Bruce Springsteen’in “My Hometown” şarkısını uyarlayarak şöyle diyebiliriz: “Tahran diyor ki ‘Bu üsler gidiyor, çocuklar / Ve geri dönmeyecekler / Haydi evinize dönün".
Washington Post, 6 Mayıs 2026 tarihli “Uydu görüntüleri, İran’ın açıklananlardan çok daha fazla ABD askeri varlığını vurduğunu gösteriyor” başlıklı makalesinde, İran’ın ABD tesislerine büyük hasar verdiği gerçeğini, Savunma Bakanlığı ve ABD istihbaratından sızan bilgilere dayanarak, geç de olsa kabul etti. Ancak Washington Post, olayın sadece bir kısmını aktarıyor.
Gazete, İran medyası tarafından yayınlanan yüzlerce uydu görüntüsünden 109’unu inceledi. Bu görüntülerin doğruluğu, “Avrupa Birliği’nin Copernicus uydu sisteminden alınan düşük çözünürlüklü görüntülerle ve Planet’ten alınan yüksek çözünürlüklü görüntülerle karşılaştırılarak” teyit edildi.
Haber, 217 binaya ve 11 teçhizata verilen hasarı, ABD üslerinin savunmasızlığını gösteren, ancak kayıpların büyüklüğünü ve Batı Asya’daki ABD askeri varlığı üzerindeki sonuçlarını gizleyen bir şekilde kurgulanmıştı.
Radarların imha edilmesinin sonuçlarına, ABD doktrininin başarısızlığına ya da ABD üslerini ülkeden fiilen kovmuş olan Irak’taki 600’den fazla üsse yönelik saldırılara değinmedi.
Daha önemlisi, bu üslerin yeniden inşa edilemeyebileceği gerçeğiydi. Üsler savunmasız durumda, aşırı pahalı ve artık İran’ın kanıtlanmış saldırı menzilinin içinde yer alıyor.

İran'ın hedef aldığı Batı Asya'daki ABD üsleri ve limanları.
Kuvvet koruması başarısız oldu
“Kuvvet koruması”, askeri bir doktrin ve üniformalı kuvvetleri bağlayıcı nitelikteki Genelkurmay Başkanlığı Ortak Bildirisi 3-10’da yer alır. ABD Ordusu Saha El Kitabı 3-19.1, bu doktrini şu şekilde açıklıyor:
Kuvvet koruması, Savunma Bakanlığı personeline (aile üyeleri dahil), kaynaklarına, tesislerine ve kritik enformasyona yönelik düşmanca eylemleri önleyen veya hafifleten tedbirlerden oluşur. Bu doktrin, müşterek kuvvetin görevini yerine getirmesini sağlarken düşmanın faaliyetlerini kısıtlamak için saldırı ve savunma tedbirlerini koordine ve senkronize eder. Hava, uzay ve füze savunması; NBC [Nükleer, Biyolojik ve Kimyasal] savunması, terörle mücadele, savunma-enformasyon operasyonları ile operasyonel kuvvet ve araçların güvenliğini içerir.
Zayiatlar, kamuoyunun dikkatini çeker ve Silahlı Kuvvetler içinde muhalefete yol açar. Bu nedenle Irak ve Afganistan savaşlarının ilk aşamalarında kuvvet korumasına aşırı önem verilmiştir.
Eski İran Devrim Muhafızları Komutanı (IRGC) Muhsin Rezai, vurguyu bu zayıf noktaya çekerek, ABD'nin yeni saldırısı durumunda ABD gemilerinin batırılmasına, askerlerin öldürülmesine ve çok sayıda askerin esir alınmasına yol açabileceğini belirtti.
Buradan çıkarılacak ders, üs içinde veya dışında personel ve aileleri korumanın zorunluluğu. ABD, ikisini de koruyamadı. CENTCOM, personeli üslerden otellere taşıyarak askerlerin hayatlarını kurtardığı için övgü aldı, ancak bu fazla bir güvenlik sağlamadı. CIA ajanları ve askerler otellere kadar takip edildi. Telegram'daki birçok videoda da görüldüğü gibi, Şehid-136 insansız hava araçları BAE, Irak, Kuveyt ve Bahreyn'de otellere “oda servisi” teslimatları yaptı.
Üs koruması
Üs koruması, kuvvet korumasının bir alt bileşeni. Bu, diğerlerinin yanı sıra, üsleri füzelere ve insansız hava araçlarına karşı savunmayı içerir ama bu da pek mümkün değil. Batı Asya'daki üsler yıllar içinde genişledi ve büyük kısmı, 11 Eylül sonrası Küresel Terörle Savaş'ı (GWOT) desteklemek amacıyla 2001'den sonra oluşturuldu. Üslerin ve GWOT sonrası muhafaza edilmelerinin açıklanan amacı, “İran'ı kontrol altında tutmak”tı.
İran'ın füze ve insansız hava aracı programları 11 Eylül'de henüz gelişmemişti, ancak Bush'un “Şer Ekseni” konuşmasının (29 Ocak 2002) ardından araştırma ve geliştirme faaliyetleri hız kazandı. 2002/03'ten bu yana, Ramazan Savaşı'nda “sığınak delici” bombalarıyla delinemeyeceği ortaya çıkan çok sayıda yeraltı füze üssü inşa edildi.
İran’ın 2026'daki teknolojik seviyesi, 2001-2002'ye dayanan savunma doktrinleri ve tekniklerini geçersiz kıldı. İran'ın silah cephaneliğinin üstün olduğunu bilinirken, ABD üslerini nasıl koruyabilir? Hava savunma bataryaları ABD üslerini savunamaz ve ABD Hava Kuvvetleri'nin ateş gücü İran'ın füze saldırılarını engelleyemez.
İran'ın saldırı planı
@DefenceMat, saldırı planını analiz ederek İranlı generallerin, ABD’nin “tespit-karar-müdahale” savunma ağını zorlamak ve zayıflatmak için elektronik savaş, insansız hava araçları, seyir ve balistik füzeleri içeren çok katmanlı ve ustaca bir yoğun saldırı planını nasıl uyguladıklarını ortaya koydu. Bu “ağ merkezli” sürekli baskı altında tutma stratejisi, geleneksel SEAD veya DEAD (Düşman Hava Savunmasının Baskılanması veya Yok Edilmesi) stratejilerini geride bıraktı.
Basit bir dille ifade etmek gerekirse, bu, İran’ın önce bölge çapındaki radar, radom (koruyucu malzemeyle kaplı uydu çanakları) ve komuta-kontrol ağlarını yok ederek ABD’yi kör bıraktığı anlamına geliyor. Üsler neredeyse savunmasız kaldı.

1. Resim: İran tarafından hedef alındığı sırada Katar'ın Ümmü Dahal bölgesinde bulunan hasarlı AN/FPS-132 radarı.
Örnek vermek gerekirse, Katar’ın Ümmü Dahal kentinde bulunan AN/FPS-132 erken uyarı sisteminin radarı, füzeleri tespit etmek, bölge çapındaki ağı uyarmak ve füzeleri takip etmek amacıyla İran’a dönük konumlandırılmıştı. Bu radar, çatışmanın ilk gününde (28 Şubat) tahrip edildi. Bu, Batı Asya’daki tek AN/FPS-132 radarıydı.
AN/TPY-2 radarı olmayan bir Termal Yüksek İrtifa Hava Savunma (THAAD) önleme bataryası, yeni bir AN/TPY-2 radarına bağlanmadıkça pahalı bir süs eşyasından ibaret. Batı Asya'da yedi adet AN/TPY-2 radarı vardı ve bunlardan ikisi, belki de üçü sağlam kaldı. Çok sayıda Patriot radarı (AN/MPQ-53/65) imha edildi veya hasar gördü.
İran’ın sofistike teknolojisi
Batı medyası uydu görüntülerine odaklanıyor. Ancak uydu tipleri çeşitlidir. Örneğin, 3D arazi haritalama (TERCOM), elektronik istihbarat (ELINT) veya veri aktarımı için tasarlanmış farklı modeller vardır.
TERCOM, İran’ın seyir füzelerini yönlendirir. ELINT, elektronik sinyalleri toplar ve diğer uydularla çaprazlama yaparak radyo frekansı (RF) emisyonlarının kaynaklarını coğrafi olarak belirler. Aktarım uyduları, verileri yer istasyonlarına hızla iletir ve böylece “gerçek zamanlı” veriler elde edilir.
İkinci resim, İran’ın kullandığı teknolojiyi gösteriyor. Sarı dikdörtgene dikkat edin: Bir analist, bunun bir AN/TPY-2 yemi (sahtesi) olduğunu iddia ediyor. İranlı istihbarat görevlileri hedefleme için yalnızca görüntülere güvenmiş olsaydı, aldatılabilirlerdi. Ancak bu yem göz ardı edildi ve kamufle edilmiş radar (üst kısımdaki hangar) ile diğer binalar hedef alındı.
İran'ın, gizlenmiş radarın RF izini tespit eden gelişmiş uzay tabanlı tespit teknolojilerine erişimi olduğu anlaşılıyor. AN/TPY-2 radarının elektronik izi uydular tarafından tespit edildi ve hedefin koordinatları füzenin yerleşik bilgisayarına programlandı.

2. Resim: Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki AN/TPY-2 radar üssünün İran tarafından vurulmadan önce ve sonra çekilmiş uydu görüntüsü.
Son örnek, Suudi Arabistan'da bir E-3 Sentry AWACS (Hava Tabanlı Radar Erken Uyarı Sistemi) uçağının imha edilmesini gösteriyor. ABD, İran'a daha yakın olan üsleri kullanılamaz hale gelince, İran'ın güneyinden yaklaşık 660 km uzaklıktaki Suudi Arabistan'ın Prens Sultan üssüne çekildi. Sadece birkaç tane bulunan E-3 Sentry'ler, kara tabanlı radarların imha edilmesinin ardından ABD'den aceleyle bölgeye sevk edildi. E-3, bir AN/APY-2 radarı (rotodomun içinde) taşır.
3. resimde pist (lastik izleriyle kararmış şerit) görülebilir. E-3, muhtemelen inişten sonra, paralel yola doğru ilerlerken çapraz pist üzerindedir.
Bu, ABD istihbarat görevlilerini tedirgin eden İran'ın askeri yetenekleri hakkında bazı ipuçları veriyor: İran'a ait bir insansız hava aracı (muhtemelen Araş-2) Suudi Arabistan'ın derinliklerine sızdı (fark edilmedi mi? çünkü vurulmadı), hareket halindeki E-3, bir uydudan gerçek zamanlı veriler aldı, ardından kamikaze insansız hava aracı, muhtemelen görsel tanımlama ve hedefleme için elektro-optik bir sensör kullanarak dalışa geçti ve rotodomu “tam burun kısmından” isabetli bir şekilde vurdu. Bu, hataya yer bırakmayan, önemli bir başarıydı.

3. Resim: Suudi Arabistan'daki Prens Sultan Hava Üssü'nde İran tarafından vurulduktan sonra tahrip olmuş bir E-3 Sentry uçağı.
ABD'nin eski İran özel temsilcisi Brian Hook, İran'ın silahların “maketleri” ve “Photoshop'la düzenlenmiş görüntüleri” kullandığını iddia ederek alay etti. ABD'li General Jay Raymond ise İran'ın yerli uydusu Nur-1'i “uzayda yuvarlanan bir web kamerası” diyerek alay etti. Muhtemelen bugün artık gülmüyorlardır.
Üslerin yeniden inşası daha büyük bir yenilgi olabilir
16 üssün yeniden inşa maliyetini tahmin etmek, özellikle de hasarın boyutu belirsiz olduğundan, çok zor. Üsleri barındıran ülkeler ve ABD, yıllar boyunca milyarlarca dolarlık kaynak ayırdı. ABD'nin harcamalarının çoğu gizli. Toplamda yüz milyarlarca dolar kaynak harcandı ve bu rakam 2026 değeriyle astronomik bir rakama denk geliyor.
ABD bu devasa harcamaları karşılayabilir mi? Üsleri barındıran ülkeler, son dönemdeki gelir kayıpları nedeniyle ödeme yapmakta zorlanabilir. Yıkılan bir yapı, yeniden inşa sürecindeki engelleri gösterir nitelikte: Ümmü Dahal'daki radar, 2013 yılında Katar'a 1,1 milyar dolara mal olmuştu.
Teçhizatları yenileme maliyeti muhtemelen iki katına çıkabilir. Tahminlere göre, yeni AN/FPS-132 radarının yapımı 5 ila 7 yıl sürecek (Çin'in, ABD'nin savunma eko-sistemi için kritik öneme sahip nadir toprak elementlerini satacağı varsayımıyla). İşte bu yüzden ABD Başkanı Donald Trump, nadir toprak elementleri konusunda sürekli sızlanıyor.
En acil soru, ev sahibi ülkelerin ABD'nin geri dönmesini isteyip istemeyeceği. Üsler onlara güvenlik sağlamadı - tam aksine. Savaş başladığından beri İran'ın sloganı “ya hepimiz için güvenlik mevcut ya da hiçbirimize yok” oldu.
Kuvvetlerin korunması, ABD askeri doktrini için hayati önem taşıyor. Savunma Bakanlığı’nın üsleri ve personeli İran’ın silahlarından koruyacak teknolojiler geliştirene kadar üslerin yeniden inşası beklenmiyor. Savunma Bakanlığı, ABD’nin düşmanlarına karşı “teknolojik üstünlüğe” sahip olduğu şeklindeki şovenist görüşün etkisinde çalışıyordu, ancak ABD’nin “en iyi” sistemleri (X-bandı radarlar, THAAD, Patriot) İran’ın entelektüel ve teknolojik üstünlüğü karşısında yenilgiye uğradı.
Batı Asya’daki ABD üsleri, hava savunmalarının zayıflıkları, radar ağlarının kırılganlıkları ve ABD personelinin kayıplara maruz kalması konusunda Kongre ve Savunma Bakanlığı’nda ciddi tartışmalar yapılmadan savaş öncesi durumuna geri dönemez. Bu tartışma sadece Batı Asya ile sınırlı değil, “Rusya’yı çevrelemek” veya “Çin’i çevrelemek” amacıyla inşa edilen ABD üslerini de ilgilendiriyor.
Temsilci Ted Lieu şöyle dedi: “İran Savaşı’ndan aldığımız derslere dayalı yeni bir strateji ortaya koyana kadar [Savunma Bakanlığı’na] daha fazla para ayrılmasını destekleyemem çünkü Çin ve Rusya gibi eşit güçteki rakiplerle karşı karşıya kaldığımızda, ABD bazı büyük sorunlarla karşılaşacaktır”.(Shivan Mahendrarajah/The Cradle)
Not: Bu makalede ifade edilen bazı görüşler Hürseda Haber'in yayın politikasını yansıtmayabilir.



