Dünya kamuoyu aylardır aynı nakaratı dinliyor: NATO ittifakı çatlıyor mu? Avrupa kendi ordusunu kurabilir mi? ABD, Transatlantik bağlarını koparıyor mu? Manşetler Batı’daki bu "fikri" ayrılıklarla meşgulken, asıl büyük deprem çok daha sessiz ve derinden, Basra Körfezi’nin sıcak sularında ve dijital koridorlarında yaşanıyor. Batı ittifakındaki sarsıntı bir "restleşme" ise, Körfez’deki sarsıntı tam manasıyla bir iflası işaret ediyor.
Koruyucu kalkanın iflası
On yıllardır Körfez ülkeleri için ABD ile müttefik olmak, bir dokunulmazlık zırhı kuşanmak demekti. Ancak son dönemde İran’ın Bahreyn’deki Amazon ve BAE’deki Oracle veri merkezlerini doğrudan hedef alması, bu zırhın sadece delinmediğini, bizzat bir "mıknatısa" dönüştüğünü gösterdi.
Quincy Enstitüsü’nden Trita Parsi’nin de işaret ettiği o acı gerçek artık halının altına süpürülemiyor: ABD üsleri ve yatırımları, artık ev sahibi ülkeler için bir güvenlik garantisi değil, açık birer saldırı gerekçesi.
Sıcak cephe: Veri merkezleri
Bugün Körfez’de sarsılan sadece askeri birlikler değil, bölgenin geleceğini üzerine kurduğu devasa teknolojik altyapı. 30 milyar dolarlık "Stargate BAE" gibi projelerle bölgeyi bir teknoloji üssüne çevirmek isteyen yerel yönetimler, bugün kendilerini garip bir paradoksun içinde buldu.
Yatırım değil askeri hedef
Topraklarınızdaki sunucular; Gazze’deki saldırılarda hedef belirleyen yapay zekayı besliyor, Venezuela’daki operasyonları yönetiyor veya ABD’nin küresel istihbarat ağını ayakta tutuyorsa; o sunucular artık sadece bir "ticari yatırım" değil. Artık onlar, meşru birer askerî hedef.
İran’ın son saldırılarıyla kanıtladığı üzere; teknoloji devlerinin milyarlık yatırımları, bölgesel bir savaşta korunması gereken birer değer değil, ilk feda edilecek piyonlar hâline geldi.
Trump, 20 Mart 2018'de Oval Ofis'te Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ile yaptığı görüşmede Suudi Arabistan'a yapılan silah satışlarını gösteren bir tablo sundu.
Tek önceliği İsrail oldu
Körfez sermayesi, Amerikan teknolojisine ve korumasına milyarlarca dolar akıtırken bir söz almıştı: "Sizi koruyacağız."
Ancak bugün gelinen noktada, ABD’nin önceliğinin müttefiklerinin güvenliğinden ziyade İsrail’in mutlak korunması ve Latin Amerika operasyonlar gibi kendi stratejik ve ideolojik ajandasında olduğu tescillendi.
İmaj yerlebir: Şüphe girdi
ABD merkezli Rice Üniversitesi Baker Kamu Politikası Enstitüsünde Orta Doğu uzmanı Dr. Kristian Coates Ulrichsen'in vurguladığı gibi, 1990’dan bu yana bölgede "düzen kurucu" olarak alkışlanan Amerikan imajı, bugün yerini derin bir şüpheye bıraktı. Müttefiklerini korumak yerine onları "operasyonel merkez" olarak kullanıp ateş hattında bırakan bir hegemon, Körfez’in çıkarcı yöneticileri için artık güvenilir bir ortak olarak değerlendirilmez.
Herkes NATO’yu konuşuyor
NATO’daki tartışmalar günün sonunda bir uzlaşıyla veya "kontrollü bir soğumayla" neticelenebilir. Ancak Körfez’de yaşanan bu güven bunalımı ve fiziksel tehdit, geri dönüşü olmayan bir yola girdi.
Körfez ülkeleri artık şu soruyu soruyor: Amerikan bayrağının gölgesinde kalmak, bizi bölgesel savaşların enkazından koruyor mu, yoksa bizi o enkazın tam merkezine mi çekiyor?
Amerikan düzeni paramparça
Bulut bilişim merkezlerinin dumanı tüterken, "Amerikan Düzeni"nin Körfez’deki sonu, sadece bir öngörü değil, sahadaki fiziksel bir gerçeğe dönüşüyor.
Manşetler NATO’yu yazmaya devam ederken asıl kopuş, fiber optik kabloların koptuğu ve füzelerin veri merkezlerine düştüğü o "sıcak" coğrafyada yaşanıyor.(Odatv)



