Körfez ülkeleri uzmanı, Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü'nde (INSS) kıdemli araştırmacı Dr. Yoel Guzansky, Kanal 12 için kaleme aldığı yazısında, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve işgal rejimi İsrail arasındaki ilişkileri değerlendirdi.
ABD-İsrail tarafından İran’a dayatılan 40 günlük savaş sürecinde BAE-İsrail ilişkilerinin yeni bir aşamaya yükseldiğini ifade eden Siyonist analist,
Dr. Yoel Guzansky tarafından kaleme alınan yazı şu şekilde:
İran ile savaş sırasında, İsrail'in Birleşik Arap Emirlikleri'ne (BAE) İsrail askerleri ve "Demir Kubbe" bataryası ile "Işın Kalkanı" (Magen Or) sistemini içeren eşi görülmemiş bir "savunma kalkanı" yerleştirdiği; bu sistemlerin, savaş öncesinde Abu Dabi tarafından satın alınan diğer İsrail sistemlerine (Barak ve Spyder) katıldığı bildirildi. Bu tarihi konuşlandırma, "İbrahim Anlaşmaları" imzalanmadan çok önce kademeli olarak inşa edilen ve İsrail ile İran arasındaki savaşın ardından ivme kazanan stratejik ilişkilerin derinleşmesini simgeliyor.
İran’la savaş sürecinde yaşanan ilkler
İlk kez operasyonel İsrail hava savunma sistemleri, İsrail askerleriyle birlikte, savaş zamanında bir Arap ülkesinin topraklarında geniş çaplı olarak konuşlandırılıyor. Bu, derin sembolik anlamlar taşıyan ancak aynı zamanda oldukça pratik bir hamle: Ortadoğu son yıllarda, başta füzeler ve İHA'lar olmak üzere tehditlerin sınırları aştığı ve sivil altyapıları da vurduğu entegre bir güvenlik alanına dönüştü.
Bununla birlikte, bu savunma önlemlerinin bir ilk olmadığının altını çizmek önemli. Zaten 2022'de, Yemen'deki Husilerin BAE'ye yönelik saldırılarının ardından, yabancı basında çıkan haberlere göre İsrail "Spyder" ve "Barak" sistemlerini transfer etmiş, bu hamle İsrail'e, Abu Dabi nezdinde birçok puan kazandırmıştı. Bu bağlamda, mevcut hamle işbirliğinin bir başlangıcı değil, halihazırda test edilmiş bir hareket tarzının devamı ve derinleşmesidir.
Mevcut gelişme, aynı zamanda bölgesel güvenlik mimarisindeki daha geniş çaplı bir değişim, özellikle de İsrail'in ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'na (CENTCOM) entegre olması sayesinde mümkün olmuştur. Bu durum, İsrail ile Körfez ülkeleri arasında daha sıkı bir istihbarat ve operasyonel koordinasyon altyapısı oluşturmuş ve güvenlik işbirliğini geçmişte imkansızken bugün var olan operasyonel bir gerçekliğe dönüştürmüştür.
BAE, İsrail’le derinleşmeyi seçti
Ancak belki de en çarpıcı değişim çok daha yapısal: İsrail artık bölge ülkelerinin güvenlik alanında aktif bir operasyonel ortaktır. İsrail sistemlerinin BAE'de konuşlandırılması ve İsrailli unsurlar tarafından kullanılması, siyasi koordinasyon aşamasından pratik güvenlik ortaklığı aşamasına kademeli bir geçişe işaret ediyor. İki ülke, ortak çıkarların gerçekleştirilmesi doğrultusunda kendi sınırlarını aşan geniş jeostratejik konularda da işbirliği yapıyor: Bu kapsamda, Kızıldeniz, Yemen, Sokotra ve İsrail'in kısa süre önce tanıdığı Somaliland çevresindeki işbirlikleri de basına yansıdı.
Gazze'deki savaş ve bölgesel gerilimlerin ardından Arap dünyasının önemli bir kısmının Kudüs ile bağlarını zayıflattığı veya dondurduğu bir dönemde bile BAE, İsrail ile işbirliğini derinleştirmeyi seçti. Bu eğilimin aksine BAE; tam diplomatik ilişkilerini korudu, ekonomik ve güvenlik işbirliklerini sürdürdü, hatta daha da derinleştirdi. Böylece bugün İsrail'e en yakın Arap ortağı ve genel olarak da İsrail'in en yakın müttefiklerinden biri olarak konumunu sağlamlaştırdı. Ancak BAE, İsrail ile kurduğu bu bağlar nedeniyle bir bedel ödemiş de olabilir: BAE, İran tarafından en fazla sayıda füze ve İHA saldırısına uğrayan ülke konumunda. Fakat aynı zamanda, İsrail sistemleri sayesinde bu saldırıları en yüksek oranda engelleyen ülke de yine BAE oldu.
İsrail-Emirlikler güvenlik ekseni
Taktiksel işbirliğinin ötesinde, oluşum aşamasında olan bir İsrail-Emirlikler güvenlik ekseninden bahsediyoruz. Bu eksen resmi bir ittifak olarak tanımlanmasa da pratikte istihbarat, hava savunması ve operasyonel koordinasyon alanlarında ortak bir güvenlik çerçevesi olarak işlev görüyor. Yine de çok ileriye dönük sonuçlar çıkarmaktan kaçınmak gerek. Ortada tam bir güvenlik entegrasyonu veya resmi bir bölgesel ittifak yok. Bu; kapsamlı bir kurumsal çerçeveden ziyade, ortak çıkarlara ve acil operasyonel ihtiyaçlara dayanan melez ve esnek bir modeldir. Üstelik bölgedeki tüm ülkeler bu tür bir işbirliğine aynı açıklıkta yaklaşmıyor; İsrail'e yönelik tutum genel olarak olumsuz ve Körfez içindeki stratejik ayrılıklar ciddiyetini koruyor.
Yine de İsrail ile BAE arasında filizlenen bu model, daha geniş bir yönelime işaret edebilir: Merkezi olmayan bir bölgesel sistemden, devletlerin sınır aşan tehditlere karşı noktasal ama derinlemesine işbirliği yaptığı, birbirine bağlı bir güvenlik sistemine doğru kademeli bir geçiş.
İsrail savunma sistemlerinin BAE'de konuşlandırılması, istikrarsız bir Ortadoğu'da bölgesel ilişkiler yapısındaki değişimlerin bir yansımasıdır. Bu, resmi olmayan ancak aktif yeni bir düzenin şekillendiğinin göstergesidir.(Ajanslar)



