Dış İlişkiler Konseyi (CFR), tartışmasız ABD’nin en etkili “düşünce kuruluşu”dur. Kimileri onu “Gölge CIA”, kimileri “Gölge Dışişleri” olarak görür. Konsey’in üyeleri arasında eski ABD başkanları, bakanlar, diplomatlar, generaller ve akademisyenler bulunur. Ağın ortaya koyduğu politikalar ise mevcut hükümetlere büyük oranda rota çizer.

CFR’nin son yayınladığı analiz, İran Savaşı’yla ilgili oldu. CFR’nin kıdemli Orta Doğu uzmanı Ed Husain tarafından kaleme alınan analiz, “İran Tek Parça Değildir” başlığını taşıyor. Analizde İran’a yönelik askeri baskının sınırlarına ulaştığı belirtilerek, “İran’ın etnik azınlıklarını federal bir geleceğe doğru güçlendirmek, Batı’ya daha kalıcı ve uzun vadeli bir strateji sunmaktadır.” deniliyor.

Kapsamlı analize özetle şu değerlendirmeler yer alıyor:

‘Eski düzen artık geçerli değil’

“ABD bir ülkeye saldırmakta ancak bu ülkenin ideolojisi ve kimliğiyle mücadele edememektedir. Bu nedenle, mevcut çatışmadaki bombalar ve ablukalar, çok ihtiyaç duyulan uzun vadeli bir çözüm sunmamıştır. İran, son haftalarda Arap komşularına on bine yakın insansız hava aracı ve füzeyle saldırarak kırmızı çizgiyi aşmıştır. Eski düzen artık geçerli değildir. Bu durum yeni bir yaklaşım gerektiriyor.

“İran; Bahreyn, Irak, Lübnan, Suudi Arabistan’ın Doğu Eyaleti, Suriye ve Yemen’de Sünniler ile Şiileri bölerek yıllardır güçlenmiştir. ABD ve müttefikleri, İran’ın kendi iç bölünmelerini artırarak bu stratejiyi İran’a karşı kullanmalıdır. Askeri baskı tek başına Velayet-i Fakih ideolojisini etkisiz hale getiremez. Daha akıllıca bir hamle, İran’ı federatif, Ayetullah sonrası bir geleceğe doğru itmek için iç etnik ve siyasi bölünmeleri kullanmaktır.

Medya ve STK’lara finansman desteği

“Washington, uyumlu ve birleşik bir muhalefet arayışındadır. Ancak İran muhalefeti birleşik değildir, çünkü İran ulusu tek parça bir yapı değildir. ABD, İran’ın içinde, diasporada ve bölge genelinde azınlıkların sesini duyuran medya kuruluşlarına ve sivil toplum örgütlerine finansal destek sağlayarak bu yolda ilk adımı atabilir. Uluslararası platformlarda, Tahran’la ikili müzakerelerde, İran’ın komşuları ile yapılan toplantılarda ve kamuoyuna yönelik açıklamalarda azınlıkların şikayetlerine diplomatik düzeyde yer vermek, maliyeti düşük ancak etkisi büyük bir adımdır.

Ankara, Bakü, Yeni Delhi…

“Kabul etmek gerekir ki, Beyaz Saray İran’daki Kürt gruplara silah teklif etmişti ve bir ayaklanma çıkmaması karşısında şaşırmıştı. Ancak Kürtler, Irak ve Suriye’de uzun süredir ABD tarafından terk edilmiş hissediyorlardı ve daha fazla güvenlik garantisi talep ediyorlardı. Başkan Donald Trump ve yönetim yetkilileri, bu ve diğer etnik grupların içinde bulunduğu kötü duruma yönelik desteği ve ilgiyi artırmak amacıyla Ankara, Bakü, Yeni Delhi ve Körfez bölgesini ziyaret etmeyi düşünmelidir. Bu, ideoloji ve kimlik savaşında daha uzun vadeli ve sert bir stratejinin başlangıcı olabilir.

“Böylelikle İran’ın odağı iç meselelere yönelecek ve mağdur halkların güçlendirilmesi yoluyla Azerbaycanlılar, Ahvazlı Araplar, Beluçlar, Kürtler, Lurlar, Persler, Tacikler ve Türkmenlerden oluşan bir konfederasyonun kurulması çabası ilerleyecektir. İran’ın geleceği İslam Cumhuriyeti’nde değil, İran Federasyonu’ndadır. Ve zamanla, bazı bölgeler Tahran’dan bağımsız olmak isterse, buna izin verilmelidir. Yerel referandumlar, Azerbaycanlıların Azerbaycan’daki kardeşlerine katılmak isteyip istemediklerini ve Beluçların ayrılmak isteyip istemediklerini belirleyebilir.

‘İran Irak’a benzemiyor’

“Bu girişimi eleştirenler, Irak’ı ibretlik bir örnek olarak göstereceklerdir; ancak bu, isabetli olmayan bir karşılaştırmadır. İran’ın etnik azınlıkları büyük ölçüde farklı coğrafi bölgelerde yoğunlaşmış ve etnik açıdan farklı, Fars olmayan uluslarla komşu olduğundan, bu coğrafi gerçekler üzerine kurulu bir federasyon gerçek bir siyasi çerçeve olarak işleyebilir. Bunun nihayetinde birleşik bir İran federasyonuna mı yoksa bir dizi egemen devlete mi yol açacağı sorusu, Washington’un ya da Tahran’ın değil, İranlıların kendilerinin yanıtlaması gereken bir sorudur.”(Aydınlık)