Yayıncı ve sunucu Mario Nawfal’ın küresel gelişmeleri ele aldığı yayınına konuk olan Chicago Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü ve Chicago Güvenlik ve Tehditler Projesi Direktörü Robert A. Pape, uluslararası ilişkiler sisteminde güç dengelerinin kökten sarsıldığını gösteren analizlerde bulundu.

Mülakatın başlangıcında sunucu Mario Nawfal, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping arasında Pekin’de gerçekleşen zirveye dair son resmi açıklamaları izleyicilerle paylaştı.

Nawfal, Rusya lideri Putin’in Çin ziyaretini başarılı, verimli ve oldukça hareketli olarak nitelendirdiğini belirterek iki ülke arasındaki ticaret hacminin geçen yıl tamamı ruble ve yuan cinsinden olmak üzere 240 milyar dolara ulaştığını aktardı.

Açıklamada ayrıca Rusya’nın Çin’deki Şudapu nükleer güç santralini tasarlayarak bu ülkenin elektrik şebekesi ile enerji sektörünün gelişmesine katkı sağladığı bilgisi yer aldı.

Çin lideri Xi Jinping ise hegemonyanın dünyayı yeniden orman kanunlarına sürükleme tehdidi barındırdığını ve küresel durumun sakin olmaktan çok uzak olduğunu kaydederek hem Rusya hem de Çin’in sorumlu dünya liderleri olarak öne çıkması gerektiğini vurguladı.

Nawfal ayrıca iki ülkenin, Batı kontrollü rotalara yaklaşmadan birbirini bağlayacak bir transatlantik koridoru da dahil olmak üzere yeni taşımacılık hatları inşa ettiğini ve Putin’in Çin’in hızla büyüyen pazarına kesintisiz enerji sağlama sözü verdiğini bildirdi.

Bu diplomatik hamlelerin, Sovyetler Birliği’nin dağılmasından bu yana gerçekleştirilen en büyük nükleer odaklı askeri tatbikatla eş zamanlı yapıldığına işaret eden Mario Nawfal, tatbikata 64 bin personel, 200’den fazla füze fırlatıcı, 140 uçak, 73 savaş gemisi ve 13 denizaltının katıldığını açıkladı.

Nawfal, ABD Başkanı Donald Trump’ın da bu görüşmeye ilişkin olarak, “Güzel bir görüşme gerçekleştirdiler. Törenin benimki kadar görkemli olup olmadığından emin değilim. İzledim, bence onları geride bıraktık” şeklindeki ifadelerini aktardı.

“Burada hiçbir çıkış yolu yok; hayatta kalma güdüsü ekonomik teşviklerin önüne geçer”

Profesör Robert A. Pape, Çin ve Rusya liderlerinin buluşmasını değerlendirirken, iki devletin yıllar içinde gelişen bir dizi stratejik gerekçeyle birbirine daha da yakınlaştığını kaydetti.

Rusya’nın Çin’e yönelik enerji ve özellikle petrol garantisi vermesinin kritik bir öneme sahip olduğunu belirten Pape, “Xi Jinping’in Batı dünyasını, Birleşik Arap Emirlikleri’ni ya da Amerika’yı kurtarmaya yardım edeceğine dair zaten son derece zayıf olan ihtimal tamamen ortadan kalktı. Xi, Ortadoğu’dan petrol tedarikinde yaşanabilecek sorunları öngörüyor ve bu tedarik hatlarını baypas edecek yolları güçlendirmeye çalışıyor; Putin de bu baypas hatlarını güvence altına alma sözü veriyor” ifadelerini kullandı.

Batı medyasında yer alan “Çin’in Ortadoğu petrolü olmadan yaşayamayacağı” yönündeki iddiaların devasa bir abartıdan ibaret olduğunu söyleyen Profesör Pape, Çin’in pozisyonundan milim kıpırdamadığını ve Rusya ile açığı kapatarak yola devam edeceğini vurguladı.

Jeopolitik krizlerde sunulan ekonomik çıkış yollarının işlevsiz kaldığını belirten Pape, “Sorun şu ki burada hiçbir çıkış yolu yok. İnsanlar ekonomik teşviklerin ve benzeri unsurların işe yarayacağını varsayıyor ancak uluslararası sistemde hayatta kalma güdüsü ekonomik teşviklerin her zaman önüne geçer” değerlendirmesini yaptı.

Küresel sistemde gücün hayatta kalmanın anahtarı olduğunu ve bu gücün göreceli olarak ölçüldüğünü dile getiren profesör, “Çin ve Rusya, Amerika’nın zararına olacak şekilde güç kazanıyor ve bu durum İran’daki savaştan beri daha da büyüdü. Bu yörüngeyi değiştirmeleri pek olası değil” dedi.

“Savaş, askeri araçlarla yürütülen siyasetten ibarettir”

Körfez ülkelerinin ve Batı’nın, Çin ve Rusya ile pazarlık masasına oturabilecekleri nitelikte kozlara sahip olmadığını savunan Profesör Robert A. Pape, Çin liderinin Tayvan konusundaki kararlılığına dikkat çekti.

Xi Jinping’in Trump’a zaten Tayvan’ı kontrolü altına alacağını açıkça ihsas ettirdiğini belirten Pape, “Trump’ın Tayvan konusunda taviz verebileceği pek bir alan da kalmadı çünkü Çin zaten bölgede üstünlüğü ele geçirmiş durumda ve bu üstünlük her geçen gün büyüyor” şeklinde konuştu.

İran, Çin ve Rusya arasındaki ilişkilerin Batı ittifakına karşı karşılıklı güç kazanma esasına dayalı olduğunu ifade eden Pape, bu üç aktörün kendi konumlarını zayıflatacak hiçbir uzlaşmaya yanaşmayacaklarını ekledi.

Bu durumun analizini 20 yıldır bilimsel modellerle yaptığını belirten Profesör Pape, “2005 yılından bu yana her yıl Mayıs ayının neredeyse tam bugünlerinde öğrencilerime 90 dakikalık bir sunum yapıyorum. Bir yıl önceki slaytları açıp tek tek kutucukları işaretlediğimde, Fordo ve Natanz nükleer tesislerinde kimin nereyi bombalayacağından rejim değişikliği süreçlerinin zamanlamasına kadar her detay her yıl tam isabetle gerçekleşiyor. Bu durum sadece öngörülebilir değil, en ince detayına kadar hesaplanabilir bir gerçekliktir” bilgisini paylaştı.

Askeri ve siyasi analizin kesişim noktasına odaklandığını belirten Profesör Robert A. Pape, “Stratejinin ve savaşın gerçekte ne olduğunu kavramak gerekir; savaş, askeri araçlarla yürütülen siyasetten ibarettir. Diplomatlar askeri gücü, askerler ise siyaseti hızla unutma eğilimindedir. Beyaz Saray’da, piyasalarda ve diplomaside yapılan neredeyse tüm büyük hatalar, siyasi varsayımların yanlış yapılandırılmasından ve siyasetin nasıl sonuçlar üreteceğinin kavranamamasından kaynaklanmaktadır” ifadelerini kullandı.

“İran yetenekleri sınırlı olduğu için değil, stratejik sebeplerle kendini dizginliyor”

Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki nükleer güç santraline yönelik gerçekleştirilen saldırıyı değerlendiren Profesör Robert A. Pape, bu olayı bir uyandırma servisi ve yakın geçen bir uyarı atışı olarak nitelendirdi.

Bir hafta önce ABD’nin gerçekleştireceği olası bir bombardımanın doğrudan Körfez liderlerini hedef alacak bir misillemeyi tetikleyeceğini öngördüğünü hatırlatan Pape, “İran bu saldırıyla ‘Biz buradayız, eşikleri aşmayı bıraktığımızı sanmayın’ mesajı veriyor. Gözlemlediğim kadarıyla İran, askeri kapasitesi yetersiz olduğu için değil, tamamen stratejik gerekçelerle kendini dizginliyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın boru hatlarına ve nükleer santral yakınlarına düzenlediği saldırıların askeri literatürde gösterme stratejisi olarak adlandırıldığını belirten Profesör Pape, “Bu stratejide rehineyi elinizde tutarsınız ama henüz öldürmezsiniz. İran, Birleşik Arap Emirlikleri liderlerine çok yakına ulaşabileceğini ve onları daha önce hiç hissetmedikleri şekillerde incitebileceğini gösteriyor. Amaçları, Körfez ülkelerinin kendilerine yönelik bir bombardıman harekatına katılmasını engellemek ve caydırıcılık sağlamaktır” dedi.

İran’ın tırmandırma merdiveninde yukarı çıkabilecek pek çok basamağa sahip olduğunu ve bu süreçte hem gücünü göstermeyi hem de kendini dizginlemeyi bildiğini söyleyen Pape, devletlerin bu şekilde baskı altına alındığını kaydetti.

Donald Trump’ın son günlerde bombardımandan vazgeçmesinin arkasında Körfez liderlerinin ricalarının olduğunu belirten Pape, “Burada ABD İran’ı baskı altına almıyor, aksine İran her geçen gün daha başarılı bir şekilde muhataplarını zorluyor” ifadelerini kullandı.

“Washington’da nükleer tırmanma ihtimali belirdiğinde pizza göstergesi kırmızı alarm verir”

Sunucu Mario Nawfal’ın, Trump’ın geri adım atmasının bir blöf olup olmadığı yönündeki sorusu üzerine Washington’daki karar alma süreçlerine dair ilginç bir detayı paylaşan Profesör Robert A. Pape, “Washington’da bazen üzerinde konuşulan pizza göstergesi adında komik bir ölçütümüz vardır. Pentagon’un hafta sonu çok fazla pizza sipariş etmesi medyanın beni hızlı arama listesine almasına neden oldu çünkü pizza göstergesi kırmızı yanıyordu. Ancak artık Pentagon yetkilileri de bu durumun farkında olduğu için süreci manipüle edebiliyorlar, bu yüzden tamamen güvenilir bir araç değil” şeklinde konuştu.

Olası askeri senaryolara değinen Profesör Pape, Trump’ın İran’daki yeni dini lideri, kıdemli Devrim Muhafızları üyelerini ve Besic milis liderlerini hedef alacak bir tasfiye operasyonuna girişmesinin şaşırtıcı olmayacağını fakat İran’ın buna benzer süreçleri geçmişte de tecrübe ettiğini belirtti.

Pape, “Eğer yeni dini lider öldürülürse bu durum İran’ın belini bükmez. Tam aksine liderlik için yeni bir mücadele başlar ve savaş dönemlerinde her zaman olduğu gibi daha saldırgan bir kadro yönetime gelir. Bu da daha önce hedef alınmayan Amerikan büyükelçiliklerine saldırı, sivil hedeflerin vurulması, Amerikan uçaklarının düşürülmesi ve denizaltı internet kablolarının kesilmesi gibi doğrudan ve yıkıcı sonuçlar doğurur” uyarısında bulundu.

İran’ın saldırılarının plansız veya kontrolsüz olmadığını, son derece kalibre edilmiş askeri hedeflere yöneldiğini ifade eden Pape, bu asimetrik tehditlerin hava gücüyle ortadan kaldırılamayacağını vurguladı.

İran’ın uzay gücüne ve kendi uydularına sahip bir ulus devlet olduğunu belirten profesör, “Onlar, asimetrik yöntemleri çok daha büyük devlet imkanlarıyla birleştirerek kullanıyorlar” dedi.

“Savaşlar doğrusal ilerlemez, kamuoyunun aksine hiçbir lider sonsuza kadar sürecek bir savaşı planlamaz”

Savaşların yapısı gereği doğrusal ilerlemediğini belirten Profesör Robert A. Pape, Amerikan kamuoyunun savaşları hızlıca sonuçlanacak doğrusal süreçler olarak görme yanılgısına düştüğünü ifade etti.

“Kimse sonsuza kadar sürecek bir savaş için oy vermedi ancak Vietnam, Afganistan ve Irak’ta süreç böyle işledi. İran ile olan bu savaş aslında Şubat ayında değil, geçen yılın Haziran ayındaki nükleer krizle başladı” diyen Pape, Fordo nükleer tesisini yalnızca Amerika’nın bombalayabileceğini ancak bombaların zenginleştirilmiş uranyumu yok etmeye yetmediğini kaydetti.

Bu durumun kendilerini kara gücü ikilemi olarak adlandırılan üçüncü aşama ikilemine getirdiğini belirten Profesör Pape, “Zenginleştirilmiş malzemeyi ele geçirmenin tek yolu karadan girmektir. Netanyahu bunu açıkça söyledi ancak bu her zaman bir gerçekti. Karadan giriş seçeneği ise devasa siyasi ve askeri maliyetler yaratıyor, bu yüzden şu an bir duraksama ve erteleme yaşanıyor” tespitini yaptı.

Amerika’nın bölgeden tamamen çekilmesi durumunda İran’ın bir veya iki yıl içinde nükleer silaha sahip olacağını ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolünü tamamen eline alacağını dile getiren Pape, “İran boğazda adeta bir geçiş ücreti gişesi kurarak kimin geçip kimin geçmeyeceğine karar verecek. Ayrıca Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki yönetimleri gizli operasyonlarla sarsmak için büyük adımlar atacak” dedi.

“Ukrayna’daki savunma kuşağı çökerse Rusya ordusu doğrudan Dinyeper ve Kiev’e ulaşır”

Ukrayna’daki askeri kayıplara ve Rusya’nın askeri durumuna ilişkin bağımsız raporları analiz eden Profesör Robert A. Pape, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in çok büyük bir zayiat baskısı altında olduğunu belirtti.

Derlenen veriler çerçevesinde Rusya’nın askeri kayıplarının boyutuna dikkat çeken Pape, “Rusya tarafında askeri zayiat 1,1 milyon ila 1,4 milyon arasında değişiyor ve bunların 230 bin ila 450 bin kadarı ölülerden oluşuyor. Bu veriler, işgalin başlangıcından bu yana 20 ila 49 yaş arasındaki her 25 Rus erkeğinden birinin öldüğü ya da yaralandığı anlamına geliyor. Bu durum Rusya için Birinci Dünya Savaşı düzeyinde bir krizdir” şeklinde konuştu.

Putin’in bu ağır kayıplar karşısında çaresizce yeni kozlar aradığını belirten Profesör Pape, durumu Kore Savaşı’ndaki nükleer zorlama örnekleriyle kıyasladı.

Başkan Eisenhower’ın Kore’deki tıkanıklığı aşmak için Çin anakarasını da kapsayan çok sert nükleer tehditler savurduğunu ve savaşı iki hafta içinde statüko sınırlarında bitirdiğini hatırlatan Pape, “Ancak Putin’in Avrupa’da taktik nükleer silah kullanma tehditleri aynı sonucu vermez çünkü NATO da nükleer güce sahip ve karşılık verecektir” dedi.

Putin’in tırmanma tuzağında sıkıştığını belirten Pape, “Eğer geri adım atarsa bu onun için doğrudan bir ölüm kalım meselesine dönüşür, oysa Trump için bu sadece ara seçimleri kaybetmekten ibarettir” değerlendirmesini yaptı.

Donbass hattının gerisindeki Ukrayna savunma kuşağının hayati önemde olduğunu vurgulayan Profesör Robert A. Pape, mülakatı şu sözlerle tamamladı:

“Eğer Putin bu savunma kuşağını yarıp geçmeyi başarırsa, Ukrayna’nın tüm savunma omurgası çöker ve Dinyeper Nehri’ne, hatta Kiev sınırlarına kadar olan tüm topraklar kaybedilir. Ukraynalıların Donbass’ı vermeyi kırmızı çizgi olarak görmelerinin nedeni budur. Eğer Zelenski bu bölgeyi teslim ederse, kendi halkı tarafından cezalandırılmadan önce Kiev’den kaçacak vakti bile bulamaz. İran ise kendi güvenlik koşulları altında normal bir devletin isteyeceği tüm savunma araçlarını elde etmeden durmayacaktır. Bu jeopolitik gerçeklikler, bizi tırmanma tuzaklarının içinde tutmaya devam edecektir.”(Harici)