ABD Başkanı Donald Trump, 14 Mayıs'ta bir grup Amerikalı sanayicinin eşliğinde Pekin'e ayak bastığında ortaya çıkan tablo her şeyi anlatıyordu. Washington, gümrük vergileri, ek yaptırımlar, liman ücretleri ve deniz ticaretini engelleme tehditleriyle gelmişti. Ancak Trump'ın heyetindeki yöneticiler, bu baskı kampanyasının ardındaki zayıflığı ortaya çıkardı: ABD, kendi ekonomisini zedelemeden Çin'i küresel ekonomiden dışlayamaz.
Bu çatışma, Trump’ın Pekin heyetinin neden önemli olduğunu açıklıyor. Finans, teknoloji, imalat ve lojistik sektörlerinden yöneticilerin katılımı, yalnızca ABD’nin gücünü sergilemek için değildi. Bu, Washington’un bu üç unsuru da disipline etmeye çalıştığı anda, ABD şirketlerinin hala Çin pazarına, tedarik zincirine ve ödeme ekosistemine ihtiyaç duyduğunu kabul etmekti. Bu çelişki, mevcut küresel krizin merkezinde yer alıyor.
Pekin yasal çerçeveyi belirliyor
İşte Pekin’in yeni hukuki yapısının gerçek bağlamı budur. Çin Devlet Konseyi, 7 Nisan 2026’da 834 sayılı Kararnameyi, yani Endüstri ve Tedarik Zincirlerinin Güvenliği Yönetmeliği’ni yayınladı. Bir hafta sonra, 13 Nisan’da ise 835 sayılı Kararnameyi, yani Yabancı Ülkelerin Usulsüz Sınır Ötesi Yargı Yetkisine Karşı Mücadele Yönetmeliği’ni çıkardı. Her ikisi de derhal yürürlüğe girdi.
Bu önlemler, ABD'nin yetki aşımına yönelik Çin'in itirazları, ticari faaliyetleri, mevzuata uygunluk kararları, uluslararası hukuki ihtilafları ve Çinli kuruluşlara tek taraflı kurallar dayatmaya yönelik yabancı girişimleri hedefleyen resmi bir karşı yaptırım çerçevesine dönüştü.
Pekin, Washington'ın yaptırım rejimini hukuki bir savaş alanına çevirerek, ABD'nin sınır ötesi baskısını uygulayan hükümetleri, şirketleri ve kurumları cezalandırmak için harekete geçti.
Bu nedenle ABD'nin İran'a karşı savaşı artık Batı Asya'nın çok ötesinde sonuçlar doğuruyor. Bu durum, küresel petrol ticaretinde ödeme aracı olarak doların rolünü sorguluyor ve Batı finans sistemini baypas etmek için tasarlanmış Çin ödeme sistemlerinin yaygınlaşmasını hızlandırıyor. İran, Hürmüz Boğazı'ndaki kontrolünü sürdürürken, güvenli geçiş sağlanması için yuan ile petrol ticaretine yönelik müzakereler şekilleniyor.
İran parlamentosu ayrıca, Boğaz'dan geçen petrol tankerlerine 2 milyon dolara kadar geçiş ücreti uygulanmasını resmi olarak onayladı ve bu ödemelerin de muhtemelen yuan ile yapılacağı öngörülüyor.
Deutsche Bank, İran savaşının petro-yuanın doğuşuna yol açabileceğini belirtiyor. Bu, ABD'nin hem küresel finans ve ticaret üzerindeki hakimiyetinin hem de Washington'ın kendine atfettiği “dünya polisi” rolünün sonu anlamına gelir.
Petro-dolar, dünya ticaretinde doların hakimiyetinin temeli; doları küresel rezerv para birimi olarak ayakta tutar ve Washington’ın eline “büyük sopasını” verir. Yani, yaptırımları silah olarak kullanma, bireyleri ve kurumları tecrit etme ve ülkeleri küresel ticaretten tamamen dışlama kapasitesini…
ABD Hazine Bakanlığı, bu tehdide yanıt olarak bir uyarı daha yayınladı: İran’ı desteklediği tespit edilen herhangi bir finans kurumu ikincil yaptırımlarla karşı karşıya kalabilir. Bu aşamada, söz konusu politika, ekonomik bir bombardımana benziyor.
Pekin defansif oynamayı bırakıyor
Tehdit, büyük ölçüde Çin’in Rusya, Venezuela ve İran’a yönelik ABD yaptırımlarını aşmak için kullandığı alternatif sistemlere yönelik. İran ağır yaptırımlara maruz kaldığından beri Pekin, batı finans sisteminin yaptırımlarını baypas eden ticaret yöntemleri geliştiriyor.
Çin gerçek ve tüzel kişileri, ABD'nin aldığı önlemler nedeniyle hala Batı finans sisteminden dışlanabilir. Pekin, Washington'ın ABD kontrolündeki ağlara erişimi bir silah olarak kullanmasını engelleyemez. Ancak Çin, 2021 Haziranı’nda Yabancı Yaptırımlara Karşı Yasa’yı (AFSL) kabul ettiğinden bu yana, ülkelere yönelik tek taraflı yaptırımları yasal olarak tanımıyor.
Diğer bir deyişle, Çin kurumları yaptırım uygulanan ülkeler de dahil olmak üzere, yaptırım uygulanan kuruluşlarla ticaret yapmanın başka yollarını bulursa, Çin hükümeti bu davranışı bir ihlal olarak değerlendirmeyecektir.
834 ve 835 sayılı kararnameler bu tutumu daha da güçlendiriyor. Çin, geçici tedbirlerden, ticari faaliyetler, mevzuata uyum tercihleri ve sınır ötesi hukuki ihtilafları ele alabilen kapsamlı, çok kurumlu bir yaptırım karşıtı yasal çerçeveye geçiş yaptı. ABD yaptırımları, hedef alınan kişi, kuruluş ve devletleri küresel ticaretten dışlama ile tehdit ediyor. Ancak Çin ticaretine giderek daha fazla bağımlı hale gelen bir dünyada Pekin, Washington’ın kolayca karşılık veremeyeceği güçlü bazı kozlara sahip.
Çin, ABD tarafından uygulanan tek taraflı yaptırımların meşruiyetini reddettiğinden, artık karşı yaptırımlarla misilleme yapmak için yasal bir içtihat oluşturdu. En önemlisi, bu çerçeve artık Hong Kong’u da kapsıyor; Hong Kong’un,, uluslararası hukuk ve finans merkezi olarak üstlendiği rol nedeniyle, Pekin’in misilleme sistemine tümüyle dahil edilemeyecek kadar hassas bir bölge olduğu düşünülüyordu.
Bu kararnameler, Pekin'e 2021'de AFSL kabul edildiğinde sahip olmadığı bir silah sağlıyor: ABD'nin baskısı ile Çin'in ulusal güvenlik yasası arasında sıkışan Çin bankaları, sigorta şirketleri, limanları, nakliyecileri ve müteahhitleri için yasal bir kalkan… Çokuluslu şirketler artık Washington'ın uzun süredir üçüncü ülkelere dayattığı bir ikilemle karşı karşıya; ya ABD yaptırımlarına uyup Çin'in cezalarına maruz kalacaklar ya da Çin yasalarına uyup ABD'nin misillemesiyle….
Bu tereddüt, sürdürülmesi giderek zorlaşan bir durum haline geldi. İran'a karşı savaş, ABD'nin ikincil yaptırım tehdidi ve CK Hutchison'ın Panama limanları üzerindeki baskı kampanyası, Hong Kong'u, Pekin için bir finansal istisna olmaktan çıkarıp ulusal güvenlik meselesine dönüştürdü.
İran petrolü paralel ekonomiyi oluşturuyor
ABD'nin baskısından, uluslararası bankacılık sistemi dışında petrol ödemelerini gerçekleştirmek için Çin ve İran tarafından tasarlanan karmaşık bir ödeme ağı ortaya çıktı. Bu, aslında ekonomik takas ile stratejik yatırımı harmanlayan bir “petrol karşılığı altyapı” anlaşması ve Çin'in Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile yaptığı anlaşmaya benziyor.
Çin devlet şirketleri, İran petrolü karşılığında İran'ın ulaştırma, enerji ve altyapı sektörlerini destekliyor. Tahminlere göre, bir yıl içinde bu yolla yaklaşık 8,4 milyar dolarlık işlem yapıldı.
Bu alternatif ödeme sistemi, iki önemli kuruluşun desteğiyle işliyor: Sinosure ve Chuxin... Sinosure, risk teminatı ve finansman çözümleri sunarak Çin ihracatçılarını ve yurtdışı yatırımlarını destekleyen bir devlet ihracat kredi sigorta kurumu.
Chuxin ise, Batı’nın denetimi altındaki bankacılık sistemini baypas ederek Çin müteahhitleri ile İranlı petrol şirketleri arasındaki para akışını yöneten gizli bir finans kuruluşu...
Bu Çin finansmanının büyük bir kısmı ihracat kredisi olarak gerçekleşiyor. Analistler bu düzenlemeyi, sigorta araçları, proje finansmanı ve takas tarzı ödemeleri birleştiren bir “yaptırımlara paralel ekonomi” olarak tanımlıyor. Bu düzenleme, İran petrolünün tedarikini sürdürürken, Batı’nın baskısını Çin tarafından inşa edilen altyapı için bir araca dönüştürüyor.

İran petrolü, gemiden gemiye gizli aktarımların yapıldığı dolambaçlı deniz yolları üzerinden Çin'e ulaşır ve ardından ambargo altındaki petrol, diğer Asya ham petrolleriyle karıştırılarak kaynağının izlenmesi zorlaştırılıyor. Buna karşılık Çin, havalimanları, rafineriler ve otoyollar dahil olmak üzere, İran'daki uzun vadeli inşaat projelerini finanse ederek ödeme yapıyor. Böylece altyapı, petrol sevkiyatları için dolaylı bir ödeme aracına dönüştürülüyor.
Çin ile İran arasındaki bu işbirliği, küresel finans sisteminin Batı'ya olan bağımlılığını azaltacak şekilde yeniden şekillendirmeyi amaçlayan bir ekonomik ittifakı yansıtıyor ve Washington'ın kontrolündeki para birimi yerine emtia, projeler ve alternatif finansmana dayalı paralel bir ekonomik düzen yaratıyor.
ABD Hazine Bakanlığı bu mekanizmanın farkında olmasına rağmen, şu ana kadar yalnızca küçük Çin kuruluşlarına sınırlı yaptırımlar uyguladı. Sinosure ve Chuxin gibi büyük oyuncular, küresel ekonomiye derinlemesine entegre olmaları nedeniyle, yaptırımlardan muaf tutuldular. ABD'nin Çin'e bir bütün olarak yaptırım uygulayamamasının nedeni de bu. Zira Çin, dünya ticareti için o kadar büyük öneme sahip ki, yaptırım uygulamak, dünyanın büyük bir kısmına yaptırım uygulamakla aynı anlama geliyor..
Çin'in ticari ağırlığı, savaş kadar yıkıcı olan ve silah olarak kullanılan ABD yaptırımlarına maruz kalan ülkeler için bir koruma kalkanı haline dönüşüyor. Bu yaklaşım yaygınlaşırsa, dolar merkezli finans sisteminden çok taraflı sistemlere doğru küresel geçişin temel taşı haline gelebilir.
Hong Kong ve gölge bankacılık koridoru
Çinliler tarafından oluşturulan bu kompleks alternatif sistemin bir başka bileşeni de gölge bankacılık... ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptığı bir analiz, Hong Kong'daki kuruluşların (çoğu paravan şirketler) 2024 yılında İran'ın gölge bankacılık faaliyetleriyle ilişkili 4,8 milyar dolarlık finansal işlem gerçekleştirdiğini ortaya koydu.
ABD, geçen yıl İran'ın insansız hava araçları için Batı menşeli ekipmanlar satın aldıkları iddiasıyla Hong Kong'daki beş ve Şenzen kentindeki bir şirkete yaptırım uyguladı.
Hong Kong'un üst düzey yetkililerinden birkaçı da ABD'nin yaptırımlarına maruz kaldı. Hong Kong Özel İdari Bölge Başkanı John Lee, selefi Carrie Lam ile üst düzey polis ve güvenlik yetkilileri, Washington'un 2019 Hong Kong protestolarını ele alma tarzına itiraz etmesi nedeniyle hedef alındı.
ABD-Çin Ekonomi ve Güvenlik İnceleme Komisyonu'na göre, Kasım 2025 itibarıyla ABD, Çin anakarasındaki veya Hong Kong'daki en az 366 kuruluşa İran ile ilgili yaptırımlar uyguladı. Bu kuruluşlardan bazıları, Dubai ve Hong Kong'daki paravan şirketleri kullanarak İran petrolünün nakliyesine yardım etmekle suçlandı.
Sistemin çalışma tarzı ise şöyle: Petrol satışından elde edilen gelir, genellikle Çinli finans kurumları üzerinden yönlendirilerek bir paravan şirketler ağı vasıtasıyla Hong Kong'a aktarılıyor ve daha sonra başka para birimlerine dönüştürülüyor.
Çin'e yapılan petrol satışından elde edilen paranın büyük bir kısmı, Hong Kong, Dubai ve Singapur gibi finans merkezlerinde bulunan yabancı banka hesaplarında kalıyor. İranlı ithalatçılar ve ihracatçılar ise İran'da tutulan kayıt defterleri üzerinden çeşitli paravan şirketleri arasında döviz ticareti yapıyorlar.
Bu ödemeler, büyük ölçüde küresel faaliyetleri sınırlı olan ve yaptırım uygulanması durumunda kaybı daha az olacak küçük Çin bankaları üzerinden yönlendiriliyor. İran'ın Hong Kong ve başka yerlerde kurduğu paravan şirketler, elde edilen gelirin yönlendirilmesine yardımcı oluyor.
ABD'li yetkililer, bu tür bankalardan birinin Kunlun Bankası olduğunu belirtiyor. Washington, 2012 yılında Kunlun'u, para transferi ve akreditif ödemeler dahil olmak üzere İranlı bankalara yüz milyonlarca dolarlık finansal hizmet sağladığı iddiasıyla ABD finans sisteminden çıkarttı. Bu ceza, Kunlun'u Çin para birimi kullanarak İran ile ticareti kolaylaştırmak için tercih edilen bir kurum haline getirdi.
Banka hızla büyüdü. ABD Hazine Bakanlığı'na göre, 2022 itibarıyla İran'ın petrol gelirlerinin “önemli bir kısmı” Kunlun'a yatırılmıştı. ABD federal mahkemelerinde açılan davalara göre, Hong Kong ve başka yerlerdeki paravan şirketler, yuanı İran'ın ihtiyaç duyduğu dolar, Euro ve diğer yabancı para birimlerine dönüştürmek için kullanıldı.
Gölge filolar ve denizdeki darboğazlar
Gölge filo, bu sistemin nakliye kolu... Bu gemiler isimlerini ve bayraklarını değiştirip, sahte GPS sinyalleri gönderiyor, sinyallerini kapatıyor, yolculukları sırasında farklı gemilermiş gibi rapor veriyor ve hatta hayalet gemiler yaratmak için sinyallerini çoğaltıyor.
Gemi izleme internet sitesi TankerTrackers.com'a göre, şu anda gölge filonun bir parçası olarak sınıflandırılan bin 470'den fazla tanker bulunuyor ve bu, şu anda dünya çapında petrol, petrol ürünleri ve kimyasalları taşıyan tankerlerin yaklaşık yüzde 16,3-19,6'sını oluşturuyor.
Rusya'nın gölge filosu da petrol ticaretini ruble veya yuan ile yapıyor ve bu da petro-doları daha da zayıflatıyor.
Bu gölge tankerler genellikle Gabon, Komorlar veya Kamerun gibi daha küçük, Batı dünyası dışındaki ülkeler tarafından sağlanan “uygun bayrakları" kullanıyor. Bayrakların ait olduğu devletlerinin gemi sicil kayıtları, gemi sahipliğini ve gemiler karşılığında alınan kredileri kaydetmenin yanı sıra vakaları soruşturmaktan sorumlu. Buna karşılık gemi sahipleri bu hizmetler için ücret ödüyor. Bazı küçük devletler gemi sicil kayıtlarını üçüncü taraflara yaptırıyor.
2024 Ocak ayına kadar Fair Seas, Ağustos ayına kadar ise Tai Shan olarak bilinen Jun Tong petrol tankeri, Çin'in gölge filosunun bir parçası gibi görünüyor. Bu gemi, Kamerun, Malta, Marshall Adaları ve Panama bayrakları taşıyarak denize açılmış.
Gölge filo gemileri genellikle birçok kez el değiştirir ve nihai sahiplerinin kimliklerini gizlemek için Dubai, Hong Kong ve Marshall Adaları gibi tescil düzenlemelerinin gevşek olduğu yerlerdeki paravan şirketlere başvurdukları biliniyor.
Panama baskı noktası haline geliyor

Nitekim Panama bayrağının, gölge gemiler arasında en yaygın kullanılan ikinci bayrak olduğu görülüyor.
Bu durum, ABD’nin Panama’ya Hong Kong merkezli CK Hutchison’ı Panama Kanalı’nda işlettiği iki limanından çıkarması için baskı yapmasının ardındaki esas nedeni ortaya koyan önemli bir ipucu.
ABD’nin yaptırımları beklendiği gibi sonuç vermiyor. Washington, son aylarda ABD güçlerinin Bella-1 gibi gölge tankerlere el koyması olayında da görüldüğü gibi, tek taraflı yaptırımları askeri güç kullanarak uygulamaya giderek daha fazla başvuruyor.
ABD, Panama Kanalı gibi önemli deniz geçitlerini kontrol ederse, gemilerden ücret alma hakkını saklı tutarken, tek taraflı yaptırımları zorla uygulayabilir. Trump, ABD'nin yetki alanındaki limanlardan geçen Çin gemilerine “liman ücreti” uygulama niyetini çoktan açıklamıştı. Bu ücretler gemi başına 1,5 milyon dolara ulaşıyor.
Bu, BlackRock ve MSC'nin CK Hutchison'ın uluslararası 53 limanından 43'ünü satın alma girişiminin ardındaki temel mantık ve Çin'in bu satışı engellemesinin asıl nedeni. BlackRock, Biden yönetimi altında ABD hükümeti için çalışmak ve şu anda Global Infrastructure Partners (GIP) olarak adlandırılan Build Back Better World (B3W) ortaklığını denetlemek üzere devreye sokuldu.
Dünyanın en büyük varlık yöneticisi olan BlackRock ve altyapı satın alımları, GIP ile yapılan G7 anlaşmasına doğrudan bağlı. Bu ilişki, Trump yönetimi altında da devam ediyor.
GIP, dünya çapında kritik altyapı inşa eden Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni (BRI) zayıflatmak için tasarlanmıştı. Resmi olarak BlackRock’a ait olan GIP, şu anda Panama’da görüldüğü gibi stratejik altyapıyı satın almak veya ele geçirmenin yollarını arıyor.
Hem CK Hutchison hem de muhtemelen gölge filo sistemi aracılığıyla Hong Kong ile bağlantılı olan Panama, bu yıl açıkça belirtilmemiş “anayasal” gerekçelerle limanlara el konulması konusunda yoğun baskı altında kaldı. CK Hutchison ise tahkim yoluna başvuruyor.
Çin’in Nisan ayında çıkardığı kararnameler en çok burada önem kazanıyor. Panama vakasında, hükümetin el koymasının anayasal gerekçelere dayandığı iddiası, Pekin’in bu karara itiraz etmesini zorlaştırıyor. Ancak Panama, Çin yasaları uyarınca potansiyel ekonomik yaptırımlarla karşı karşıya. Pekin, kendi yaptırımlarıyla karşılık verme hakkını saklı tutuyor. Panama, Çin’in önemli varlıklarını hukuka aykırı olarak ele geçiren ilk ülke olmayacaktır.
Bu uyarı aynı zamanda doğrudan Washington’a da yönelik. Çin, ABD’nin sadece birkaç ay içinde Maduro’yu Venezuela’dan kaçırması, Küba’nın petrole erişimini kesmesi, Irak’ın petrol gelirlerini dondurması ve İran’a karşı gayrimeşru bir savaş başlatmasının ardından daha da ileri giderse, bu duruma karşılık vermeye hazırlanıyor.
Washington ekonomik bombardımanını tırmandırırsa, Pekin artık buna cevap verebilecek yasal bir cephaneliğe sahip.
SWIFT dışında çalışabilen ve hızla büyüyen Sınır Ötesi Bankalararası Ödeme Sistemi (CIPS) ile birlikte Çin, devletlerin uzun süredir emperyalizmin parasal mimarisi olarak işlev gören Batı'nın finansal dayatmalarından bağımsız olarak istedikleri herkesle ticaret yapabileceği alternatif bir finansal sisteme doğru ilerliyor.
İran'a karşı savaş, paralel bir finansal sistemi gündeme getirerek, yıllarca süren yaptırım baskısıyla inşa edilmiş olan ve şimdi her yeni ABD tehdidiyle daha da açığa çıkan bir mimariyi ortaya çıkardı.(Cynthia Chung/The Cradle)
Not: Bu makalede ifade edilen bazı görüşler Hürseda Haber'in yayın ilkelerini yansıtmayabilir.



