Iraklılar, 27 Nisan 2026'da bir anda “Ali el-Zeydi” adını duydular. 46 milyonluk nüfusa sahip ülkede bu ismi bilen çok az kişi vardı. Ali el-Zeydi'yi tanıyanların sayısı belki yüzde bir bile değildi.
Bu şahsiyet, ekonomi dünyasının gölgesinden gelip çok hassas bir dönemde siyasi karar alma mekanizmasının ön saflarına çıktı. Bu durum, onun kabul görmeden önce sorgulanmasına neden oldu.
Ticaret ve yatırım bankacılığı dünyasından gelen el-Zeydi, Irak’ın siyasi yelpazesi genelinde geniş ilişki ağına sahip. Ancak Irak’ın siyasi sahnesinde hiçbir iz bırakmamış olması ona bir yandan “görünür tarafsızlık” avantajı sağlarken, diğer yandan “geleneksel bir siyasi tabanın olmaması” gibi bir ikilem de yaratıyor.
Bu durum, Washington’un aksi takdirde kapalı olan kurumsal çevrelerine sessizce yeni koridorlar açan paralel bir “çalışma ilişkisi” ile pekiştirildi. Kaynaklara göre, pozisyonu, iki yıldan fazla bir süre al-Zeydi’nin Güney İslam Bankası’nda danışman olarak görev yapan önde gelen Amerikalı bankacı Dennis Edward Flannery’nin varlığı sayesinde kolaylaştırıldı. Flannery daha sonra aynı bankanın başkan yardımcılığı görevini üstlendi ve görev alanı uyum ve uluslararası standartlara odaklandı. Önceki dönemlerde Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nde mali ataşe olarak görev yapmış olmasının yanı sıra ABD Hazine Bakanlığı'nda çalışmışlığı da var.
Irak’ın iç siyasi yelpazesine erişim ile Batı’nın finans ve düzenleme çevrelerindeki kurumsal bilgi birikimini birleştiren bu çok katmanlı ilişki, al-Zeydi’nin hem yerel karmaşıklığı hem de uluslararası beklentileri idare edebilen bir figür olarak profilini daha da güçlendirdi ve yeni bir yürütme liderliği biçimi arayan bir sistem için benzersiz bir konumda olduğu algısını pekiştirdi.
Adaylığın ardında: Bağdat’taki uluslararası kesişim noktaları
Adaylığının açıklanmasından dokuz gün önce, İran Devrim Muhafızları’na (IRGC) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani Bağdat’a geldi. Ziyaret, Batı Asya ve Basra Körfezi’nde ateşkes ilan edilmesinin ardından gerçekleşti. Bazı kaynaklara göre, bölgesel gerilim ve İran’dan Irak’a seyahat etmenin yarattığı güvenlik riskleri nedeniyle ziyaret birden fazla kez ertelenmişti.
Kaani'nin varışından saatler önce, Bağdat ve Erbil'deki siyasi çevrelerde, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack'ın da aynı anda Bağdat'a bir ziyaret gerçekleştirdiği yönünde haberler dolaştı.
İki isim zıt kutuplarda yer alıyordu, ancak her ikisi de aynı dosyanın sorumlusuydu: Irak.
O dönemde gözlemciler, analistler ve ülkedeki siyasi meselelerle ilgilenenler arasında bir söylenti yayıldı. Bu söylenti, 2003’ten bu yana Irak’ta iktidarın şekillenmesi sürecinde tekrarlanan, “egemenlik testi” olarak nitelendirilebilecek bir durumdan kaynaklanıyordu.
Tahran’ın elçisi geldi, ancak Washington’un elçisi gelmedi. Bunun yerine, birkaç telefon görüşmesi yapmakla yetindi ve Bağdat’taki ABD maslahatgüzarına, başbakan adayı ataması için belirlenen anayasal sürenin son haftasına ilişkin Washington’un algısını yönetme görevini verdi. Başbakan adayı atanmasına dair sorumluluk, Irak meclisindeki en büyük blok olan Koordinasyon Çerçevesi’ne aitti.
Koordinasyon Çerçevesi içindeki zorlu süreç
Nizar Amidi'nin 10 Nisan'da cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından, Koordinasyon Çerçevesi, anayasa tarafından 15 gün olarak belirlenen başbakan adayı belirleme süresini kullanmaya başladı.
Bundan haftalar önce, 24 Ocak'ta, Nuri el-Maliki'nin adı, Koordinasyon Çerçevesi tarafından oy birliğiyle üçüncü dönem başbakan adayı olarak önerilmişti. Ancak üç gün sonra, Maliki’nin adaylığı, ABD Başkanı Donald Trump’ın Truth Social platformunda paylaştığı bir mesajla çelişti. Trump, bu mesajda Maliki’nin aday olması halinde Irak’ı zor bir dönemin beklediğini söyledi ve ABD-Irak ilişkilerini koparmakla tehdit etti.
O andan itibaren, seçim süreci, dış baskılar ve iç hesaplamaların daha önce hiç olmadığı kadar açık bir şekilde kesiştiği karmaşık bir sürece girdi.
Daha sonraki Koordinasyon Çerçevesi toplantıları kafa karışıklığı, analizler ve çok sayıda karmaşık senaryo ile şekillendi. Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Trump yönetimini Koordinasyon Çerçevesi’nin pozisyonuna dair ikna etmek için Washington ile arabuluculuk yapılmasını destekledi.
Kürdistan’daki siyasi süreci yönlendiren şahinler, alternatif aday olarak Muhammed Şia el-Sudani yerine Maliki’yi tercih ettiler. Ancak arabuluculuk hiçbir zaman hayata geçmedi, çünkü Koordinasyon Çerçevesi'nin koridorlarında Washington ile gerginliğin tırmanmasını destekleyenler ile “Uyarılarını ve tehditlerini yerine getirebilecek bir başkanın dalgasına boyun eğmeliyiz” diyenler arasında bir bölünme ortaya çıkmaya başladı.
Sudani seçeneği de bölgesel savaşın “yan etkileri” ile birlikte zayıflamaya başladı. Özellikle, geçici hükümeti yönetirken Bağdat ve Kürdistan’daki ABD ve Batı hedeflerine yönelik saldırıları durduramaması bu durumun en önemli nedeniydi.
Amerikalılar alternatif bir yol planlıyorlardı. İranlılar ise şiddetli bir varoluş savaşıyla meşguldüler. Tam da bu boşlukta, her iki tarafla da çatışmayacak bir “üçüncü isim” arayışı başladı.
‘Hesap adamının’ ortaya çıkışı
Gözlerden uzak bir şekilde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Yargıç Faik Zeydan'ın başını çektiği girişimler ortaya çıktı. The Cradle kaynaklarına göre, bu çabalar siyasi çıkmazda bir orta yol bulmayı ve çatışan bölgesel, uluslararası ve iç anlaşmazlıkların oluşturduğu karmaşayı daha sakin bir zemine yönlendirmeyi içeriyordu. Amaç, ortak bir zemin oluşturmak ve çatışmanın keskinliğini azaltmaktı.
Anayasal sürenin bitimine kadar Koordinasyon Çerçevesi içinde “Bassem el-Bedri” ve “İhsan el-Avadi” adlı iki isim arasında adaylık tartışmaları devam ederken, anayasal sürenin 13. gününde blok liderlerinden oluşan bir grup Bassem el-Bedri'yi aday göstermeye yöneldi. Hatta bu ismi duyurmak için bir basın toplantısı hazırlanmıştı, ancak son anda ertelendi.
Anayasal süre doldu. 25 Nisan’da Hammam Hammudi’nin evinde gergin bir toplantı yapıldı ama o da başarısızlıkla sonuçlandı. Irak’ın iç işlerine aşina olan pek çok kişi bunu, ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşında çözüme ilişkin belirsizliğe bağladı.
İki gün sonra, sürpriz bir şekilde Bağdat’ta gün batımı vakti bir fırsat doğdu.
“Hesap adamı” Ali Faleh el-Zeydi, uzlaşma adayı olarak resmen tanıtıldı ve Koordinasyon Çerçevesi liderlerinin çoğunun desteğini aldı.
Tepkiler ve uluslararası kabul
2003’ten bu yana Irak’taki politik süreç, yasama veya yürütme görevlerinin siyasetçi olmayan kişilere verilebileceğine yönelik herhangi bir ima içermiyordu. Bu görevler, Irak parlamentosuna milletvekili gönderebilecek partiler ve halk tabanları tarafından desteklenen siyasi aktörlerin elinde kalmıştı.
Bazı Iraklı siyasi liderler bu kararı “doğru yönde atılmış bir adım” olarak nitelendirirken, diğerleri saatlerce sessiz kaldı. Daha sonra, siyasi yelpazenin her kesiminden olumlu tepkiler geldi ve bu durum, “liderlik” zihniyetinde yeni bir aşamayı başlatarak, siyasi atmosferdeki değişimin niteliği hakkında birçok soruyu gündeme getirdi.
İlk saatler, bir yanda Iraklı grupların, diğer yanda Washington’un eşzamanlı sessizliği içinde geçti. Buna, Basra Körfezi ve Avrupa’daki liderlerin çağrılarının yanı sıra Arap ve Batı devletlerinin diğer açıklamaları eşliğinde, neredeyse olumlu bir bölgesel ve uluslararası algı eşlik etti.
O sırada, Koordinasyon Çerçevesi’ne yakın bir kişinin belirttiği gibi, el-Zeydi, atamasının Washington ve Tahran’dan gelecek kararlara bağlı olduğundan emindi.
ABD büyükelçiliği, el-Zeydi'nin seçilmesini memnuniyetle karşıladı. Aylar sonra ilk kez, büyükelçiliğin açıklamasında İran'ı Irak siyasetinden uzaklaştırma talebi yer almadı.
El-Zeydi, 30 Nisan'da Trump'tan bir telefon aldı. ABD başkanı, benzeri görülmemiş bir diplomatik tavırla, Irak meclisinin el-Zeydi'nin hükümetini oylamasını beklemedi. Birkaç saat sonra İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, X'te yaptığı bir paylaşımda Tahran'ın Iraklıların kararını desteklediğini duyurdu ve el-Zeydi'ye görevinde başarılar diledi.
Bunun ardından, Arap, bölgesel ve uluslararası çevrelerden “hesap adamı”na tebrik ve destek telgrafları yağdı. Iraklı siyasi rakiplerinin “el-Zeydi” fikrine açık çek vermiş gibi görünüyordu.
Bu manzara, birçok kişiye Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed el-Şara’nın (eski adıyla Ebu Muhammed el-Colani) aldığı desteği hatırlattı. Belki de finans ve yatırım dünyasından gelen el-Zeydi’nin aldığı destek, hız açısından militanlık ve terör dünyasından gelen Şaraa'nın aldığı desteği aştı.
Yeni hükümetin niteliği: Teknokratlar ve ekonomi
El-Zeydi'nin uçağı, Bağdat'tan Erbil'e, benzeri görülmemiş bir iyimserlik ve sıcak karşılama atmosferi içinde indi. Süleymaniye ziyareti sırasında da aynı atmosfer hakimdi.
Bağdat’a döndükten sonra Zeydi, bakanlar kurulunun isimlerini belirlemek üzere bir dizi üst düzey siyasi toplantı başlattı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bilgili kaynaklara göre, Zeydi bu isimleri bu ayın ortasında açıklayacak.
The Cradle, bu kabinenin yapısı hakkında çeşitli görüşleri inceledi. Bilgiler, el-Zeydi’nin Irak’ın yürütme sahnesinde yeni isimler talep ettiği yönündeydi: Teknokratlar, genç yüzler ve ekonomi ile kalkınma anlayışına sahip isimler.
Hükümet programında “siyasi müdahale yapılmaması” şartını da temel koşul olarak belirledi. Bu koşulun sağlanabilirse, bu durum siyasi program geliştirmek yerine nüfuz paylaşımına alışkın bir yönetim ortamda bir emsal teşkil edecek.
Koordinasyon Çerçevesi içindeki diğer kaynaklar, hükümetin parlamentoda onaylanmasını kolaylaştırmak ve “kazan-kazan” formülüyle siyasi fraksiyonları memnun etmek amacıyla, el-Zeydi’nin kabinesini “bakanlık görevi olmayan bakan” veya başbakan yardımcıları ile üç ek pozisyonla genişletilebileceğine işaret ediyor.
“Çıkar çatışması” ve birikmiş borçlar
Zeydi, Güney İslam Bankası kökenli ve kamu ile ortaklık yapan çeşitli sektörlerde yatırımları bulunuyor. Durumu, eski İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri ve ABD Başkano Donald Trump gibi uluslararası örneklerle karşılaştırılıyor. Zeydi, ekonomik bloğu aracılığıyla, önceki yıllarda uygulanan hizmet ve yatırım projeleri karşılığında hükümetin biriktirdiği mali borçlar düşünüldüğünde geçici hükümeti zor bir duruma sokuyor.
Irak medyası, el-Zeydi hükümetinin karşı karşıya kalacağı en hassas konulardan birine de dikkat çekti: El-Zeydi'nin ticari çıkarları ile devlet arasındaki çıkar çatışması. Bağımsız Irak haber kaynağı Jummar'a göre, mali veriler el-Zeydi'nin Ticaret Bakanlığı ile bağlantılı sözleşmelerden kaynaklanan, tahmini değeri 4 trilyon dinar’dan fazla olan devlet kurumlarına ait önemli miktarda tahsil edilmemiş alacağı olduğunu gösteriyor.
Bu durum, onu devlete karşı alacaklı konumuna getirirken, ticari faaliyetlerinin bir kısmı hala kamu ihalelerine dayalı olduğundan, iki taraf arasında bir iç içe geçmişlik beliriyor.
Buna yanıt olarak Zeydi, hükümetinin öncelikli olarak Irak’ın sallantıda olan ekonomisinin dengesini sağlamaya odaklanacağını duyurdu. Ana misyonunun, rantçı ekonomi, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının etkileri, Washington’dan gelen para akışının kesintiye uğraması ve kamu fonlarının yönetimindeki dengesizlik gibi çeşitli faktörler nedeniyle zarar görmüş olan Irak’ın mali sağlığını yeniden tesis edecek bir hükümet kurmak olduğunu söyledi.
The Cradle tarafından Irak'taki çeşitli siyasi ortaklar ve rakipler arasında yapılan bir ankette, Zeydi'nin olağan Irak kalıplarından farklı olarak geniş bir kabul gördüğü ortaya çıktı. Bu kabul, uluslararası ve bölgesel desteğin yanı sıra anayasal yükümlülükleri yerine getirme konusundaki içsel ihtiyaçtan kaynaklanıyor.
El-Zeydi ince bir ip üzerinde yürüyor
El-Zeydi'nin aldığı uluslararası destek, her ne kadar uyumlu ve sorunsuz görünse de, kalıcı bir düzenleme anlamına gelmiyor. Bu destek, gerilimin azaltılmasına yönelik geçici bir aşamanın işareti.
Batı Asya'daki önceliklerini yeniden düzenlemekle meşgul olan Washington, Irak'ta yeni ve öngörülemez bir gerilim cephesi açmaya niyetli görünmüyor. Öte yandan, bölgesel çatışmanın yükünü omuzlarında taşıyan Tahran, Irak siyaset sahnesinin öngörülemez bir kaosa sürüklenmesini önleyecek denge noktaları oluşturmaya çalışıyor.
Bu kesişme noktası rekabeti erteliyor, ancak ortadan kaldırmıyor. Zeydi’nin görevi, kendisini öne çıkaran konsensüsten yeterince güç çekmek, ancak bu konsensüsün tuzağına düşmemek ve hem yurt içinde hem de yurt dışında manevra yapabilmek için ihtiyaç duyduğu alanı korumak.
İç politikada el-Zeydi'nin misyonu, ona sergilenen sıcak karşılamanın aksine, daha karmaşık görünüyor. Irak siyasi sistemi, siyasi partilerden silahlı gruplara, ekonomiden bürokratik idareye uzanan, birbiriyle iç içe geçmiş etki ağlarına dayanıyor.
El-Zeydi'nin siyasi bir tabanının olmaması, kendisine hareket esnekliği sağlayabilir, ancak aynı zamanda, dengeleri yönetmek için kendinden öncekilerin kullandığı geleneksel baskı araçlarından mahrum bırakıyor.
İç güvenlik konusunda en acil soruyu; El-Zeydi’nin silahlı faaliyetleri devlet otoritesi altına alıp alamayacağı yahut bu gruplarla yüzleşmek yerine onları kontrol altında tutmak için Irak’ta alışılagelmiş uzmaşlaya zorlanıp zorlanmayacağı oluşturuyor.
Bu sorunun aciliyeti, bu gruplardan bazılarının hiçbir Irak hükümetinin tam olarak kontrol edemeyeceği bölgesel dinamiklere bağlı olmasından kaynaklanıyor.
Ekonomi alanındaki zorluklar daha net görünse de, çözümü daha kolay değil.
Mali dengenin yeniden sağlanması, gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi ve uluslararası finans sistemi ile olan kompleks ilişkilerin yönetilmesi, esur kararlar gerektiren konular. Bunların her biri, siyasi gerçeklikle hızla çatışabilir.
Bu gerçekler ışığında, el-Zeydi’nin kabinesi için üç olası yol öngörülebilir:
Birinci yol: Koşullu başarı
Bu senaryoda el-Zeydi, köklü atılımlar gerçekleştirmeksizin, bölgedeki kritik bir dönemi fırsata çevirerek, dengeyi korur ve iktidarını sürdürmeyi başarır.
İkinci yol: Aşamalı tökezleme
Bu senaryoda, ilk gerçek güvenlik ve ekonomik sınavlarıyla birlikte iç çelişkiler ortaya çıkmaya başlar ve bu da siyasi desteğin erimesine yol açar.
Üçüncü yol: Erken bir çatışma
Bu durum, uluslararası havanın değişmesi veya bölgesel gerginliğin tırmanmasıyla gerçekleşir ve bu da Irak'ın iç işlerini doğrudan etkiler, hükümeti çöküşe doğru itebilir.
Tüm bu kriterlerin ötesinde, tek bir soru öne çıkıyor:
Ali Faleh el-Zeydi ismi, Koordinasyon Çerçevesi içinde gerçek bir uzlaşma adayı olarak mı ortaya çıktı, yoksa uzun süredir Irak'ın siyasi sürecini tıkayan bir faktör olan uluslararası ve bölgesel çıkarların örtüştüğü bir aday mı?
Bu sorunun cevabı, adaylık ve güven oylamasıyla gelmeyecek. Daha sonra el-Zeydi'nin dengeleri yönetme becerisinde ortaya çıkacak. Bu, uzlaşı kadar çelişkiler üzerine de inşa edilmiş bir siyasi sistemde en zor görev.
Batı Asya, giderek artan bir şekilde 1980'lerde doğan figürler tarafından yönetiliyor; bu nesil, teknolojinin gürültüsünden önceki bir dönem ile tam dijitalleşmenin tanımladığı bir dönem arasındaki eşikte şekillendi.
El-Zeydi durumunda, bu nesil profili şu anda Irak’ın en eski siyasi sınavıyla karşı karşıya: Her uzlaşmanın bir sonraki çelişkilerin temellerini attığı bir sistemde adaptasyon yeteneği ile ayakta kalınabilir mi?(Abutalib Albohaya/The Cradle)
Not: Bu makalede ifade edilen bazı görüşler Hürseda Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir....



