İsrail'in kendi anlatısı da stratejik düzeyde başarısızlıklarını ortaya koyuyor. İsrail, Hizbullah'ın hedeflerini ve kapasitesini yanlış değerlendirdi; Zayıf bir planlama ve yetersiz hazırlık ile çatışmaya girdi ve ardından ordunun ve hükümetin başarısızlık için birbirlerini suçlaması izledi.
İsrail medyası, hala savaş meydanındaki kazanımlar, askerlerin tanıklıkları ve iki yıllık savaşın acı tecrübeleri üzerinden operasyonun çerçevesini çizmeye çalışıyordu. Ancak sızan bilgiler daha karanlık bir tablo anlatıyordu. Çok fazla “güvenlik sorunu” ortaya çıktığı, çok fazla resmi beyanın daha sonra revize edildiği ve ordunun üstesinden gelemediği çok fazla silahın kullanılmaya devam ettiği görüldü. Ordunun sansürü manşetleri kontrol altında tutabilse de, ardında şekillenen tabloyu gizleyemedi.
İnsansız hava araçları, eski bir silahın yeni bir versiyonu olarak geri döndü
26 Nisan’da Taybe yakınlarında yaşanan kurtarma operasyonu, Hizbullah’ın insansız hava aracı savaşının artık sıradan bir rahatsızlık verme işinden çok daha ötelere gittiğini gösterdi. Yakın mesafeden çekilen görüntüler, İsrail halkını askerlerin neyle karşı karşıya olduğunu görmeye zorladı: Küçük, hızlı, tespit edilmesi zor FPV insansız hava araçları. Birçoğu fiber optik kabloyla kumanda edildiği için sıradan elektronik sinyal bozuculara karşı korumalıydı.
AP, insansız hava araçlarını “küçük, izlenmesi zor ve ölümcül” olarak tanımlarken, eski İsrail hava savunma komutanı Ran Kochav, bunların “çok alçaktan ve çok hızlı” uçtuğunu, bu yüzden tespit edildikten sonra bile izlenmelerinin zor olduğunu söyledi. Reuters daha sonra, fiber optik FPV'lerin İsrail'in yüksek teknolojili sinyal bozma sistemlerinden kaçabildiğini ve 16 Nisan'da başlayan ateşkes sırasında Lübnan'ın güneyindeki İsrail birliklerini hedef alabildiğini bildirdi.
İsrail Ordusu Radyosu, bu tehdidin Ukrayna savaşından beri bilindiğini ve kurum içi yapılan uyarıların eyleme dönüşmediğini itiraf etti. Gecikmeli tepki, tanıdık bir senaryoyu izledi. Önce kayıplar, ardından komiteler, yeni gözetleme noktaları, insansız hava aracı önleyici fileler, Lübnan içindeki radar konuşlandırmaları, helikopterlerin iniş sürelerinin kısaltılması ve teknik çözüm vaatleri geldi.
Sorun sadece insansız hava araçları değil, Hizbullah'ın bunları nasıl kullandığıydı (gözetleme, saldırı, görüntülü kanıt, takip koordinatları ve kurtarma timlerine yönelik baskı). The Jerusalem Post, İsrail ordusunun 12 bin adet yerli üretim FPV insansız hava aracı satın almak istediğini bildirdi. Her bir ünitenin maliyetinin 20 ila 25 bin NIS olması bekleniyordu. Bu rakam, önceden yapılan ihalede sipariş edilen insansız hava araçlarının maliyetinin çok üzerinde ve Hizbullah'ın yerel olarak monte ettiği modellerin maliyetinin kat be kat fazlası.
İsrail'in tepkisi, sorunun boyutlarını teyit etti. Hizbullah, Ukrayna'da ünlenen bir silahı alıp onu basitleştirerek, yüksek maliyetli radar sistemleri, hava üstünlüğü ve teknolojik üstünlüğe dayalı bir orduya karşı kullanmıştı.
The Jerusalem Post'a göre, Hizbullah son haftalarda insansız hava araçlarının fırlatılma sıklığını artırmış ve fiber optik FPV'ler örgüte İsrail'in elektronik savaşına karşı “nispeten bağışıklık” sağlamıştı. Aynı rapor, İsrail'in her biri 20 ila 25 bin NIS'e mal olan 12 bin adet yerel üretim FPV insansız hava aracı ararken, Hizbullah'ın kullandığı modellerin maliyetinin sadece birkaç yüz dolar olduğunun tahmin edildiğini ortaya koydu.
EYP'ler ve zırh delici mühimmat: Eski kabuslar geri dönüyor
El yapımı patlayıcıların geri dönüşü, geçmişin hatıralarını da canlandırdı. İsrail’in 2000 yılında Güney Lübnan'dan çekilmesinden önce, EYP'ler işgal ordusunun en çok korktuğu tehditler arasındaydı. 2026'da, aynı silah, insansız hava araçları, pusular ve ateş altında terk edilmiş hasarlı araçların bulunduğu daha karmaşık bir savaş alanında yeniden ortaya çıktı.
Avi Ashkenazi, Maariv'de Hizbullah'ın cephaneliğindeki en endişe verici silahın el yapımı patlayıcılar olduğunu yazdı. Lübnan, zorlu topoğrafya, yoğun bitki örtüsü, sis ve uzun süreli görüş mesafesinin kısıtlı olması gibi doğal avantajlar sunuyor. Bazı patlayıcılar zırhlı araçları, diğerleri ise personeli hedef alırken, Lübnan arazisinde de patlamadan önce tespit etme olanağı oldukça sınırlıydı.
Tanksavar ateşi de benzer şikayetlere yol açtı. Walla, güney Lübnan'daki İsrailli komutanların, savaş mevzilerinden, evlerden ve ormanlık alanlardan gelen akıl almaz ölçekte tanksavar saldırılarıyla karşı karşıya olduğunu bildirdi. Füzeler 4 kilometreden fazla mesafeden, bazen tepelerin arkasından ve görme mesafesinin ötesinden atılıyordu.
Raporda, NATO tarafından AT-4 Spigot olarak bilinen 9K111 Fagot ve Konkurs gibi eski Sovyet dönemi sistemlerinin yanı sıra Kornet, Toophan ve Almas gibi daha yeni sistemlerin de adı geçiyordu. İsrailli subaylar, Almas'ı Hizbullah'ın silah cephaneliğinin en önemli parçası olarak tanımladı. Menzili 4 ila 10 kilometreden fazla olarak değerlendirilen bu füzenin, insansız hava araçlarından fırlatılan versiyonları da bulunuyor. Mesele sadece ateş gücünde değil, aynı zamanda tespit edilme zorluğundaydı. Menzil ne kadar uzun olursa, ateşleme yapılan konumu da zamanında tespit etmek o kadar zorlaşıyordu.
Aynı mantık, İsrail’in tanksavar hattına odaklanmasını sağladı. Her taarruz, ateş açan ekipleri etkisiz hale getirmek için daha fazla hava ve topçu ateşi gerektiriyordu. Ancak eski deneyimler yine kendini gösterdi. Hiçbir koruma sistemi kusursuz çalışmaz ve Güney Lübnan, zırhlı araçları dokunulmazlık gibi gören her orduyu cezalandırır.
İsrail, daha az mürettebat gerektiren, daha yüksek ateş hızına sahip ve “ateş et ve kaç” özellikli otomatik bir topçu sistemi olan Roem kundağı motorlu top da dahil olmak üzere yeni silahlarla cevap vermeye çalıştı. Ancak bu modernizasyon, Hizbullah’ın topçu mevzileri ve açık pozisyonlar üzerinde uyguladığı baskıyı da ortaya çıkardı.
Nehir pususu
Siyasi açıdan en büyük darbeyi nehir pususu vurdu; İbrani medyası bunu, kara harekatını Litani Nehri’nin ötesine taşıma çabasını sekteye uğratan “zorlu bir güvenlik krizi” olarak nitelendirdi. Channel 12’ye göre, kayıpların boyutu ve savaş alanının zorluğu tam bir geri çekilmeye yol açtı ve operasyonu sona erdirdi.
Tüm detaylar, ancak Hizbullah Askeri Medyası terk edilmiş ekipmanların görüntülerini yayınlayarak İsrail ordusunu tüm gerçeği itiraf etmeye zorladıktan sonra ortaya çıktı. Geri çekilme, rutin bir karar değildi. Karar, tümen komutanından Kuzey Komutanlığı ve Genelkurmay Başkanlığına kadar komuta zincirinde yukarı doğru iletildi.
İsrail güçlerinin, geri çekilme sırasında seçkin Yahalom mühendislik birimine ait ekipmanlarını terk ettikleri bildirildi. Times of Israel, Hizbullah'ın yayınladığı görüntülerde bir direniş savaşçısının, ordunun bölgeye getirip geride bıraktığı geçici bir köprüyü, lastik botları, diğer ekipmanları ve en az üç iş makinesini incelerken görüldüğünü aktardı. Olay, hem operasyonel hem de istihbarat açısından bir başarısızlık olarak değerlendirildi.
Yedioth Ahronoth, neden tahliyelerin bu kadar savunmasız hale geldiğine dair bir fikir verdi. Gazetenin 5 Nisan tarihli haberine göre çatışmalar, roket saldırıları ve tanksavar füze saldırıları dahil olmak üzere Lübnan'daki olaylarda 40'tan fazla İsrail askeri yaralanmıştı.
Gazete, ateş altında tahliye etmenin ordunun kuzey cephesindeki en karmaşık görevlerinden biri haline geldiğini yazdı. Bir helikopter filosu komutan yardımcısı, ekiplerin Lübnan içindeki veya toplanma alanlarındaki birliklere ulaştığını ve yaralıları vaktinde hastaneye ulaştırmaya çalıştığını söyledi.
Pusular ilk saldırıyla bitmedi. İsrail medyası, çeşitli tuzaklar olduğunu aktardı: Askerler, hedef alınan araçlardan veya ateş altındaki bölgelerden kaçarak yakındaki binalara sığındı, ancak orada da patlayıcılar bulunuyordu. Kurtarma çalışmaları daha sonra insansız hava araçları, roketler, top mermileri veya tanksavar ateşi altında kaldı. Eski gerilla taktikleri, gerçek zamanlı video, daha iyi zamanlama ve katmanlı saldırı bölgeleri ile güncellenmişti.
Ateş altında yıkım
İsrail’in yıkım operasyonu da engebeli araziyle karşı karşıya kaldı. Kuzey Komutanlığı kaynakları, dağlar, yoğun bitki örtüsü, kayalıklar ve mesafenin mühendislik araçları, kamyonlar, ikmal hatları ve mühimmat için büyük bir sorun teşkil ettiğini belirtti. “Kuzey Okları Operasyonu”nun önceki aşamalarında ordunun ulaşamadığı bölgelerdeki yapıları yıkmak için robotlar gönderildi.
Walla, ateşkesin ardından İsrail güçlerinin, mühendislik birimleri köy merkezlerindeki altyapıyı yıkarken, bölge sakinlerini ve Hizbullah savaşçılarını “Sarı Hat”tan uzak tutmak için ateşi sürdürdüğünü bildirdi. Üst düzey bir subay, sarı hat ile sınır arasında yerleşim olmaması gerektiğini söyledi.
Haaretz, düzinelerce sivil mühendislik aracının bölgeye getirildiğini ve bunların bazıları günlük, bazıları ise yıkılan bina sayısına göre ücret alan müteahhitler tarafından işletildiğini bildirdi. Bu ayrıntı önemli, çünkü yıkım çalışmasının boyutunu ve düzenli ordunun mühendislik kapasitesinin sınırlarını gösteriyor.
Lübnan, Gazze değil. İsrailli subaylar, Gazze'de kumlu toprağın yıkımı kolaylaştırdığını, ancak yıllar boyunca inşa edilmiş Güney Lübnan'ın kayalık zeminindeki yapıların daha fazla miktarda patlayıcı, daha güvenli lojistik güzergahı ve daha uzun süre gerektirdiğini söyledi. Altyapıyı tahrip etme operasyonu, bölgede daha fazla kalmak için bir neden haline geldi ve bu da daha fazla hedef oluşmasına neden oldu.
Zayiat, sansür ve rakam oyunu
26 Nisan itibarıyla İsrail ordusu, Güney Lübnan'da çatışmaların yeniden başlamasından bu yana 18 askerin öldüğünü kabul etmişti. Bunların ikisi ateşkesin ardından hayatını kaybetmişti. 740'tan fazla subay ve asker yaralanmıştı ve bunların 44'ü ağır, 100'ü ise orta derecede yaralıydı. Açıklanan rakamlara bakıldığında bile, 53 günlük çatışma boyunca günde ortalama 14 askerin yaralandığı görülüyordu.
Zayiatla ilgili güncellemeler, yeni sorular doğurdu. 22 ve 23 Nisan'da, büyük çaplı çatışmalara dair kamuoyuna açıklanan herhangi bir bilgi olmamasına rağmen 45 askerin yaralandığı bildirildi. Her iki açıklama da siyasi açıdan zarar vericiydi: Ya önceki kayıplar geç açıklanıyordu ya da ateşkesin ardından her iki tarafın da açıkça kabul etmediği çatışmalar devam ediyordu.
İnandırıcılık sorunu yerleşim bölgelerine de sıçradı. Yedioth Ahronoth gazetesi 23 Nisan’da, yerleşimciler arasında ordunun tehlikeyi küçümsediğine ya da gizlemeye çalıştığına dair inancının giderek arttığını bildirdi. Sosyal medya, özellikle itirafların önceki inkarlarla çeliştiği durumlarda, resmi söylemi alaycı bir üslupla yansıttı.
İnsani maliyet de ölen ve yaralananların sayısının ötesine geçti. Haaretz, 7 Nisan'da El-Aksa Tufanı Operasyonu'ndan bu yana 400'den fazla İsrailli askere beyin hasarı teşhisi konulduğunu bildirirken, tahminler olası toplam sayının yaklaşık 24 bin olduğunu ortaya koydu. Sorun sadece ölü ve yaralılar değil, eve dönen askerlerin davranışlarındaki değişimdi.
Gizleme amaçlı istatistikler
İsrail daha sonra favori savaş diline geri döndü: Büyük sayılar. 23 Nisan itibarıyla ordu, yaklaşık 5 bin bomba atıldığını, 5050'den fazla hedefin vurulduğunu, 2500'den fazla sorti gerçekleştirildiğini ve 14 bin 900'den fazla top mermisi atıldığını iddia etti. Maariv gazetesi, yaklaşık 1700 Hizbullah savaşçısının öldürüldüğü ve yüzlerce füze rampasının imha edildiği yönündeki iddiaları aktardı.
İsrail'in ateş gücünün boyutu, Hizbullah'ın ateş gücünü tamamen ortadan kaldıramadı. İsrail Ordu Radyosu, direniş güçlerinin yaklaşık 8 bin roket ve top mermisi attığını, bunların yaklaşık üçte ikisinin Güney Lübnan'daki İsrail güçlerine, üçte birinin ise İsrail içindeki yerleşim yerlerine ve diğer hedeflere yönelik olduğunu bildirdi. Ayrıca yaklaşık 300 insansız hava aracı ve 140 tanksavar füzesi kullanıldığı da belirtildi.
Alma Merkezi'nin 9 Nisan'a kadar olan verileri, çatışmanın neden sınır boyunca yoğunlaştığını ortaya koydu. Hizbullah'ın ateşlediği roketlerin yaklaşık yüzde 71,5'i beş kilometreye kadar menzildeyken, yüzde 26,4'ü 5 ile 40 kilometre arasında düştü. Alma, bu durumun hem Hizbullah'ın cephaneliğini hem de kısa ve orta menzilli ateşle kuzey cephesine baskı yapma girişimlerini yansıttığı sonucuna vardı.
Genel olarak bakıldığında, İsrail'in verileri çeşitli cephelerde stratejik bir krize işaret ediyor. Hizbullah'ı yok etmek hala bir hayal. İsrail'in 2024 ve 2025'te elde ettiğini iddia ettiği kazanımlar iki ay içinde yok oldu. Tampon bölge hiçbir güvence sunmuyor, Lübnan ile yürütülen siyasi süreç kolay bir çözüm üretemiyor ve Suriye'nin müdahalesi de kuzeydeki denklemi çözmeye yetmiyor.
Çatışma kendini yeniden üretiyor; eski araçlar yeni biçimlerde geri dönüyor ve İsrail'in eski varsayımları aynı zeminde çöküyor.(The Cradle)



