Küresel emperyalizm ve Siyonist blok, tarihin en büyük varoluşsal krizlerinden birini yaşıyor. Bir yanda sahip oldukları devasa teknolojik aygıtlara, dijital sansür mekanizmalarına ve milyarlarca dolarlık askeri bütçelere rağmen sahada tutunamayan bir Batı bloğu; diğer yanda ise "ölüm korkusunu (Vehn)" aşmış, asimetrik savaş yöntemleriyle hegemonyayı felç eden bir Direniş Cephesi var.
Uluslararası alanda milyonlarca takipçisi olan, kurduğu devasa medya ağı (Peace TV) nedeniyle emperyalist sistemin ve onun Hindistan gibi bölgesel müttefiklerinin doğrudan hedefi haline gelen Dr. Zakir Naik, SNEAKO YouTube kanalına misafir olduğu son yayında küresel savaşın röntgenini çekti. Naik'in analizleri; Siyonist-emperyalist manipülasyonları, Batı'nın sahadaki askeri hezimetlerini ve Direnişin haklılığını net bir dille ortaya koyuyor.
Dün Afganistan bugün İran
Batı'nın yenilmezlik efsanesinin, inanç ve irade karşısında tuzla buz olduğunu vurgulayan Naik, şu tarihi tespiti yapıyor:
"Afganistan'da ne olduğuna bakın. 20 yıldan fazla bir süre boyunca 1 trilyon dolardan fazla para harcadılar. Sonunda Afganistan'ı terk etmek zorunda kaldılar. Dünyanın en zayıf ordularından biri olarak görülen bir yapı, dünyanın en güçlü ordusuna karşı kazandı. Şimdi aynı şey İran hattında yaşanıyor. F-35'leri, F-16'ları, F-15'leri ve dünyanın en gelişmiş radar sistemleriyle karşı karşıyalar. Ancak bugün sahada ne görüyoruz? Hayatta kalmak için günde 1 milyar dolardan fazla para harcıyorlar. Buna karşılık direniş güçleri, 5 bin, 20 bin dolarlık ucuz dronlar kullanarak milyarlarca dolarlık sistemleri yok ediyor, o pahalı radarları alt ediyor."
Peki, Batı'nın asıl korktuğu şey füzelerin çapı mı? Naik'e göre hayır; asıl korku, Direniş cephesinin "şehadet bilincidir". Naik bu durumu İran örneği üzerinden şöyle açıklıyor:
"Mesele şu ki, bu dünyayı sevmemeliyiz... Ölümden korkmayı bıraktığınız an her şey değişir. Taliban korkmuyordu. İran korkmuyor. Nükleer tesislere veya köprülere saldıracaklarını, oraları bombalayacaklarını söylediklerinde insanlar ne yaptı? Diğer insanlar olsa kaçar giderdi. Onlar ise nükleer tesislerin etrafında canlı kalkan olmak için insan zinciri oluşturdular. Bu ne anlama geliyor? Bu, onların ölümden korkmadığı anlamına geliyor."
Hz. Muhammed’in uyardığı vehn hastalığı
Naik, dünyadaki Müslüman nüfusunun 2 milyarı aşmasına, yani her dört insandan birinin Müslüman olmasına rağmen neden bu kadar ezildiğini Hz. Muhammed'in (s.a.v) meşhur "Vehn" hadisiyle açıklıyor:
"Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: 'İnsanların yemeğe üşüştükleri gibi, milletlerin de Müslümanların üzerine üşüşeceği bir zaman gelecektir.' Bu tam olarak şu anda yaşanıyor... Sahabeler, 'Müslümanlar sayıca az mı olacak?' diye sordu. Peygamberimiz, 'Hayır, Müslümanlar büyük sayılarda olacak ama selin üzerindeki köpük gibi olacaklar. Köpüğün yönü yoktur, dalga nereye giderse oraya sürüklenirler. Ve Allah, Müslümanların düşmanlarının kalbinden (Müslümanlara duydukları) korkuyu alacaktır.' Yani normalde Müslümanlardan korkması gereken düşmanların kalbinden bu korku alınacak ve Müslümanların kalbinde 'Vehn' olacaktır. Sahabeler, 'Vehn nedir?' diye sorduğunda Peygamberimiz, 'Müslümanların dünyayı (Dunya) sevmesi ve ölümden korkmasıdır' buyurdu."
Lüks, şatafat ve koltuk sevdası uğruna onurlarını satan rejimlerin, kendi halklarına ve Filistin davasına nasıl ihanet ettiğini Naik şu keskin sözlerle ifade ediyor:
"Bugün ölümden korktuğumuz için, koltuklarımızı kaybetmekten korktuğumuz için bizi korumaları adına küfre, gayrimüslim ülkelere milyarlarca dolar ödüyoruz. İnsanlar ahiretteki, cennetteki kalıcı makamlarını düşünmek yerine; bu dünyadaki, bir şirketteki veya devletteki mevkileri için endişeleniyorlar. Müslüman ülkeler, korunmak için gayrimüslim ülkelerin yardımını alıyor. Kendi aralarında savaşıyor ve bir başka İslam ülkesini ezmek için kafirlerle ittifak kuruyorlar."
“Birleşmek zorundayız”
Naik, Siyonizm'e karşı en büyük kalkanın "Jeopolitik Vahdet" olduğunu, mezhepsel teferruatların böylesi bir varoluşsal savaşta çöpe atılması gerektiğini son derece net ve anti-emperyalist bir tavırla haykırıyor:
"Bana sürekli soruyorlar; 'İran hakkında konuştuğunda sana Şii misin, Sünni misin, Selefi misin diyecekler. Sen nesin?' Ben bir Müslümanım elhamdülillah! Kuran'da kendinize şu veya bu cemaatten deyin yazmaz... Bizim (İran'la veya başkalarıyla) farklılıklarımız olabilir. Ama şu an bu farklılıkları unutmalıyız. İsrail ve Amerika bir Müslüman ülkeye (İran'a, Gazze'ye, Lübnan'a) saldırdığında bunu nasıl görmezden gelebiliriz? 'Benim farklılıklarım var' deyip kenara mı çekileceğiz? Bu zamanda birleşmek zorundayız!"
"Keşmir hakkında konuşma her şeyini geri verelim"
Sosyal medyadaki hesapları milyonlarca kişiye ulaşan ve bu yüzden 2016'da Hindistan'dan çıkmak (Hicret etmek) zorunda kalan Naik, Müslümanlara karşı küresel bir "shadowban" (gölge yasak) ve sansür rejiminin yürütüldüğünü şöyle ifade ediyor:
"Ücretsiz denilen sosyal medyada aslında onların merhametine kalmış durumdayız. Eğer onların hoşuna gitmeyen bir şey söylerseniz, sizi anında yasaklarlar. Sayfanızı durdururlar. Benim Facebook hesabım her yıl 5 milyon büyürken, gölge yasak (shadowban) uygulamaya başladılar... Hindistan Başbakanı Modi, bana elçi gönderdi. Geri dönmemi, bana her şeyi vereceklerini ama karşılığında Keşmir'deki eylemlerini (zulmü) siyasi olarak desteklememi istediler. Bunu yapamayacağımı, yanlış faaliyetlerini destekleyemeyeceğimi söyledim ve Hicret ettim."(Ajanslar)



