ABD ve İsrail, 28 Şubat’tan bu yana İran’a karşı bir savaş yürütüyor ve bu savaşın sonuçları savaş meydanının çok ötesine uzanıyor. Basra körfezinin dört bir yanında hükümetler, bu çatışmayı kendi ülkelerinde baskıyı genişletmek için bir fırsat olarak değerlendirdi.

Körfez ülkeleri, sosyal medyadaki “yanlış bilgi” ve “söylentilerle” mücadele bahanesiyle yüzlerce vatandaş ve ikamet eden yabancılara yönelik geniş çaplı tutuklama operasyonları başlattı. Böylece resmi söylemin dışındaki her türlü ifadenin artık bir “güvenlik tehdidi”, hatta “düşmanın dili” olarak değerlendirilebileceğini ortaya koydu.

Fotoğraf çekmeme veya görüntü yayınlamama çağrıları basit bir tavsiye olarak yapılmadı. Körfez’deki içişleri bakanlıkları bu çağrıları resmi uyarılar olarak yayınladı. İlk bakışta argümanlar makul görünüyordu: Paniği önlemek, ulusal güvenliği korumak, düşmana yardımcı olacak bilgileri engellemek. Ancak birkaç gün içinde bu talimatlar, uyarıdan adli kovuşturmaya hızla geçerek çok daha geniş bir baskı kampanyasının temeli haline geldi.

Körfez ülkeleri, bağımsız içeriklerin korku yayabileceğini, düşmana askeri yardım sağlayabileceğini veya vatana ihanet anlamına gelebileceğini iddia ederek bilgi akışına neredeyse tam bir karartma uyguladı. İran’a karşı savaş, düşünceyi suç saymak için bahane haline geldi.

Bahreyn: Acil durum önlemlerinden toplu tutuklamalara

Manama, bir dizi resmi açıklama yoluyla güvenlik önlemlerini sıkılaştırmayı meşrulaştırdı. İçişleri Bakanlığı'na bağlı Sivil Savunma Konseyi, “İran'ın Bahreyn'e yönelik saldırısı karşısında kamu güvenliği sorumluluklarına uyulmasını sağlamak amacıyla” toplanma yasağı ilan etti. Bölgedeki gerginliğin tırmanmasına bir tepki gibi görünen bu adım, kısa sürede geniş çaplı bir baskı kampanyasının gerekçesi haline geldi.

Yetkililer, “sosyal medya platformlarının kötüye kullanılması” ve “İran saldırısına sempati duyma” gibi suçlamalarla 260’tan fazla vatandaşı gözaltına aldı. İnsan hakları kaynaklarına göre, gözaltına alınanlardan üçü kadındı. Yetkililer ayrıca, gözaltına alınanları kamuoyu önünde küçük düşürmek amacıyla fotoğraflarını yayınladı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne (HRW) göre, tutuklamalar yasal sınırların çok ötesine geçti. 4 Mart’ta, onlarca polis Münir Mirza Ahmed Muşayma’nın evine baskın düzenledi. Bazıları siyah üniforma ve beyaz kask takarken, diğerleri sivil kıyafetler giyiyordu. Yetkililer, “yasa dışı içerik” barındıran bir sosyal medya hesabı yönettiği suçlamasıyla, arama emri göstermeden onu gözaltına aldı.

Baskılar Bahreyn vatandaşlarıyla sınırlı kalmadı. Çeşitli uyruğa sahip yerleşik kişiler de ülkeye yönelik saldırılarla ilgili videolar çekmek, yayınlamak veya paylaşmak suçlamasıyla tutuklandı. Bahreyn Savcılığı, “düşmana casusluk yapmak” ile suçlanan kişilere idam cezası verilmesi için mahkemelere başvurdu.

Bu operasyonlar bir kişinin ölümüyle sonuçlandı. Mart ortasında tutuklanan Muhammed Muhsin Musavi’nin cenaze hazırlıkları sırasında vücudunda işkence izleri olduğu bildirildi. İçişleri Bakanlığı ise tutuklamayı savunarak, onu İran Devrim Muhafızları Ordusu (IRGC) ile bağlantılı olmakla suçladı. 

BAE ve Suudi Arabistan: Söylemi tekelleştirmek

Abu Dhabi, Bahreyn’in izinden gitti. İran’a karşı savaşın patlak vermesinden bu yana, vatandaşların ve yerleşik yabancıların hareketlerine ve internette paylaşabileceklerine yönelik kısıtlamalar sert bir şekilde arttı.

Savcılık, X platformundaki kullanıcıları saldırıların yaşandığı yerlerde çekilmiş görüntü veya videoları paylaşmamaları konusunda uyardı. Bu önlemler, Yemen konusunda Suudi Arabistan ile yaşanan gerginliklere bağlı olarak aylarca süren katı dijital sansürün ardından geldi.

Sadece Abu Dhabi’deki yetkililerin, yabancı uyruklular da dahil olmak üzere 100’den fazla kişiyi, video çekmek, yayınlamak veya “yanlış bilgi” yaymak suçlamasıyla gözaltına aldığı bildirildi. Devlet Güvenlik Ajansı ayrıca, Hizbullah ve İran tarafından “finanse edildiği ve yönlendirildiği” iddia edilen bir şebekeyi çökerttiğini duyurdu. Yetkililer, şebekenin ülkenin finansal sistemini istikrarsızlaştırmayı planladığını iddia etti.

İçerik üreticiler de baskı altına alındı. Yetkililer artık, influencer’ların veya kamuoyunda tanınan kişilerin, otellerin aşırı kalabalık olması veya savaşın günlük yaşam üzerindeki etkileri gibi sıradan konuları ele alırken bile paylaşım yapmadan önce izin almalarını şart koşuyor.

BAE kaynaklarına göre, savcılar “devlete ve liderlerine hakaret içeren yasa dışı içerik” yayınlamakla suçlanan hesapların listelerini dolaşıma soktu. Dubai'deki Fairmont otelinde çıkan yangını gösteren ve 1 milyondan fazla izlenme alan bir video yayınladıktan sonra “Elon Trades” dahil olmak üzere X'te çok sayıda hesap erişime kapatıldı.

Bazı tanınmış hesaplar, X'ten, BAE yetkililerinin talebi üzerine profillerinin BAE içinde engellendiğini bildiren e-postalar aldıklarını bildirdi.

Bunlar arasında, paylaşımlarının “Yemen, Sudan, Somali ve Libya'nın bölünmesini reddetme ve terörist milislere destek vermemeye yönelik” olduğunu vurgulayan Yemenli avukat Muhammed el-Masvari de vardı. Mısırlı sunucu Osama Gaviş, El Cezire'nin Yemen sorumlu editörü Ahmed el-Şalafi (BAE savcılığından “devlet kurumlarına hakaret, nefret ve kışkırtma suçlamalarıyla” bir mesaj aldı) ve çalışmaları Körfez'deki dijital sansür ve otoriterlik üzerine odaklanan Doha merkezli akademisyen Marc Owen Jones da bu isimler arasındaydı. Bu vakalar, baskının artık ülke içindekilerle sınırlı olmadığını, giderek yurt dışında eleştiri yükseltenleri de hedef aldığını gösteriyor.

Suudi Arabistan da benzer bir yol izledi. Mart ayı başında devlet kurumları, “#التصوير_يخدم_العدو” (“çekim yapmak düşmana hizmet eder”) etiketiyle bir medya kampanyası başlattı. Bu kampanya, saldırıları görüntülemeye yönelik her türlü girişimi ulusal güvenliğe yönelik bir tehdit olarak göstermeyi amaçlıyordu.

Riyad, kameraları ve cep telefonlarını düşmanların elindeki silahlar olarak göstermeye yönelik bir kampanya hazırladı. Hükümet ayrıca, “hak ihlali içeren içerik”, “anonim videolar” ve “söylentiler” olarak nitelendirdiği yayınları yasaklayan bildirimler dağıtırken, halkı yalnızca resmi kaynaklara itibar etmeye çağırdı.

Sonuçta, devletin anlatıyı tekelinde tuttuğu ve buna karşı çıkma girişimlerini suç saydığı sıkı bir şekilde kontrol edilen bir medya ortamı oluştu

Suudi yetkililer savaşla bağlantılı tutuklamaları kamuoyuna açıklamadı, ancak Suudi kaynaklar The Cradle’a birkaç vatandaş ve ikamet eden yabancının gözaltına alındığını bildirdi. Tutuklananlar arasında, Katif vilayetinde Tarut adasındaki El-Rabiya’da bulunan El-Kader camisinin vaizi Şeyh Hasan El-Mutava’nın da bulunduğu bildirildi.

Kuveyt ve Katar, baskıları genişletiyor

Kuveyt, savaşın tırmanmasıyla birlikte 15 Mart 2026'da “Terörle Mücadele” konulu 47 sayılı kanunu yürürlüğe koydu. Kanun metni, özgürlükleri kısıtlamak için kullanılabilecek geniş ve belirsiz ifadeler içeriyor.

1. madde, “terör eylemi”ni halk arasında korku yaymayı veya kamu güvenliğini tehlikeye atmayı amaçlayan her türlü eylem olarak tanımlıyor. Bu tür bir ifade, yasanın geniş bir yoruma açık kalmasına neden oluyor ve yetkililerin neredeyse her türlü muhalefeti bir güvenlik suçu olarak değerlendirmesine olanak tanıyor.

Kuveytli yetkililer daha sonra, Kuveyt ve Lübnan vatandaşları da dahil olmak üzere, saldırı planlamak ve ülkenin egemenliğini tehdit etmekle suçlanan Hizbullah üyesi olduğu iddia edilen çok sayıda kişinin tutuklandığını duyurdu. Aynı zamanda İçişleri Bakanlığı, kamuoyunu istikrarsızlaştırabileceği iddiasıyla saldırılarla ilgili herhangi bir fotoğraf veya bilginin yayınlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Yetkililer, içerik üreticisi Bedir El-Hüseyinan da dahil olmak üzere çok sayıda Kuveytli ve yabancıyı gözaltına aldı. El-Hüseyinan, savaş sırasında halkın yaşadığı zorlukları konu alan hiciv niteliğinde bir video paylaştıktan sonra, yalan haber yaymak, ulusal çıkarları zedelemek suçlamalarıyla yargılandı.

14 Nisan'da Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ), savaşla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle altı haftadan fazla süredir gözaltında tutulan ABD-Kuveytli gazeteci Ahmed Şihab-Eldin'in serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Yetkililer, Şihab-Eldin'i Kuveyt'teki bir askeri üssün yakınına düşen bir ABD savaş uçağının görüntülerini paylaştıktan sonra yanlış bilgi yaymak, ulusal güvenliğe zarar vermek ve cep telefonunu kötüye kullanmakla suçladı. CPJ, söz konusu materyalin halihazırda kamuya açık ve doğrulanmış olduğunu belirterek, onun tutuklanmasının, eleştirileri bastırmak ve anlatıyı kontrol altına almak için yürütülen daha geniş bir kampanyanın parçası olduğunu ifade etti.

Katar da birçok benzer önlemi uygulamaya koydu. İçişleri Bakanlığı, savaşın başlangıcından bu yana, ülke içindeki saldırılarla ilgili fotoğraf ve videoların yayınlanmasını, ulusal güvenliğe tehdit olarak nitelendirerek yasakladı.

Siber Ekonomik Suçlarla Mücadele Dairesi, “yanıltıcı” olarak nitelendirdiği video ve bilgilerin yayılması nedeniyle farklı uyruklardan 300’den fazla kişinin tutuklandığını duyurdu.

Tutuklananlardan biri, Doha’da yaşayan Mısırlı öğretmen Muhammed Tevhid'di. Tevhid, Mart ayında El Cezire tarafından yayınlanan, El Udeyd hava üssüne yönelik bir insansız hava aracı saldırısı hakkındaki habere yorum yapıyordu. Katarlı Savunma Bakanlığı'ndan alıntı yapan haberde, saldırının engellendiği belirtiliyordu.

Tevhid ise, “Sizi korumayanları korumaya çalışan aptallarsınız” diye görüşünü dile getiriyordu. Yorumunu yayınladıktan kısa bir süre sonra sildi, ancak kısa süre sonra tutuklandı.

Katarlı yetkililer tarafından tutuklanmasına neden olan Mısırlı öğretmen Muhammed Tevhid'in mesajı

Ürdünlü araştırmacı Fatima el-Samadi'nin tutuklandığına dair söylentiler de dolaştı. Bir kaynak daha sonra bu haberleri yalanladı, ancak el-Samadi'nin baskı gördüğünü ve sosyal medya hesaplarını geçici olarak devre dışı bıraktıktan sonra tekrar aktif hale getirdiğini doğruladı.

İsrail casus yazılımı ve Körfez güvenlik devleti

Bu yazının yazıldığı sırada, İsrailli NSO Group tarafından geliştirilen Pegasus veya Paragon Solutions tarafından geliştirilen Graphite gibi casus yazılımları, Körfez bölgesinde son dönemde gerçekleştirilen tutuklama operasyonlarıyla ilişkilendiren kesin bir kanıt mevcut değil.

Yine de bu olasılık göz ardı edilemez. Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn, daha önce “ulusal güvenlik” adı altında muhaliflere karşı Pegasus’u kullandıkları iddialarıyla gündeme gelmişti.

Şubat ayında, bir Paragon Solutions çalışanı, Graphite casus yazılıma ait arayüzün ayrıntılarını gösteren bir fotoğrafı LinkedIn'de kısa bir süreliğine paylaştı. Silinmeden önce, fotoğrafta operasyon günlükleri, şifrelenmiş mesajlaşma verileri ve diğer teknik ayrıntılar yer aldığı bildirildi.

Silinen fotoğrafta Paragon Solutions çalışanları görünüyordu. Arka planda ise Graphite kontrol paneli yer alıyordu

Şu ana kadar Körfez bölgesinde Graphite’in kullanıldığına dair belgelenmiş bir vakaya rastlanmadı. Ancak Körfez devletlerinin İsrailli casus yazılımları satın alıp muhaliflere karşı kullanma eğilimi, bu olasılığın hala hayli yüksek olduğunu ortaya koyuyor. Bildirildiğine göre Graphite, hedefin bir bağlantıya tıklamasına veya cihazla herhangi bir şekilde etkileşime girmesine gerek kalmadan güvenlik açıklarından yararlanabiliyor. Resmi bir teyidin olmaması, bu tür araçların kullanılmadığı anlamına gelmez.

Körfez ülkeleri, ulusal güvenliği savunma iddiasından bir baskı rejimi kurmaya doğru yöneldi. İran'a karşı savaşı, “dezenformasyonla mücadele”, “söylentileri önleme”, “vatana ihanet” ve “düşmana sempati” gibi başlıklar altında adli kovuşturmaları genişletmek için kullandılar.

Şu anda şekillenen durum, geçici bir savaş dönemi tedbiri değil, daha derin bir dönüşüm. Körfez bölgesindeki hükümetler, resmi anlatıyı zorla dayatmakta ve olayların alternatif versiyonlarını cezalandırılabilir suçlar olarak ele alıyorlar.

Baskı mekanizması, barış zamanında olduğu gibi savaşta da devam ediyor.(The Cradle)