Eğitim Şehri’ndeki bina için kübik bir mimari tercih edilmesi tesadüf değildi. Katar’daki Northwestern Üniversitesi çatısı altında başlatılan ve özgür medyanın küresel sembolü olarak tanıtılan proje, yeni bir “Medya Kabesi” olarak lanse edildi; Bir takım anlatıların şekillendirdiği ve Arap dünyasında ifade özgürlüğünün bir simgesi olması beklenen bir merkez.

Oysa bu cilalı imaj, her gerçek siyasi sınavda giderek parçalanmaya başladı. ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş belirleyici oldu ve bu sahte imajın geriye kalan parçalarını tamamen ortadan kaldırarak, “Medya Kabe”sinin kamuoyunu kontrol etmeyi amaçlayan, sert politikaları maskelemek için kullanılan yumuşak bir projeksiyondan ibaret olduğunu ortaya çıkardı.

Katar, bölgenin içinde bulunduğu hassas dönemde, uluslararası forumlarda kendi pozisyonunu ifade etmekle yetinmedi, ülke içine yöneldi. Kamusal alan, yeniden şekillendirilmeye başlandı. Mesele artık sadece muhalif seslerle sınırlı değil, artık sessiz kalanlara bile uzanıyor. Ortaya çıkan denklem tarafsızlığa asla yer bırakmıyor: Ya resmi anlatıya tamamen uyum sağlayın ya da zan altında kalın.

Bu dönüşüm, “kamuoyunu kışkırtmak” ve “yalan haber yaymak” gibi belirsiz suçlamalarla çeşitli milletlerden yüzlerce kişiyi hedef alan bir tutuklama dalgasında kendini gösteriyor. Söz konusu suçlamalar, istenmeyen her türlü ifadeyi kapsayacak kadar geniş.

Baraa Rayan: Bir tweet ve zorla sürgün

Filistinli akademisyen Baraa Nizar Rayan'ın durumu en çarpıcı örneklerden biri. Bir Hamas liderinin oğlu ve Katar Üniversitesi'nde profesör olan Rayan, X'de şu mesajı paylaştı: “Kendilerini koruması için Trump'a trilyonlar ödediler, ama o bunun yerine evlerini ateşe verdi. Bundan ders alın ey sağduyulu insanlar".

Geçen yıl Haziran savaşından sonra paylaşılan bu gönderi, siyasi eleştirinin sınırları içindeydi ve bölgedeki savaşın patlak vermesiyle birlikte ABD’ye yapılan devasa kaynak aktarımının yarattığı çelişkiye işaret ediyordu. Ancak bu bile tahammül edilemez bulundu.

24 saatten az bir süre içinde Rayan gözaltına alındı, tutuklandı ve telefonunun şifresini vermesi ve kişisel hesaplarını sunması da dahil olmak üzere yoğun sorgu ve baskıya maruz kaldı. Ailesinin mahremiyetini korumak amacıyla gösterdiği direnç, gerilimin daha da artmasına neden oldu. 

Olay, Rayan’ın ailesiyle birlikte sınır dışı edilmesi, ülkeye geri dönmesinin yasaklanması ve işini kaybetmesiyle sonuçlandı. Rayan, üç yıla kadar hapis cezası öngörülen “kamuoyunu kışkırtma” suçlamasıyla yargılandı.

Olayı daha da karmaşık hale getiren ise bazı kaynakların The Cradle'a verdiği bilgiler. Katarlı yetkililerin Hamas'tan müdahale etmesini ve Rayan'a paylaşımını silmesi ve hesabını kapatması için baskı yapmasını istediği iddia ediliyor. Bu kaynaklara göre, Hamas bu talebi yerine getirdi ve bu da güvenlik koordinasyonu, siyasi baskı ve çıkar ağları arasında bir örtüşme olduğunu gösteriyor.

Sessizlik başkaldırı olarak algılandığında

Rayan’ın davası ifade özgürlüğünün sınırlarını yansıtıyorsa, siyasi analist Said Ziyad’ın tutuklanması daha önemli bir gerçeği ortaya koyuyor: Sessizliğin kendisinin suç sayılması.

Medyadaki görünürlüğüyle tanınan Ziyad, Katar’ı kamuoyu önünde eleştirmedi. Mevcut bilgilere göre, bazı hassas konularda itidalli davranmayı tercih etti. Ancak bu itidal bile kabullenilemez bulundu.

Kaynaklar, El Cezire ile bağlantılı çevrelerden kendisine ulaşıldığını ve önümüzdeki dönemde izlenmesi beklenen medya çizgisi hakkında bilgilendirildiğini belirtiyor. Beklenen çizgiyi benimseyen net bur tutum sergilemediği için tutuklanması gecikmedi.

Artık muhalefet etmekten kaçınmak yeterli gelmiyor. Herkesin resmi anlatıyı aktif olarak yeniden üretmesi bekleniyor. Sessizlik artık tarafsızlık olarak değerlendirilmiyor, zımni bir reddetme olarak algılanıyor ve bu reddetme ise cezalandırılmaya yetiyor.

Bu tutuklamaların yanı sıra, hiçbir ayrıntısı bilinmeden aniden hayatını kaybeden “El Cezire’nin bir numaralı ekran yüzü” Cemal Rayan’ın adı gündeme geldi. Kesin bir sonuca varmak için yeterli kanıt bulunmamakla birlikte, medyaya yönelik baskıların arttığı ve şeffaflığın olmadığı bir dönemde gerçekleşen bu ölüm, sosyal medyada spekülasyonlara yol açtı.

Birçok kişi bu olayı, artan baskıların ve belirsizliğin hakim olduğu genel atmosfer içinde yorumladı.

Bu baskılar sadece Filistinlilerle sınırlı değil. Birçok farklı ülkeye mensup Arap vatandaşları da kapsıyor. Mısır vatandaşı Muhammed Tevhid'in ABD üslerini eleştiren paylaşımları nedeniyle tutuklanması, sorunun artık siyasi görüşle değil, devletin hassas gördüğü çizgiyi aşan her türlü söylemle ilgili olduğunu gösteriyor.

Resmi açıklamalarda “yanıltıcı içerik” yaymakla suçlanan yaklaşık 194 kişinin gözaltına alındığı doğrulandı. Ancak uygulamada belirleyici faktör, resmi anlatıya uyum gibi görünüyor.

Anlatı yönetimi ve koordineli mesajlaşma

Bu baskı sessizce gelişmedi. Tutuklamalara paralel olarak, Katar’ın ifade özgürlüğüne saygı göstermeye devam ettiğini vurgulayan medya figüranlarının öncülüğünde bir karşı kampanya başlatıldı.

Bunlar arasında, herhangi bir baskı görmediğini ve Doha'da güvenli bir şekilde yaşadığını belirten aktivist Mona Hava da vardı.

Ancak kaynaklar, The Cradle'a krizin doruk noktasında resmi kurumların Havva da dahil olmak üzere bir dizi influencer'dan kendilerini destekleyen içerikler yayınlamalarını talep ettiğini bildirdi. Bu durum, bu tür ifadelerin gerçekliği ve bunların kamuoyundaki algıyı yeniden şekillendirmek için koordine edilmiş bir çabanın parçası olup olmadığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.

Dış politikada yeniden yönelim, iç politikadaki sonuçlar

Bu gelişmeler, değişen bölgesel dinamikler içinde Katar'ın konumundan ayrı düşünülemez. Doha, yıllardır bir denge stratejisi izlemiş ve bölgedeki en büyük ABD askeri üssüne ev sahipliği yaparken Tahran ile diyaloğu sürdürmüştür.

Savaş, bu dengenin kırılganlığını ortaya çıkardı. Artan kutuplaşma altında Katar, uluslararası forumlarda İran'ı kınayan genel Körfez tutumuna uyum sağlama yönünde adım attı.

Bu dış politika değişikliği, doğrudan iç politikaya da yansıdı. İran'a sempati duyduğu düşünülen her türlü siyasi söylem, artık sertlikle ve kimi zaman doğrudan baskıyla karşı karşıya kalıyor.

Dış politika ile iç kontrol arasındaki bağlantı açıkça ortada. Kamuoyunu yönetmek artık sadece iç mesele değil, bölgesel konumlandırmanın bir aracı haline geldi. Sonuç olarak, mesajların tek tipleştirilmesi ve tanımlanmış sınırların dışına çıkan seslerin marjinalleştirilmesi yönünde bir baskı ortaya çıktı.

Bu bağlamda, Katar’ın Hamas ile ilişkisi de yeniden düzenleniyor gibi görünüyor. Katar medyasında Hamas’a bir zamanlar tanınan görünürlük azaldı. Hamas liderlerinin açıklamalarına daha az önem verilirken, resmi politikaya daha yakın anlatılar öne çıkıyor.

Bu Direniş Ekseniyle ilişkili şahsiyetler üzerindeki baskı artarken, yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor. Bu aşama sadece muhalefet için değil, daha önce kabul edilebilir görülen çevreler açısından da hareket alanının daralmasıyla tanımlanıyor.

Körfez’de yaygınlaşan bir denetim modeli

Katar’da yaşananlar, dış ittifakların ülke içindeki özgürlükten daha öncelikli hale geldiği, Körfez’de giderek yaygınlaşan bir eğilimin parçası.

ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşının tırmanmasıyla birlikte, bölgedeki politikalar geçici güvenlik önlemlerinden ziyade siyasi resmi söyleme uyum sağlamak amacıyla kamusal alanın yeniden yapılandırılmasına benziyor.

Benzer olaylar başka yerlerde de görülüyor. BAE’de “ElonTrades” olarak bilinen bir içerik üreticisi, Dubai’deki bir otel yangınının görüntülerini paylaştıktan sonra adli kovuşturmaya maruz kaldı ve sonunda kaçmak zorunda kalarak Umman üzerinden ülkeden ayrıldı. 60 yaşındaki bir İngiliz turist, Dubai semalarında füze görüntülerini çektiği için gözaltına alındı çünkü yetkililer “panik yaratabilecek” içeriklerin hapis ve para cezasına yol açabileceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Suudi Arabistan’da ise, ABD’ye bağımlılığı eleştiren bir paylaşımın ardından Mısırlı akademisyen Velid Muhammed İbrahim’in gözaltına alındığına dair haberler yayıldı.

Bu vakaların hepsinde kalıp aynı: Washington ile ilişkileri ele alan veya resmi anlatılarla kesişen her türlü içerik hassas hale geliyor ve mercek altına alınıyor.

Uygulama bireylerin ötesine de uzanıyor. Kuveyt, Bahreyn ve Katar, vatandaşlarını olay yerlerinden görüntü çekmekten ve paylaşmaktan kaçınmaya çağırdı.

Bu gelişmeleri birbirine bağlayan unsur, genişleyen bir kontroldür. Bu kontrol artık sadece muhalifleri değil, aynı zamanda gözlemcileri ve olayları belgeleyenleri de kapsıyor. İfade özgürlüğünün önceden belirlenmiş siyasi sınırlara göre yeniden tanımlandığı bir ortamda, paylaşımlar ve videolar güvenlik incelemesine tabi tutuluyor.

Konuşmanın ve konuşmamanın bedeli

Sonuçta, “Medya Kabesi” bu değişimi yansıtıyor. Bir zamanlar ifade özgürlüğünün simgesi olarak sunulan bu yapı, artık başka bir işlev görüyor. Burada görüşler, meşruiyetlerine göre değil, resmi politikaya uygunluklarına göre değerlendiriliyor.

Retorik ile uygulamalar arasındaki uçurum artık gizlenemez hale geldi. Günümüz Katar’ında cezalandırma muhalefetle sınırlı değil. Tereddüt, sessizlik ve kabul edilen çizgiden en ufak sapmalara kadar uzanıyor.

İfade özgürlüğü resmi beyanlarla değil, sarf edilen sözlerin doğurduğu sonuçlarla tanımlanır.(Ali Bou Jbara/The Cradle)

 

Not: Bu makalede ifade edilen görüşler Hürseda Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir.