Küresel siyasetin tektonik plakaları hiç bu kadar gürültülü bir şekilde birbirine çarpmamıştı. Orta Doğu’da patlayan bombalar sadece binaları değil, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana ilmek ilmek dokunan müttefiklik ruhunu da yerle bir etti. Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo, basit bir "İran krizi" değil; Washington’ın kendi elleriyle ördüğü yaptırım duvarlarını yine kendi elleriyle yıktığı, müttefiklerin birbirine sırt döndüğü yeni bir dönemin başlangıcı.

Önce Rusya yaptırımı krizi

Hatırlayalım; daha dün "Rusya’ya nefes aldırmayacağız" diyen Washington, kendi inşa ettiği ambargo duvarında devasa bir gedik açtı. ABD, 11 Nisan’a kadar Rus petrolüne "serbest geçiş" tanıyınca Avrupa Birliği’nde kelimenin tam anlamıyla bir şok dalgası yayıldı. Brüksel koridorlarında bugünlerde tek bir fısıltı hakim: "İhanete mi uğradık?"

Siz yapmayın ben yaparım

Siz Avrupa’ya "Rus enerjisinden vazgeçin, bedel ödeyin" derken, kendi stratejik çıkarlarınız için Moskova’ya kapıyı aralıyorsanız, orada artık bir "Batı İttifakı"ndan söz edilemez. Moskova ise durumdan memnun; Washington’ın pragmatizmi, Brüksel’in enerji politikalarındaki çelişkileri bir tokat gibi yüzlerine çarptı.

İkinci gol Küba’dan geldi

Buradaki en çarpıcı perde, Rus tankerlerinin rotasında gizli. Yıllardır Küba’ya nefes aldırmayan, en sert ambargoları uygulayan ABD; içinde Rus petrolü taşıyan dev tankerlerin Havana’ya gitmesine "sessizce" göz yumdu. Bu sadece bir lojistik hareket değil, Washington’ın müttefiklerini nasıl bir "belirsizlik girdabına" soktuğunun kanıtı. Avrupa enerji kriziyle boğuşurken, ABD’nin Rusya ve Küba üzerinden yürüttüğü bu gizli trafik, Brüksel için tam bir soğuk duş etkisi yarattı.

Akdeniz'de yükselen hayır sesi

Kriz sadece enerjiyle sınırlı değil; askeri ve lojistik hatlarda da büyük bir kopuş yaşanıyor. İsrail-İran geriliminde ABD’nin "emir eri" gibi hareket etmesi beklenen Avrupa ülkeleri, bu kez farklı bir tavır sergiledi. İspanya ve İtalya, ABD’nin kullanımındaki üsleri bu operasyon için kapattı. Fransa ise daha da ileri giderek İsrail ordusuna giden askeri mühimmat yüklü uçaklara hava sahasını yasakladı.

Bu, NATO içinde sadece bir çatlak değil, bir "isyan" anlamına geliyor. Avrupa, artık Washington’ın her macerasına lojistik yakıt olmayacağını ilan etmiş oldu.

Donald Trump gemileri yaktı

Ancak en ağır darbe bizzat ABD Başkanı Donald Trump’tan geldi. Trump, sosyal medya üzerinden yaptığı o sarsıcı açıklamalarla müttefiklik kavramını "ticari bir iş ortaklığına" indirgedi. Trump’ın, jet yakıtı alamayan müttefiklerine yönelik "Gidin biraz cesaret toplayın, Hürmüz Boğazı’na girin ve kendi petrolünüzü kendiniz alın" çıkışı, dünya diplomasi tarihinde eşine az rastlanır bir tepki olarak tarihe geçti.

Liberal düzen paramparça

Trump aslında şunu söylüyor: "Bizde jet yakıtı bol, bizden satın alın. Ama bizim korumamıza güvenmeyin, kendi savaşınızı öğrenin. İran kasabı ortadan kaldırıldı, bizim için zor kısım bitti. Gerisi sizin sorununuz."

Fransa’nın hava sahasını kapatmasını "ABD bunu unutmayacak" diyerek not eden bir Washington yönetimi, artık "liberal dünya düzeninin koruyucusu" değil, "küresel bir enerji ve güvenlik tüccarı" gibi hareket etmeyi tercih etti.

Kendi başınızın çaresine bakın

İran savaşıyla tetiklenen bu fay hattı, müttefiklik kavramının son kullanma tarihinin dolduğunu gösteriyor. Bir yanda Rusya ile enerji pazarlıkları yapan, müttefiklerine "kendi başınızın çaresine bakın" diyen bir ABD; diğer yanda "ihanete uğramış" hisseden ama elindeki enerji kartlarını doğru oynayamayan bir Avrupa...

Tabuta çakılan son çivi

Önce Rusya, sonra İran, şimdi ise darmadağın olmuş bir Batı bloğu. 11 ve 19 Nisan kararları tarihe sadece "petrol takvimi" olarak geçmeyecek; aynı zamanda eski dünya düzeninin tabutuna çakılan son çiviler olarak anılacak.

Gerçek şu ki; dünya artık Washington’ın gölgesinde güven arayanlar için çok daha tehlikeli ve çok daha "yalnız" bir yer.

NATO kararı

ABD Başkanı Trump, NATO hakkında açıklama yaptı. Trump, "ABD'yi NATO'dan çekmeyi düşünüyorum" dedi.(Odatv)