ABD medyasından The Atlantic’te yayımlanan "İran'da Şah Mat" başlıklı makale, yalnızca vardığı sonuçlarla değil, aynı zamanda yazarıyla da dikkat çekiyor. Makalenin yazarı Robert Kagan, Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi'nin kurucu ortaklarından, Brookings Enstitüsü'nde kıdemli bir uzman ve son otuz yılda Amerikan askeri müdahaleciliğinin en önde gelen entelektüel mimarlarından biri. Kendisi Irak Savaşı'nın yüksek sesli bir savunucusu ve Amerikan’ın gücünü yurtdışına yansıtmasının destekçekisi oldu.
Genel stratejik tablo ve ABD'nin açmazı
Kagan, ABD'nin İran'a yönelik askeri saldırganlığının sonuçlarını incelediği yazısında ABD'nin içine düştüğü stratejik çıkmaz şu sözlerle özetliyor:
"Washington, bu savaştaki yenilginin sonuçlarını tersine çeviremez veya kontrol edemez. Amerika Birleşik Devletleri için verilen zararları telafi edecek veya aşılmasını sağlayacak nihai bir zafer olmayacaktır. Hürmüz Boğazı geçmişte olduğu gibi 'açık' olmayacak ve İran, bölgenin ve dünyanın kilit aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor."
Beyaz Saray'ın beklentileri ve sahadaki gerçeklik
Sürecin siyasi boyutuna ve Beyaz Saray'ın taktiksel hamlelerine değinen yazar, askeri ve ekonomik baskıların sonuçsuz kaldığını vurgulayarak şu ifadelere yer veriyor:
"Başkan Trump 'kartların' kimin elinde olduğu hakkında konuşmayı seviyor, ancak elinde oynayacak iyi kartları olup olmadığı belirsiz. İran'a yönelik, liderin ve çok sayıda üst düzey İranlı siyasi ve askeri yetkilinin suikastıyla sonuçlanan 37 günlük Amerikan ve İsrail saldırılarına rağmen, bu saldırılar hükümeti devirmede veya onu en ufak bir taviz vermeye zorlamada başarısız oldu. Trump yönetimi, askeri güçle elde edilemeyenleri İran limanlarına abluka uygulayarak elde etmeyi umuyor; ancak beş haftalık amansız saldırılar karşısında teslim olmayan bir hükümetin tek başına ekonomik baskıya boyun eğmesi pek olası değil. Savaşın devam etmesini savunanlar askeri saldırıların yeniden başlamasını istiyor, ancak yeni saldırıların 37 günlük bombardımanın başaramadığını neden başaracağını açıklayamıyorlar."
Ateşkesin gerçek nedeni ve temel kırılma noktası
Peki, Amerika Birleşik Devletleri amansız saldırıların ardından neden aniden geri adım atmak zorunda kaldı? Makale, bu ani politika değişikliğinin perde arkasındaki asıl gerekçeyi şöyle açıklıyor:
"Trump, İran'a yönelik saldırıları onlardan sıkıldığı için durdurmadı; asıl neden, İran'ın bölgedeki önemli enerji tesislerini hedef almasıydı. Dönüm noktası, Siyonist rejimin İran'ın Güney Pars doğalgaz sahasına yönelik saldırısının ardından İran Silahlı Kuvvetleri'nin Katar'daki Ras Laffan tesislerini hedef aldığı ve Trump'ın tepkisinin İran'dan en ufak bir taviz koparmadan ateşkes ilan etmek olduğu 18 Mart'tı."
Enerji altyapısı üzerinden sağlanan caydırıcılık
Bu kritik misillemenin sıradan bir karşılık olmanın ötesinde taşıdığı uzun vadeli stratejik tehdide işaret eden Kagan şu değerlendirmelerde bulunuyor:
"Trump'ı bir ay önce geri çekilmeye zorlayan risk değerlendirmesi hala geçerliliğini koruyor. Trump, daha fazla saldırıyla İran medeniyetini yok etme tehdidini yerine getirse bile; İran, hükümetinin olası çöküşünden önce, sadece birkaç geçici vuruşuyla bölgenin petrol ve doğalgaz altyapısını yıllarca felç edebilecek ve dünyayı ile Amerika'yı uzun vadeli bir ekonomik kriz ve enflasyona sürükleyebilecek çok sayıda füze ve insansız hava aracı ateşleme kapasitesine sahip olmaya devam edecektir."
Amerikan teslimiyeti dışındaki her çözüm son derece riskli
Mevcut tabloda Beyaz Saray'ın önündeki diğer seçeneklerin çok daha ağır askeri bedeller içerdiğini belirten Kagan, "etkili bir Amerikan teslimiyeti dışındaki her çözümün, Trump'ın şu ana kadar yüzleşmeye isteksiz olduğu büyük riskler taşıdığına" dikkat çekerek şunları yazdı:
"Aksi takdirde Amerika, İran hükümetini devirmek için tam ölçekli bir kara ve deniz savaşına hazırlanmalı, ardından ülkeyi işgal etmeli, Amerikan askerlerinin hayatını tehlikeye atmalı ve İran'ın kontrolündeki boğazda savaş gemilerini kaybetmeyi göze almalıdır. Bu nedenle, şu anda savaştan çekilmek en az hasar veren seçenek gibi görünebilir. Siyasi bir perspektiften bakıldığında, Trump muhtemelen bir yenilgiyi atlatma şansının, yine başarısızlıkla sonuçlanabilecek daha büyük, daha uzun ve daha maliyetli bir savaşı atlatma şansından daha yüksek olduğuna inanıyor. Dolayısıyla, bir Amerikan yenilgisi sadece mümkün değil, aynı zamanda muhtemeldir."
Hürmüz Boğazı'nda kurulan yeni statüko
Bölgedeki güç dinamiklerinin artık geri dönülemez bir şekilde değiştiğini savunan makale şöyle devam ediyor:
"Yenilgi, İran'ın Hürmüz Boğazı'nın kontrolünü elinde tutması anlamına geliyor. Genel kanının aksine, boğazın mevcut krizden sonra eski haline dönüp dönmeyeceği belirsizdir; çünkü İran'ın önceki statükoya dönmek gibi bir niyeti yoktur ve Tahran'daki ılımlılar bile, özellikle Trump müzakereler sırasında Pearl Harbor benzeri saldırıları onayladıktan sonra bu fırsatı kaçıramayacaklarını biliyorlar; onu güvenilir bulmuyorlar."
Küresel çaplı sonuçlar ve post-Amerikan dönem
Yaşanan bu bölgesel hezimetin yalnızca Orta Doğu ile sınırlı kalmayıp yeni bir küresel jeopolitik kırılmayı tetikleyeceğini öngören Kagan sözlerini şöyle tamamladı:
"Amerika'nın Basra Körfezi'ndeki yenilgisinin daha geniş küresel sonuçları da olacaktır. Tüm dünya, ikinci sınıf bir güçle sadece birkaç hafta süren bir savaşın Amerika'nın silah stoklarını tehlikeli bir seviyeye indirdiğini ve bunun hızlı bir çözümü olmadığını görüyor. Bu durum, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'i Tayvan'a saldırmaya veya Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i Avrupa'ya yönelik saldırganlığını yoğunlaştırmaya teşvik edebilir; ancak en azından Amerika'nın Doğu Asya ve Avrupa'daki müttefikleri Amerika'nın gelecekteki çatışmalardaki yeteneği konusunda şüphelere düşecektir. Amerikan sonrası bir dünyaya yönelik küresel adaptasyon hızlanmıştır ve Amerika'nın Basra Körfezi üzerindeki hakimiyeti, Batı Asya'daki son gelişmelerin yol açtığı kayıplardan sadece biri olacaktır."(İslami Analiz)



