaki gerçekler varsayımlarla çelişse bile doktrin devam ediyor.

Tek bir tepede birçok savaş

Hiyam, İsrail ile Lübnan direniş güçleri arasındaki çatışmanın gidişatını defalarca şekillendirdi. 2000 yılında vekil güçler burada bozguna uğratıldı. 2006'daki şiddetli çatışmaların ardından İsrail birlikleri geri çekildi. Son operasyonlar, belirli bir merkezi olmayan direniş karşısında açıkta kalan yüksek arazide kontrolü sürdürmenin ne kadar zor olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Bugün direniş savaşçıları, katmanlı savunma sistemleri ve gelişmiş zırh delici silahlarla desteklenerek harabelerin içinde konuşlanmış durumda. Yıllarca süren bombardımanla şekillenen arazi, çatışmanın aktif bir parçası.

İlk Siyonist planlamacıların Litani nehrini stratejik bir hedef olarak tanımlamasından bu yana bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen, nehir hala İsrail’in kontrolü dışında. Hiyam, doktrinin kuzeye kaydırılması gerektiğini ısrarla savunduğu bir sınıra hala hakim. Oysa tarih bu hedefin gerçekleştirilmesinde askeri kuvvetlerin sınırlarını defalarca ortaya koydu.

Yakup'un çadırları çoktan tarih oldu. Tepe ise hala orada; yaşanan savaşların, ertelenen emellerin ve hala öğrenilmeyen derslerin tanığı olarak…(Anis Raiss/The Cradle)

 

Not:Bu makalede ifade edilen görüşler Hürseda Haber'ingörüşlerini yansıtmayabilir.