İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırısının başlamasından bir ay sonra, zorlu savaş koşulları altında Lübnan’ın güneyindeki çatışmalar şiddetleniyor. Çatışmalar ikinci ayına girerken, direnişin uyguladığı yıpratma stratejisiyle şekillenen bir savaş dinamiği ortaya çıkıyor; Bu strateji, ilerlemeye çalışan düşman güçlerinin ödediği can ve mal kaybı bedelini mümkün olduğunca artırmayı amaçlıyor.
Lübnan'ın güneyinde devam eden kara operasyonları, hava ve teknolojik üstünlüğe sahip konvansiyonel bir askeri güç olan İsrail ordusu ile, düzenli orduların kurallarına göre hareket etmeyen ve konvansiyonel olmayan bir direniş gücü arasındaki asimetrik çatışmanın bir parçası. Hizbullah, sabit toprak kontrolüne veya doğrusal savunma hatlarına dayanmıyor; bunun yerine, düşmanın insan gücü ve lojistiğini hedef alan kümülatif yıpratma stratejisi çerçevesinde operasyonel esneklik, pusu kurma ve yoğun saldırılara dayalı bir gerilla savaşı modelini uyguluyor.
Sahadaki kaynaklara göre, düşmanın kara saldırıları, kendine özgü coğrafi ve taktiksel özelliklere sahip birkaç ana eksen üzerinde yoğunlaşıyor:
Hiyam ekseni
Hiyam, direnişin mevcut olmadığı köylerle bağlantısı ve Batı Bekaa Vadisi ile işgal altındaki Suriye topraklarına olan bağlantısı nedeniyle İsrail için son derece önemli bir eksen. Diğer bir deyişle, Lübnan ile Suriye arasındaki bir köprü görevi görüyor. Hizbullah’ın buradaki taktikleri, kasaba içinde savaş mevzileri oluşturarak istikrarlı bir savunma sergilemeye dayanıyor ve bu mevziler, çevre köylerdeki ikinci hattan gelen ateş desteği ile takviye ediliyor. Düşman, direniş varlığını sürdürdüğü için bugüne kadar Hiyam'ın tamamını kontrol altına almayı başaramadı ve varlığı kasabanın bazı bölgeleriyle sınırlı kaldı. Bu eksen, 2006 ve 2024 savaşları sırasında ele geçirme girişimlerinde uğradığı kayıplar nedeniyle İsrail için açısından misilleme boyutu da taşıyor.
Taybe - Kantara ekseni
Taybe operasyonel kanadı oluşturuyor. İsrail güçleri, Kantara'nın kontrolünü ele geçirdikten sonra Vadi el-Hacir'e ulaşmayı ve ardından Litani nehrine doğru ilerlemeyi hedefliyor. Burada Hizbullah Hiyam’dakinden farklı bir taktik benimsiyor: Düşmana mümkün olan en fazla insan ve maddi kaybı yaşatmayı amaçlayan agresif bir yıpratma savaşı taktiği. İsrail güçleri şu anda Taybe içinde ve mevzilerini sağlamlaştırmaya çalışıyor, ancak direniş askerleri, tankları ve araçları hedef almaya devam ediyor.
Kantara ise yakın mesafeli muharebe alanı olmaya devam ediyor. Komşu köyler (El-Adisa, Rab Talathin, Kefr Kila ve Markaba'nın bazı kısımları), düşmanın cephe gerisini vurma taktiğinin bir parçası olarak hedef alınıyor. Düşman, bu bölgelerde önceden de mevcuttu ve 2024'te İsrail ile Lübnan arasında sözde ateşkesin ardından gelen 60 günlük çekilme döneminde 15 ay boyunca ciddi hasar almıştı.
Buradaki asıl soru, düşmanın Vadi el-Hacir'e ulaşıp ulaşamayacağı değil, bunu yapmak için katlanacağı maliyetler, zira direniş konvansiyonel bir ordu değil ve bu köyleri elinde tutmayı stratejik bir hedef olarak görmüyor.
Nakura ekseni
Nakura ekseni, Lübnan-Filistin sınırına yakın, Mavi Hatta bakan kıyı şeridi boyunca uzanan bir sınır bölgesi. Düşman, direnişin füze kapasitesini hedef almanın yanı sıra, bir tampon bölge oluşturmayı, kara ve deniz sınırlarını emniyete almayı amaçlıyor. Bölge ormanlık olup, köyler meyve bahçeleriyle birbirine bağlı ve bu da Direniş için elverişli bir koruma sağlıyor. Ayrıca, bu ekseni Tire bölgesinde arkadan izole etmek, destek ve ikmal hatlarını kesmek de hedefler arasında.
Bint Cebel ekseni
Saha verileri, İsrail’in Bint Cebel'e girmek için asker sevkiyatına ve topçu hazırlıklarına başladığını gösteriyor. Bint Cebel, direnişin etkin olmadığı köylerin varlığı nedeniyle savunmasız bir kanat oluşturuyor. Ayrıca, Hizbullah Genel Sekreteri şehit Seyid Hasan Nasrallah'ın “İsrail bir örümcek ağından daha zayıftır” dediği 2000 yılındaki unutulmaz konuşmasından bu yana bu bölge İsrail açısından sembolik bir öneme sahip. Bu sembolizm, şehri hem pratik hem de psikolojik bir hedef haline getiriyor. Direnişin taktiği, şehrin düşmesini engellemeye odaklı.
Kavza ekseni (Kavza- Beyt Lif - Ramiya üçgeni)
“Kavza - Beyt Lif - Ramiya” üçgeni, sınır boyunca uzanan stratejik bir eksen oluşturuyor. Bu bölgedeki köyler, etrafı gören bir yükseklikte yer aldığından, bir kara harekatı veya çatışmaya karşı hassas bir konumda.
Düşman, kara sınırını güvence altına almak ve direnişin füze kapasitesine darbe indirmek amacıyla bir “tampon bölge” oluşturmaya çalışıyor. Bölgenin arazisi, köylerle bağlantılı ormanlar ve meyve bahçelerinden oluşuyor ve bu da direniş için doğal bir barınak sağlıyor. Buna karşın komşu köylerde herhangi bir direniş varlığı bulunmuyor. Bu durum, bölgeyi saldırıya açık bir nokta haline getiriyor. Bu nokta, dahili nedenlerden dolayı askeri hareket özgürlüğünün kısıtlandığı bir alan olarak görülebilir.
Sahadaki genel durum ve uygulanan taktikler
Operasyonların başlamasından yaklaşık bir ay sonra, İsrail kuvvetleri direnişin sürdürdüğü yıpratma mücadelesi nedeniyle bir ilerleme sağlayamadığından birinci hatta (sınır köyleri ve direkt temas hattı) yoğunlaşmış durumda. Direniş ise belirli cephe hatlarında sınırlı ilerlemelere izin verdikten sonra, sürekli ateş veya direkt çatışma yoluyla ikinci hattaki kuvvetleri yıpratma taktiğini uyguluyor. Resmi olmayan tahminlerine göre, düşman ordusu önemli insan kayıpları verdi. Bu kayıpların yüzlerce ölü ve yaralı (muhtemelen 700 civarında) olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca, direnişin askeri raporlarına göre 100'den fazla Merkava tankı ile çok sayıda araç ve buldozer hedef alındı. Bu düzeyde kayıplar, geçmişte operasyonları sonlandırmak için yeterli olurdu.
Hizbullah şu anda silah ve muharebe birimlerinin kullanımında kademeli bir yaklaşım uyguluyor, komuta kontrolünu tamamen elinde tutuyor ve bu da direnişin elinde çok daha fazla mühimmat olduğunu gösteriyor. Operasyon merkezi, birim odaları ve muharebe unsurları arasındaki iletişim sisteminin işleyişi gayet net ve bu durum, askeri ve örgütsel performansa ve sahadan gelen gelişmelerin raporlanma hızına da yansıyor.
Direniş, gerilla savaşına dayalı bir anti-manevra doktrini benimserken, komuta kontrol sisteminin uyumu ile ikmal hatlarının sürekliliğinden yararlanıyor. Buna karşılık düşman, istihbarat eksikliklerinden mustarip ve bu durum planlarının etkinliğini azaltıyor. Böylece çatışma, İsrail ordusunun önderlik ettiği cepheyi parçalamayı amaçlayan manevralar ile Hizbullah’ın önderlik ettiği saldırı gücünü zayıflatmayı ve konsolidasyonunu engellemeyi amaçlayan sistematik yıpratma çabaları arasındaki bir mücadeleye dönüşüyor.
Buna karşılık İsrail ordusu, insan kaybını azaltmak ve medyada yankı bulacak bir zafer elde etmek amacıyla, doğrudan saldırı yerine kuşatma ve tecrit manevralarına dayalı bir yöntem uyguluyor. Bu stratejiyle direnişin muharebe yapısını birbirinden izole edilmiş ceplere bölmeyi ve Litani nehrinin güneyindeki birinci ve ikinci hatlar arasındaki ikmal hatlarını kesmeyi hedefliyor.
Düşmanın stratejik ikilemi
İsrail, açıklanan operasyonları işgal altındaki Filistin'in kuzeyini güvence altına almayı ve bir tampon bölge oluşturmayı hedeflediğinden açık bir stratejik vizyon olmadan savaşıyor. Ancak Litani nehrine ulaşmak bile, direnişin füze kapasitesinin etkisiz hale getirilmesini garanti etmiyor. Düşmanın elindeki seçenekler arasında, direnişi ortadan kaldırmak için geniş çaplı bir işgal yer alıyor, ancak ordunun zayıf durumu ve devam eden yıpranma göz önüne alındığında bu imkansız ve düşmanın mevcut kapasitesinin ötesinde görünüyor. Bu durum, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir tarafından da teyit edildi. Zamir, çatışmaların bu şekilde devam etmesi halinde ordunun çökme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu konusunda uyarıda bulundu. En gerçekçi seçenek, bir anlaşma için dolaylı müzakereler yürütmek ya da Vadi El-Hacir'e ulaşarak Litani Nehri’nin yakınında fotoğraf çektirerek, müzakere süreciyle eş zamanlı olarak medyada şov yapmak suretiyle sınırlı bir saha zaferi elde etmek olabilir.
Medya boyutu, Genelkurmay Başkanının Kefr Kila'daki El-Avida tepesine yaptığı ziyaret ve düşman ordusu sözcüsünün El-Adisa'ya yaptığı gezide açıkça görülüyor. Bu ziyaretler, her iki köyün de saldırı öncesinde düşmanın elinde olması ve iddia edildiği gibi Lübnan topraklarının iç kesimlerinde yer almaması nedeniyle birer medya aldatmacası. Bu medya gösterisi, askeri bir başarının olmamasını telafi etmeye hizmet ediyor.
Direnişin canlanması
Ayrıca, Genel Sekreter Şeyh Naim Kasım'ın askeri alanda yaşanan toparlanma hakkındaki açıklamaları isabetli görünüyor. Çünkü, o dönemde savaşçıların “durum değerlendirmesi” gerekçesiyle daha bireysel hareket ettiği, örneğin bir eksen komutanının şehit olması durumunda koordinasyon eksikliğinin bariz olduğu Uli El-Bas savaşına kıyasla performans artışı açıkça ortada. Ancak bugün, gerekli planlar ve alternatifler mevcut ve daha önce ortaya çıkan ikmal ve mevzilenme sorunları çözülmüş görünüyor. Bu gelişme, düşmanı köprüleri ve yolları hedef almaya itti, özellikle de El-Bas muharebesinde de insan gücü sağlama konusunda zorluklar yaşandığını belirtmek gerekir.
Ateş gücü ve teknik kapasite
Hizbullah, füze birliklerinin yeniden faaliyete geçirerek kapasitesinin etkinliğini sürdürdüğünü gösterdi. Bu durum, 200 km'lik bir mesafeye (Gazze çevresi) ulaşan uzun menzilli salvo atışlarına yansıdı. Ayrıca, Direniş'in çok sayıda insansız hava aracını düşürmeyi başarması ve hatta İsrail savaş uçaklarını hedef almaya çalışarak, özellikle Beyrut'tan geri çekilmeye zorlaması, hava savunma biriminin yeteneklerini de ortaya koydu . Bu Direniş tarihinde bir ilkti. Buna ek olarak, Direniş'in zırhlı araçlara karşı kendini sürekli kanıtladığı kabiliyetleri de mevcut. Ukrayna deneyiminden yararlanarak, yüksek kontrol ve manevra kabiliyetine sahip FPV kamikaze dronları kullanılmaya başlandı. İsrail’in teknolojik üstünlüğüne ve hava hakimiyetine rağmen, Hizbullah, düşman tahkimatlarının ve sürekli hava gözetiminin yarattığı engelleri aşarak güçlü keşif yeteneklerini koruyor.
Güvenlik seviyesi
Direnişin güvenlik aygıtı içindeki bir kaynak, son zamanlardaki suikastların bir yapısal bir istihbarat zafiyetinden değil, bireysel güvenlik ihlallerinden kaynaklandığını ve bunun Hizbullah’ın güvenlik sisteminin bütünlüğünü yansıttığını belirtiyor.
İsrail’in seçtiği hedeflerin dağılımı, istihbarat körlüğünü ortaya çıkarıyor. Hava saldırılarının çoğu, “güvenliği ihlal edilmiş” yerleri veya kurumsal ya da sivil tesisleri hedef aldı. Bu da düşman ordusunun hedef veri tabanının geçerliliğinin azaldığını gösteriyor.
Bu bağlamda, Genel Güvenlik Servisi (Shin Bet), olağanüstü talimatlar yayınladı. En dikkat çekici olanı, cep telefonlarının yasaklanması ve bakanlar ile Knesset üyelerinin bir sonraki duyuruya kadar batı ve orta sektörlerdeki cephe hatlarını ziyaret etmelerinin tamamen yasaklanması. Ayrıca, Hizbullah'ın liderlerin konvoylarını tespit etme kabiliyetinin teyit edilmesinin ardından, gerektiğinde hareketlerin gizlenmiş sivil araçlarla gerçekleştirilmesini öngören bir protokol değişikliği de yapıldı.
İsrail medyasına göre bu önlemler, direnişin İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ı güney Lübnan'ı gezerken suikast girişiminde bulunmasının ardından alındı. Muhalefet lideri Yair Lapid, Netanyahu hükümetine yüklendi ve olanları büyük bir istihbarat başarısızlığı olarak nitelendirdi. Bu gerçek göz önüne alındığında, bu durum direnişin askeri istihbarat biriminin düşman birliklerinin konumlarını ve askeri üslerini tespit etmesinin yanı sıra elde ettiği büyük bir başarı.
Cephelerin birliği
Bu savaşta, İran ile stratejik müttefikleri arasındaki cephelerin birliği, hem askeri hem de siyasi bakımdan açıkça ortada. Askeri cephede operasyonel koordinasyon, düşmanın bağımsız hareket etme girişimlerini boşa çıkaran belirleyici bir unsur oluşturuyor.
Siyasi düzeyde ise cephelerin birliği, bölgesel ve uluslararası platformlarda ortak bir duruşla kendini gösteriyor ve savaş alanındaki kazanımlar, diplomatik güce dönüşerek Direnişi izole etme veya baskı altına alma girişimlerini boşa çıkarıyor.
El-Musavi: “Anlaşma için şu anda bir umut yok. Savaş uzun sürecek”
Ayrıca, Hizbullah’ın sınır bölgesi sorumlusu Navaf el-Musavi, özel bir röportajda “Anlaşma için şartlar henüz olgunlaşmadı ve mücadelemiz devam ediyor. Şu anda odak noktamız sahadaki çatışmalar ve şu anda bir anlaşma ihtimali yok” diyerek talepleriyle ilgili şu maddeleri sıraladı:
“Lübnan’a karşı tüm operasyonların durdurulması. Tüm esirlerin serbest bırakılması. İsrail’in derhal ve koşulsuz geri çekilmesi. Yerinden edilmiş sivillerin herhangi bir kısıtlama veya koşul olmaksızın derhal geri dönüşü. Herhangi bir engelleme olmaksızın derhal inşa faaliyetlerine başlanması.”
Musavi, aslında bu şartlar üzerinden zaten mutabık kalındığını ancak yerine getirilmediğini anımsattı. Çatışmayı hem ABD’yi hem de İsrail’i içeren tek bir bölgesel savaş olarak tanımlayan Mousawi, Lübnan üzerindeki baskıyı yoğunlaştırmaya yönelik planların olduğunu ve bunların stratejik olarak öngörüldüğünü iddia etti.
Musavi ayrıca, Suriye’nin bölgesel ittifakları nedeniyle bu çatışmaya dahil olma olasılığını sorguladı ve savaşın sonuçlarının spekülasyonlarla değil sahada belirleneceğini de vurguladı.
Sonuç olarak, bu analizde özetlenen noktalar, sahadaki gerçekliği ve askeri durumu açıkça ortaya koyuyor. Ancak konuyu medyadan takip edenler İsrail’in medya üzerinden yürüttüğü “bilişsel savaş” nedeniyle bunun tam tersi iddialarla karşılaşabilir. İsrail’in, askeri müdahalenin yanı sıra, sahadan gelen haberleri ve söylemleri hedef alarak psikolojik harekatına devam ediyor. İsrail'in Lübnan ve Gazze'deki gazetecileri ve muhabirleri defalarca hedef alması, bu çabayı sergiliyor. Son olarak, sahadaki kayıplarını gizleme girişimi olarak görülen Al Manar muhabiri Ali Şuayip ile Al Mayadeen muhabiri Fatima Fettuni'nin suikastları emsal teşkil ediyor.(Tamjid Kobaissy/The Cradle’)



