İngiliz hükümeti için çalışan Siren Associates, 7 Mart’ta “bireylerin ve kuruluşların Lübnan’ın değişen güvenlik ortamını anlamasına ve bu ortamda doğru kararlar almasına yardımcı olmak üzere tasarlanmış” bir kamu güvenliği aracı olarak sunulan “anlık durumsal farkındalık platformu” Monitor Lebanon’u tanıttı.

Bu araç, “haber ajansları, doğrulanmış sosyal medya hesapları, Telegram kanalları, çatışma izleme girişimleri ve trafik veri sistemlerinden” gelen “açık kaynaklı bilgileri” tarıyor.

Gazeteciler, insani yardım çalışanları, işletmeler ve siviller için İsrail’in Lübnan’a karşı sürdürdüğü savaş sırasında bir kurtarıcı olarak sunulan platform, aslında operasyonel istihbarat işlevi görüyor. İnsani yardım görüntüsünün arkasında, Lübnan devletinin derinliklerine yerleştirilmiş sofistike bir istihbarat altyapısı yatıyor.

Monitor Lebanon'un merkezinde, “rapor edilen güvenlik olaylarını ve önemli operasyonel bilgileri” takip eden canlı, etkileşimli bir harita yer alıyor. Veriler son derece ayrıntılı olup, “etkilenen bölgeler, yol koşulları, hastane lokasyonları ve kullanıcıların gelişmelerin hareket ve ulaşımı nasıl etkileyebileceğini anlamasına yardımcı olacak diğer göstergeler” hakkında bilgiler içeriyor.

Platformun lansmanını duyuran basın bülteninde, Monitor Lebanon'un başlangıçta Siren Associates çalışanlarına yerel olaylara ilişkin “daha net bir genel bakış” sağlamak amacıyla oluşturulduğu, daha sonra ise kamuoyunun kullanımına açıldığı belirtiliyor:

"Halihazırda, devam eden çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen çalışanlar, evlerinin yakınında bildirilen saldırıları kontrol etmek ve tahliye emirlerini takip etmek için platformu kullanıyor. Ancak aynı belirsizlikle boğuşan çok daha fazla kişi var ve bu nedenle, daha net ve anlık bilgilerden faydalanabilecek herkese bu aracı sunmak istiyoruz.”

İsrail, Lübnan’a yönelik saldırılarını tırmandırırken, bir İngiliz taşeron şirket nasıl oldu da bu kadar ayrıntılı bir izleme platformunu bu kadar kısa sürede ülke çapında uygulamaya koyabildi?

Cevap, yaklaşık 20 yıldır süren ve İngiltere’nin desteğiyle gerçekleştirilen sızma faaliyetlerinde yatıyor.

The Cradle’ın Eylül 2021’de ortaya koyduğu üzere Siren şirketi, Lübnan İç Güvenlik Güçleri’ni (ISF) “profesyonelleştirmek” amacıyla Londra’dan on milyonlarca sterlin aldı. Eski İngiliz askerleri, istihbarat ve emniyet görevlilerinden oluşan kadrosuyla şirket, Lübnan’ın güvenlik sektöründe açıktan faaliyet gösteriyor, ancak büyük ölçüde denetimden uzak kalıyor.

“Reform” yoluyla kontrol

Siren’in Lübnan devlet aygıtı içindeki etkisi oldukça geniş. Şirket, ISF’nin üst düzey subayları, siyasi yetkililer, bakanlıklar ve istihbarat birimleriyle yakın ilişkiler içerisinde. Ayrıca eğitim ve işe alım programları aracılığıyla ISF içinde gelecekteki lider kadrosunu yetiştiriyor.

Siren, Mayıs 2019’da İngiliz fonlarıyla Lübnan Komuta ve Kontrol Merkezi’ni kurdu. Bu tesis, ISF’ye “son teknoloji ekipman, iletişim teknolojisi sistemleri ve bir analiz ve planlama odası” sağlıyor. Bunun amacının, ISF’nin istihbarat kapasitesini güçlendirmek olduğu iddia ediliyor.

Ancak pratikte bu tesis, İngiliz istihbaratına Lübnan’ın iç güvenlik altyapısına doğrudan erişim olanağı sağlıyor.

Bu tür bir erişim, Londra’ya soruşturmalar, operasyonlar ve ülke içi veri trafiği hakkında bilgi edinme imkanı tanıyor. Zamanla bu durum, Lübnan vatandaşlarına ait hassas bilgilerin sistematik olarak toplanmasını mümkün kılıyor.

Bu veri toplama faaliyetinin ölçeği, COVID-19 salgını sırasında hızla genişledi. Siren, Lübnan hükümetinin COVID-19 aşı kampanyasının dijital omurgası olan COVAX’ı sessizce kurdu. Kullanıcılar bu platform üzerinden kayıt yapabiliyor ve aşı sertifikalarını alabiliyorlardı. Dört milyondan fazla kişi bu hizmeti kullandı ve bu süreçte olağanüstü miktarda kişisel veri toplandı.

Halk sağlığı altyapısı gibi görünen bu sistem, aslında kitlesel veri toplama sistemi olarak işliyordu.

Sosyal yardımdan istihbarat mimarisine

COVAX, dijital yaygınlaşmanın temeli haline geldi. Dünya Bankası, 2021 yılında Lübnan'a sosyal yardım için 246 milyon dolar tahsis etti. Siren, mevcut altyapısını kullanarak DAEM'i hayata geçirdi ve vatandaşlar “hızlıca” sosyal yardım başvurusunda bulunabildi.

Siren’in uzun süredir araştırma şefi olan Carole Alsharabati, “buradaki fikir, tıpkı aşı için yaptığımız gibi, A’dan Z’ye tamamen dijitalleştirilmiş bir sistem kurmaktı” diye açıkladı:

“Kayıt, seçim, ödeme, nakit transferi, doğrulama, kontrol paneli vesaire. her şey dijitalleştirildi. Aşı için kullandığımız aynı eko-sistemi, makineleri, güvenlik sistemini ve veri yönetimi metodunu kullandık”.

Alsharabati, o dönem Lübnan'ı “çok zorlu bir ortam” olarak nitelendirirken, DAEM'i kurma sürecini “çılgın bir serüven” olarak tanımladı. Sonuçta ülkede dijital kimlik sistemi ya da yerleşik veri yönetimi kuralları, prosedürleri ve hatta siber güvenlik bile yoktu.

Ancak, “Siren’in bu ve diğer pek çok zorluğun üstesinden gelme kararlılığının önünde hiçbir engel yoktu.” Görünüşe göre, İngiliz ve Lübnan hükümetleri sonuçtan memnun kalmıştı. Bu, Siren’in Beyrut’taki görevinin, yani vatandaşlar hakkında veri tabanları oluşturma sürecinin sadece başlangıcıydı.

Bu çalışma yıllar içinde pek çok farklı alanda tekrarlandı ve Monitor Lebanon’un yakın zamanda faaliyete geçmesiyle doruk noktasına ulaştı. Bu faaliyetlerin çoğu kamuoyunun dikkatinden tamamen kaçtı. Örneğin, Siren’in COVAX’taki merkezi rolü, ancak Aralık 2024’te şirketin resmi internet sitesinde açıkça ilan edildi. Siren, aynı dönemde Lübnan Gümrük ve Güvenlik Gücü (ISF) için “görev planlama, kaynak tahsisi ve karar alma süreçlerine yardımcı olacak operasyonel verileri” derleyen özel bir veritabanı oluşturduğunu duyurdu.

İngiliz istihbaratı, bu projenin öncülüğünde, ülke genelinde 22 bölgesel operasyon odasına bağlı altı ayrı Komuta ve Kontrol Merkezi ağı oluşturdu. Ayrıca, “suç ve operasyonel verilerin toplanmasını ve analizini sağlayan bir dijital platform” da geliştirildi.

Siren, yine Aralık 2024'te “20'den fazla bakanlığı, bin belediyeyi ve 1500 muhtarı birbirine bağlayan e-yönetişim araçlarını” devreye soktuğunu açıkladı. Ancak, bu girişimin iki yıl önce uygulamaya konulmasının ardından patlak veren büyük bir skandaldan hiç bahsedilmedi.

Lübnan'ın Al-Akhbar gazetesine göre, Siren tarafından üretilen platformlar güvenli değildi ve şirketin milyonlarca kullanıcının verilerini toplamasına izin veriliyordu. IMPACT olarak adlandırılan bu veritabanı, vatandaşların sosyal yardım ödemeleri için başvuruda bulunmak da dahil olmak üzere çeşitli kamu hizmetlerine erişmesine olanak tanıyordu.

Platforma 3 milyon dolarlık fon sağlayan Beyrut’taki İngiliz büyükelçiliği, Siren’in yaptığı gibi tüm suçlamaları reddetti. Bununla birlikte, dijital haklar grubu SMEX, doğası gereği son derece hassas olan IMPACT’ta depolanan özel bilgilerin güvenliği konusunda çekincelerini dile getirdi.

Savaş için toplum haritası

Siren'in ISF için ve ISF ile birlikte yaptığı çalışmalar sonucunda muazzam miktarda kişisel bilgiyi elinde bulundurduğu, İngiltere'nin Uluslararası Kalkınma Birimi tarafından finanse edilen Nisan 2025 tarihli bir araştırmada belirtiliyor. Araştırma, “son üç yılda Lübnan'da denizden yapılan düzensiz göçü” inceledi ve bu göç olgusunu Beyrut'un “devam eden siyasi, sosyo-ekonomik ve güvenlik krizleri” bağlamında ele aldı.

Araştırma, “kimlerin göç ettiğini, neden deniz yoluyla gitmeyi tercih ettiklerini ve özellikle cinsiyet ayrımı gözetmeksizin hangi risklerle karşı karşıya olduklarını” tespit etmeyi amaçladı.

Londra, Eylül 2025’te Siren’in ISF sözleşmesini yeniledi ve ayrılan bütçeyi 46,3 milyon sterline çıkardı. Bu önemli bir artış. Ve bu zamanlama, İsrail’in saldırılarının yeniden tırmanmasından önce bu fonun ne kadarının “Monitor Lebanon”un kurulmasına aktarıldığına dair soru işaretleri uyandırıyor.

Batı Asya’daki İngiliz faaliyetleri, El-Aksa Tufanı Operasyonu’ndan bu yana İran ve müttefiklerini hedef alan geniş çaplı bir savaş girişimine derinden katılımı ortaya koyuyor.

Londra, 2025 Kasım ayında “acil durum görevleri” bahanesiyle Lübnan topraklarına sınırsız askeri erişim sağlamaya çalıştı. Bu öneri, İngiliz güçlerinin silahlı ve yargıdan muaf olarak serbestçe hareket etmesine olanak tanıyacaktı.

Halkın tepkisi Beyrut’u bu planı reddetmeye zorladı, ancak altyapı yerini korudu.

İngiltere, Siren aracılığıyla Lübnan’ın kurumlarını ve nüfusunu kapsayan dijital bir kontrol sistemi kurdu. Bu sistem, askeri uygulamaları görülebilen anlık istihbarat sağlıyor.

Tel Aviv'in bakış açısından bunun faydaları çok açık. Bu tür veriler, Hizbullah üyeleri ve destek ağlarını tespit etmek, izlemek ve hedef almak için kullanılabilir. Ayrıca, hedefli saldırıları kolaylaştıracak şekilde sivil alanları haritalandırmak için de kullanılabilir.

Palantir'in öngörüsel istihbarat platformlarıyla paralellik açıkça görülüyor.

Direniş Ekseni hedefte

Siren'in projeleri, Hizbullah'ın sunduğu hizmetlerle sürekli örtüşüyor. Bu bir tesadüf değil.

İngiliz istihbaratı, yıllardır paralel devlet yapıları oluşturarak direniş hareketinin toplumsal tabanını zayıflatmak için çalışıyor.

Örneğin, Dışişleri Bakanlığı tarafından finanse edilen bir radikalleşme önleme programı kapsamında Londra, Beyrut’ta Hizbullah’ın yönettiği Gençlik ve Spor Bakanlığı’na alternatif bir yapı kurmaya çalıştı. Böylece “genç, yetenekli öğrenciler ve mezunların” Hizbullah’ı reddetmesi umuluyordu.

Bu girişimlerin meyve verdiğine dair bir emare yok. 23 Mart tarihli ve kısa sürede silinen bir Daily Telegraph haberi, Lübnanlı Hristiyanların Hizbullah’ı nasıl içtenlikle kucakladıklarını ve Beyrut ordusunun Batı’dan teşvik edilen, Direniş hareketini silahsızlandırma çabalarına karşı koymaya kararlı olduklarını belgeliyordu. Yöre sakini bir vatandaş, şaşkınlıkla gazeteye şöyle sordu: “Hıristiyanlar olarak nasıl olur da Hizbullah’ın yanında durmayız?

“Onlar kiliselerimizi koruyorlar ve IŞİD ile savaşmamıza yardım ettiler. Pandemi sırasında hastanelerinde bize ücretsiz tedavi sundular. Elektrik kesildiğinde bize jeneratör verdiler. Hatta Noel’de bir Noel ağacı bile getirdiler. Şimdi nasıl onlarla birlik olmayalım?”

Hizbullah’ı silahsızlandırmanın pratikte imkansız olmasına rağmen, bu Batı güçlerinin uzun süredir hayalini kurdukları bir fantezi ve İsrail’in Gazze’de başlattığı soykırımdan bu yana giderek daha önemli hale geldi.

Eylül 2025’te düzenlenen bir İngiliz parlamento brifinginde, eski Lübnan Silahlı Kuvvetleri (LAF) komutanı Joseph Avn’un seçilmesinin Hizbullah’ın askeri kanadını zayıflatacağına dair bir görüş dile getirildi.

Aynı ay, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, LAF'ı “kendi halkıyla savaşabilmeleri için” silahlandırmayı önerdi.

Barrack, Ekim 2023'ten bu yana İsrail'in saldırganlığının Hizbullah'ın popülaritesini artırdığını ve silahsızlanmanın artık daha zor olduğunu kabul etti.

Avn’un başkanlığı Hizbullah’ı ortadan kaldırmadı. İsrail’in askeri tırmanışı devam ediyor, savaş alanında kayıplar artarken Lübnan genelinde sivil kayıplar da yükseliyor.

Felaket niteliğindeki askeri kayıplar her gün artarken, masum Lübnanlı siviller de hayatını kaybediyor. Bu ölümlerin sorumluluğu, Siren Associates sayesinde Londra’ya kadar uzanabilir.(Kit Klarenberg/The Cradle)

 

Not: Bu makalede ifade edilen görüşler Hürseda Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir.