Lübnan'ın Hizbullah ile İsrail arasındaki savaşı durdurma çabaları, alışılagelmiş bir çıkmaza girdi. Bu durum, her iki tarafın da kendi hesaplarını ve hedeflerini gözeterek aldığı kararların doğrudan etkisiyle, çözümün bu aşamada sadece savaş meydanında gerçekleşebileceği yönündeki kanaati bir kez daha doğruladı.
Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail, yakın zamana kadar ABD’nin açık desteğiyle Hizbullah’ı silahsızlandırmak için baskı yapıyordu, ancak ABD Başkanı Donald Trump’ın tutumu, Washington’un İran ile olan savaşı kontrol altında tutmaya öncelik vermesi nedeniyle Tel Aviv’e güney Lübnan’da bir hareket özgürlüğü tanıyor.
Buna karşılık Hizbullah, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ın diplomasiye devam edilmesi ve yeni bir ateşkes için görüşmelerin başlatılması yönündeki çağrılarına rağmen, İran İslam Cumhuriyeti ile aynı çizgide kalmaya kararlı ve İsrail ile müzakereyi reddediyor.
Bu siyasi görüş ayrılığı, daha geniş bir bölgesel bağlamla kesişiyor. Bu kapsamda, Washington ile Tahran arasında müzakerelerin yeniden başlaması beklentisi içerisinde güney Lübnan'daki savaş, ABD-İran geriliminin gidişatıyla yakından ilişkili hale geldi.
Diplomasi tıkanıyor, sınırı Washington belirliyor
Bu ayrışma, daha geniş kapsamlı bölgesel çatışmadan ayrı düşünülemez; Güney Lübnan’daki savaş, artık ABD-İran geriliminin seyrini yakından takip ediyor ve Washington ile Tahran arasında müzakerelere geri dönüleceğine dair spekülasyonlar sürüyor. Ancak bu dinamik, İsrail'in askeri hedeflerine ulaşmadan herhangi bir ateşkesi reddetmeye devam ettiği Lübnan cephesine uzanmıyor.
Bu bağlamda, Savunma Bakanı İsrail Katz'ın açıkladığı gibi, Lübnan'ın radikal bir dönüşümden geçeceğini ve bölge sakinlerinin sınır köylerine dönmesinin engelleneceği ve Litani nehrine kadar uzanan bir “tampon bölge” oluşturma teşebbüsüyle ilgili endişeler artıyor. Tüm bu gelişmelere 2000 öncesini anımsatan bir şekilde konuşlanma hatlarını yeniden belirleme ve batı Bekaa'ya doğru genişleme çabaları eşlik ediyor.
Sahada ise durum çok daha belirsiz. Birçok cephede sürdürülen operasyonlara rağmen işgal ordusu stratejik bir ilerleme sağlayamadı. Hizbullah güçleri ise yıpratma taktikleri uygulayarak güçlü direnişini sürdürüyor.
Ayn el-Tine'deki kaynaklar The Cradle'a, İsrail'in müzakere niyetinde olmadığını, bunun yerine sahada bir fiili durum yaratmaya çalıştığını söylüyor. Kaynaklar, BM'nin 1701 sayılı Kararı ve 2024 ateşkes çerçevesine dayanan ve Hizbullah tarafından onaylanan bir Mısır inisiyatifine işaret ediyor. Ancak bu girişim, İsrail'in Lübnan topraklarından tamamen çekilmeyi reddetmesi nedeniyle engellendi.
Bu arada Hizbullah kaynakları, partinin siyasi ve askeri tutumunu, özellikle savaş konusundaki siyasi sorumluluk, partinin meşruiyetini ortadan kaldırmaya yönelik kararlar ve “olumsuz” olarak değerlendirdiği Dışişleri Bakanı Yusuf Raci'nin tutumu gibi konularda muhaliflerinin sergilediği “uzlaşmazlık” ile bağdaştırdığını vurguluyor.
Buna karşılık Hizbullah, hükümetin faaliyetlerini boykot etmeye yöneldi ve stratejik müzakereleri, Meclis Başkanı Nebi Berri'nin yetki alanı olarak değerlendiriyor. Parti, bugüne kadar yaşananların ancak savaş meydanındaki kazanımlarla telafi edilebileceğini savunuyor ve Lübnan'daki iç siyasi dengeleri yeniden şekillendirmek için bu kazanımlara güveniyor.
Bu yoruma göre Hizbullah, sahadaki herhangi bir değişimin siyasi manzarayı doğrudan etkileyeceğine ve potansiyel olarak “birçoğunun hoşuna gitmeyecek” ancak kendi görüşüne göre savaşın ortaya koyduğu gerçeklikler tarafından dayatılacak yeni siyasi taleplerin ortaya çıkmasına yol açacağına inanıyor.
Yıpratma savaşıyla şekillenen bir strateji
Direniş hareketi, askeri açıdan dikkate değer taktiksel esneklikle hareket ediyor. Tahminlere göre, Litani nehrinin güneyindeki altyapısının bir kısmını terk etti ve başlangıçta sınırlı sayıdaki birlikleriyle ileri hatlara doğru hamle yaparak, operasyonlarını nehrin güneyinde yoğunlaştırdı.
Stratejisi, İsrail güçlerini tam bir geri çekilmeye zorlamadan, konumlarını sağlamlaştırmalarını engelleyen hesaplanmış saldırı manevralarıyla maksimum kayıp verdirmeyi sağlamaya dayanıyor.
Bu yaklaşım, İsrail güçlerini daha derine itmek yerine Lübnan toprakları içinde tutmayı amaçlamakta ve böylece Hizbullah'a, “açık” bir savaş meydanı olarak gördüğü ortamda sahip olduğu arazi şartları deneyimini kullanarak manevra alanı ve hedef yelpazesini genişletme imkanı sağlıyor.
Aynı zamanda Hizbullah, siyasi diyalog kanallarına karşı çıkmıyor ve herhangi bir tarafın ateşkesi görüşmek üzere Meclis Başkanı Berri’ye başvurabileceğini belirtiyor. Ancak bunu temel bir koşula bağlıyor: “Saldırının etkilerinin” sona erdirilmesi, yani İsrail güçlerinin 2006 Temmuz savaşı sırasında ya da mevcut çatışma sırasında girdikleri tüm bölgelerden geri çekilmesi.
Hizbullah’ın görüşüne göre, hem 2006 Temmuz savaşı hem de mevcut savaş, büyük çaplı operasyonlar olmakla birlikte, henüz sonuçlanmamış bölümleri olan tek ve devam eden bir savaşın aşamaları.
Adı konmamış sinsi işgal
Güneydeki gelişmeleri ayrıntılı bir şekilde inceleyen Tuğgeneral Halil Helu, mevcut İsrail operasyonlarının basit bir şekilde sınıflandırılamayacağını savunuyor. Bu operasyonlar “saldırı” ile “işgal” arasında gidip geliyor, ancak gerçekte önceki deneyimlerden farklı yeni bir işgal şekline benziyor.
Helu, İsrail güçlerinin her yerde tam bölge kontrolü modelini benimsemeden Lübnan'ın güneyindeki birçok alana girdiğini belirtiyor. Bazı noktalarda kalıcı kontrol sağlarken, diğerlerinde “bölgeyi güvenli hale getirme” olarak bilinen sınırlı askeri operasyonlar yürütüyorlar ve binaları tahrip etmeye başlamadan önce bölgede Hizbullah savaşçılarının bulunmadığından emin olmaya çalışıyorlar.
İsrail güçlerinin işgal ettiği alanı 200 ila 250 kilometre kare arasında tahmin eden Helu, bu konuşlandırmanın özellikle batı kesiminde top gibi ağır silahların da kullanılmasıyla gerçekleştiğini ve bunun ”bölge temizliği” olarak tanımladığı durumu yansıttığını belirtiyor.
Helu, İsrail'in konuşlanmasını üç ana sektöre bölüyor:
Batı kesimde kontrol, Nekura'dan doğuya doğru Alma el-Şaab'a ve Şamaa ile Beyt el-Sayyad çiftliklerine kadar uzanıyor. İsrail güçleri, bazı bölgelerde 10 kilometreye varan derinlikte mevzilenmiş görünüyor.
Orta sektörde, Ayta el-Şaab, Ramiya, Aytarun ve Marun el-Ras'ın dış mahalleleri gibi kasabalar, Yarun ve Aynata'ya kadar uzanan bölgeler fiilen kuşatma altında. Özellikle Bint Cibail çevresine öncelik veriliyor ve orada ağır araç kullanmadan hareket eden paraşütçü birliklerin öncülüğünde ev ev arama ve temizleme operasyonları yürütülüyor.
İsrail güçleri, doğu kesimde Mays el-Cebel'den Markaba, Rab el-Thalathin, Üdeyse, Taybe, Kantara ve Deir Seryan' boyunca yayılmış durumda. Bazı hatlarda Litani nehrine kadar ulaşan İsrail güçleri, Hiyam ve Kefar Şuba'nın dış mahallelerine de ilerleseler de Lübnan ordusunun hala varlığını sürdürdüğü bazı bölgelere tam olarak girmediler.
Helu, İsrail operasyonlarının dört askeri tümen tarafından yürütüldüğünü belirtiyor, ancak kuvvetlerin çoğu Lübnan toprakları dışında kaldığını da ekliyor. Lübnan içindeki operasyonlar, sızıp geri çekilen veya sınırlı süre kalan küçük birimler tarafından yürütülüyor ve çatışmalar genellikle hafif silah kullanan ve 30 kişiyi geçmeyen küçük gruplar arasında gerçekleşiyor.
Evlerin yıkılmasına gelince… Helu bunu Hizbullah’ın “destekleyici ortamını” hedef alan bir stratejinin parçası olarak görüyor. Bu stratejinin amacı, 1993, 1996, 2000 ve 2006 yıllarındaki savaş sonrasında yaşanan ve bölge sakinlerinin köylerine geri döndüğü bir senaryonun tekrarlanmasını engellemek.
Helu, Netanyahu hükümetinin bu kez, gelecekteki herhangi bir anlaşma kapsamında bile halkın evlerine dönmesini engellemeye çalıştığını ve böylece Hizbullah’ın örgütsel ve beşeri kapasitesini yeniden inşa etmesini imkansız hale getirmek istediğini söylüyor.
Helu, 15 kilometreye kadar uzanan bir tampon bölgenin oluşturulmasının, esas olarak Kornet ve Almas gibi tanksavar füzelerine karşı koymakla ilgili olduğunu ekliyor. Bu füzeleri, uzun menzilli füzelere kıyasla önlemenin zorluğu nedeniyle İsrail güçleri için en büyük tehdidi bunlar oluşturuyor.
Helu, İsrail'in saldırılarının bölgeden bölgeye değişen konuşlanma düzenlerine bağlı olarak 4 ila 10 kilometrelik bir alanı kapsadığını belirtiyor. İsrail ayrıca Lübnan ordusu ve UNIFIL'den sınırdan itibaren 15 kilometrelik bir bölgeyi tahliye etmelerini talep etti ve bu bölgeyi, herkesin hedef alınabileceği bir “ölüm bölgesi” olarak tanımladı.
Helu, mevcut savaş sahasının, sınırlı harekatlar, sistematik yıkım ve tam ölçekli bir işgale girmeksizin uzun vadeli bir güvenlik durumu dayatmaya odaklanan yeni bir İsrail operasyon modelini yansıttığı sonucuna varıyor. Bu durumun güney sınırında uzun süreli bir yıpratma savaşı ve gerginlik dönemine kapı açtığını belirtiyor.
Yıpratma savaşı
Tuğgeneral Baha Helal de benzer bir yorumda bulunuyor: Güney cephesi, İsrail’in baskısı ile Hizbullah’ın savunma stratejisinin kesiştiği “karmaşık bir çatışma” ortamına girmiş durumda.
Helal, Hizbullah’ın zorlu arazi koşulları, partinin gelişen savaş doktrini ve bölgesel dinamiklerin şekillendirdiği karmaşık bir savaş ortamında, önceden hazırlanmış bir savunma düzenine İsrail güçlerini çekmeye çalıştığını belirtiyor.
Helal, mevcut durumu nihai bir savaştan uzak, daha çok “yerel çapta bir irade kırma savaşına” benzetiyor ve Hizbullah’ın şu ana kadar İsrail’in ilk aşamada bile net bir sonuç elde etmesini engellediğini belirtiyor.
Aynı zamanda, İsrail'in özellikle Hiyam, Taybe, Deir Seryan ve Kantara gibi doğu bölgelerinde yürüttüğü kara operasyonları, sahadaki boşluklardan yararlanarak stratejik mevzilere ulaşmak suretiyle taktiksel atılımlar gerçekleştirmeyi ve böylece İsrail güçlerine ateş gücü ve istihbarat üstünlüğü sağlamayı amaçlıyor. Ancak bu ilerleme, arazinin yapısı ve ağır araçların hareketini kısıtlayan Hizbullah’ın savunma altyapısı nedeniyle engelleniyor gibi görünüyor.
Helal, Hizbullah’ın gerilla taktiklerine dayalı esnek savunma stratejilerine güvendiğini vurguluyor. Bu stratejiler güdümlü füzeler ve zırhlı birimlere yönelik saldırıları içeriyor. Ayrıca Hizbullah, saldırıları püskürtmenin ötesine geçerek İsrail’in ön hatlarındaki zayıf noktaları hedefleyen “aktif savunma” konseptini benimsiyor. Küçük, merkezi olmayan birimler kilit rol oynuyor ve bu da İsrail'in belirleyici hamleler yapmasını zorlaştırıyor.
Ayrıca Helal, Hizbullah'ın büyük çaplı tepkileri tetiklemeden baskıyı sürdürmek için roket atışlarını kontrollü bir şekilde sürdürdüğünü ve bunun için iki model kullandığını belirtiyor: Saldıran birliklerin yoğunlaştığı yerleri hedef alan taktiksel saldırılar ve yerleşim yerleri içindeki lojistik merkezlere, özellikle de Nekura'dan Bayyada'ya uzanan sahil şeridindeki noktalara yönelik stratejik saldırılar.
Helal, İsrail’in girişimlerine ilişkin olarak, Tel Aviv’in Hizbullah’ı sınırdan uzaklaştırmak veya kuzeydeki yerleşim yerlerini tehdit etme kabiliyetini azaltmak amacıyla Lübnan’ın güneyinde yeni bir fiili durum yaratmak için batı, orta ve doğu olmak üzere üç eksen boyunca baskı kurmaya çalıştığını belirtiyor. Ancak bunu başarmak, ya maliyetli bir büyük kara operasyonu ya da uluslararası baskı, özellikle de ABD’nin baskısı altında bir siyasi uzlaşma gerektiriyor.
Öte yandan Hizbullah, kararları daha geniş bölgesel konjonktüre, özellikle de ABD-İran gerilimine bağlı kalırken, yıpratma stratejisini kullanarak çatışmayı kontrol edilebilir sınırlar içinde uzatmaya oynuyor.
Helal, yakın vadede en olası senaryonun karşılıklı operasyonların devamı olduğu sonucuna varıyor: Hizbullah’ın yıpratma taktikleri ile İsrail’in sızma girişimleri arasında, bir tampon bölge yerine “kalıcı bir çatışma bölgesi” oluşma potansiyeli var.
Helal, bu durumun tırmanışın kontrol altında tutulduğu sürece kırılgan ama sürdürülebilir bir karşılıklı caydırıcılık denklemini pekiştirdiğini belirtiyor. Güney Lübnan’daki savaş alanı, her hamlenin tırmanış ile tam kapsamlı savaş arasında dikkatle tartıldığı, hassas hesaplamaların belirlediği uzun soluklu bir irade mücadelesine işaret ediyor.
Savaş meydanı siyaseti belirliyor
Beyrut’ta süregelen siyasi felç durumu ve ciddi bir müzakere sürecinin ortaya çıkmaması nedeniyle, müzakere masası fikri giderek daha da ulaşılmaz hale geliyor. Ateşkese yönelik diplomatik çağrılar, kağıt üzerinde kalmaktan öteye geçemiyor.
Bu arada savaş meydanı, her iki tarafın da birbirinin hamlelerini okuduğu ve askeri operasyonlar yoluyla kararlılığını sınadığı gerçek bir müzakere arenası haline geldi. Günümüzde Lübnan’ın güneyi artık sadece coğrafi bir sınır değil, Hizbullah ile İsrail arasındaki çatışma kurallarının bölgesel ve uluslararası baskı altında şekillendiği, mesajlar ve stratejilerin iç içe geçtiği bir arena.
Atılan her roket ve yapılan her karşı saldırı, iç ve dış güç dengelerini belirleyen güç dilinin parçası ve bu dil, potansiyel diplomatik anlaşmaların yerini almış durumda.
Buna göre mevcut durum, ciddi müzakerelerin ancak sahada somut sonuçlar alındığında ortaya çıkacağını gösteriyor. Bu da her iki tarafı teorik siyasi formülasyonların değil, askeri gerçeklerin baskısı altında müzakere masasına getirecektir.(Mohamad Shamse Eddine/The Cradle)



