Financial Times (FT) gazetesinin haberine göre İran, ABD ve İsrail ile süregelen savaş ortamında, 40 yıllık yaptırım tecrübesiyle inşa edilen “direniş ekonomisi” modelini dış baskılara karşı koymak amacıyla devreye aldı.
Gazete, Tahran yönetiminin ithalatı zor olan ilaç, otomobil parçaları ve ev aletleri gibi ürünlerin yurt içindeki üretimini geliştirdiğini belirtiyor. Haberde ayrıca, gıda ve ekipman tedariki için petrolün takas edildiği “barter” sisteminin kullanıldığı kaydediliyor.
1980’lerdeki İran-Irak Savaşı’ndan çıkarılan dersler doğrultusunda, enerji altyapısının ülke geneline yayılmış olmasının bu tesislerin hedef alınmasını zorlaştırdığı ifade ediliyor.
Ekonomi savaş koşullarında dayanıklılık testinden geçiyor
Söz konusu ekonomik model, ABD ve İsrail’in İran’ın askeri ve kritik altyapısına yönelik binlerce saldırı düzenlediği 28 Şubat’ta başlayan savaş sürecinde test ediliyor.
Baskılara rağmen ekonominin dayanıklılık sergilediği not ediliyor; yetkililerin yönetimi merkezsizleştirdiği, ithalatı hızlandırdığı ve bürokratik prosedürleri basitleştirdiği aktarılıyor. Kara yolu üzerinden ticaretin sürdüğü, mağazalarda ürün eksikliği yaşanmadığı ve yakıt rasyonuna gidildiği belirtiliyor.
Bununla birlikte, ülkede enflasyonun yüzde 40’ın üzerinde seyrettiği, yaşam standartlarının düştüğü ve ekonomik sorunların savaş öncesinde de ağırlaştığı vurgulanıyor.
Gazete, ekonomideki hoşnutsuzluğun son dönemdeki hükümet karşıtı protestoların ana nedenlerinden biri olduğuna dikkat çekiyor. Analistler, mevcut modelin sistemin hayatta kalmasına olanak tanıdığını ancak krizin kendisini ortadan kaldırmadığını ifade ediyor.
Sivil ekonominin yerini askeri odaklı yapıya bırakma riski bulunuyor
Londra merkezli düşünce kuruluşu Bourse & Bazaar Foundation Yürütme Direktörü Esfandyar Batmanghelidj, “İran ekonomisinin bu savaştan dolayı bir sarsıntı yaşayacağı şüphesizdir. Ancak ekonomik krizin, bu çatışmada İran devletini çökertecek unsur olacağını düşünmüyorum” değerlendirmesinde bulundu.
Batmanghelidj’e göre, “askeri ekonomi” inşa etmek adına sivil ekonominin zayıflatılması ihtimali oldukça yüksek görünüyor.
Virginia Polytechnic Enstitüsü’nden ekonomist Javad Salehi-Isfahani ise İran sanayisinin ithal ürünlerden yerli üretime esnek bir şekilde geçebildiğini savundu.
Salehi-Isfahani, bu özelliğin İran’ı Basra Körfezi’ndeki komşularından ayırdığını belirterek, “Şah döneminden beri var olan bir sanayi altyapısına sahipler. Belirli bir temel düzeyde hayatta kalabilirler ancak yaşam koşulları oldukça ağır olacaktır” dedi.
Lojistik riskler ve Hürmüz Boğazı üzerindeki denetimler sürüyor
Uzmanlar, Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan deniz lojistiğindeki aksamaların buğday, yağlı tohum ve pirinç ithalatını zorlaştırabileceği uyarısında bulunuyor.
Ayrıca makalede, ülkenin hayvancılık sektörü için soya fasulyesi, mısır ve diğer tahıl ürünlerinin tedarikine büyük ölçüde bağımlı olduğu kaydediliyor.
Öte yandan, ABD Hazine Bakanlığı 20 Mart tarihinde, gemilere yüklenmiş olan İran menşeli ham petrol ve petrol ürünlerinin ihracatına ve satışına 19 Nisan’a kadar geçici izin verdi.
Axios muhabiri Barak Ravid, yaptırımlardaki bu esnemenin Tahran yönetimine yaklaşık 14 milyar dolar kazanç sağlama imkanı tanıdığını iddia etti.
Bu süreçte İran, Hürmüz Boğazı’ndan geçen bazı gemilerden 2 milyon dolar geçiş ücreti almaya başlayarak yeni bir denetim mekanizması uyguladı.
Hindistan, Pakistan, Irak, Malezya ve Çin’in tanker geçişleri için Tahran ile doğrudan görüşmelere başladığı bildirilirken, mevcut yaptırımlar altında bu ödemelerin hangi mekanizmayla yapılacağı henüz netlik kazanmadı.(Harici)



