ABD-İsrail'in İran'a karşı savaşı, Hürmüz Boğazı ile sınırlı olmadığı gibi çatışmalara bir süreliğine mola verilmesiyle sona de sona ermeyecek. Silahlar susmuş olsa bile baskılar; gemiler, petrol akışı, bölgedeki darboğazlar ile Basra Körfezi ve Kızıldeniz hattı boyunca sıralanan yabancı üslerin varlığı eşliğinde devam edecek.
Bir alanda duraklayan bir çatışma, başka bir alanda hesapları yeniden şekillendirebilir. Özellikle Yemen'in Afrika Boynuzu'na bakan ve küresel ticaretin ihtilaflı bir deniz geçidine dayandığı Bab-ül Mendeb’de.
Bu baskı şu anda Kızıldeniz'in her yerinde hissediliyor. İran'a karşı doğrudan bir ABD-İsrail ortak harekatı olarak başlayan süreç, Basra Körfezi'nin ötesine yayıldı ve Afrika Boynuzu'nu Hürmüz, Bab-ül Mendeb, enerji akışı, ticaret ve askeri kuvvetlerin hareketleriyle şekillenen bir güvenlik denkleminin içine çekti. Dolayısıyla Basra Körfezi'ndeki herhangi bir gerginlik, anında Afrika Boynuzu'nda hissediliyor.
İran ile yeniden büyük ölçekli bir çatışmanın bu sulara sıçrama olasılığı artık uzak bir ihtimal değil. İranlı ve Yemenli yetkililer, savaşın yeniden alevlenmesi halinde deniz ticaret yollarının da bu çatışmadan nasibini alacağını defalarca dile getirdiler. Bu durum, Kızıldeniz ve Bab-ül Mendep'i çatışmanın yanı başındaki tali bir arena değil, doğrudan parçası haline getirdi.
Bu bağlamda, Afrika Boynuzu'nda önemli siyasi ve güvenlik göstergeleri belirmeye başladı. Somali, İsrail'in deniz taşımacılığı ve gemileriyle ilgili pozisyonunu açıkladı. ABD, Kızıldeniz güvenliğiyle ilgili bölgesel düzenlemelere dahil etmek amacıyla Eritre’ye yönelmeye başladı. Afrika Boynuzu ülkeleri, İran'a karşı savaşla bağlantılı olan daha geniş çatışma denklemine giderek dahil oluyor.
Somali denizcilik denkleminde
Somali, son dönemde bölgesel gerilimlerin şekillendirdiği siyasi söylemlerle Kızıldeniz ve Bab-ül Mendeb denklemine dahil olan ülkelerden biri olarak öne çıktı. Somali; ayrılıkçı bölgesi “Somaliland” ile İsrail arasındaki yakınlaşma ve Tel Aviv’in daha geniş kapsamlı siyasi ve güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde resmi tanıma kararı almasının ardından İsrail gemilerinin geçişlerini engelleme kararı aldı.
Somali’nin bu yöndeki açıklaması, deniz seyrüsefer konusunun ötesinde siyasi bir ağırlığa sahipti. Bu açıklama, Mogadişu’nun, toprak bütünlüğüne yönelik herhangi bir ihlalin ya da İsrail’in “Somaliland” meselesine müdahil olmasının, Kızıldeniz’i çevreleyen deniz alanına kadar uzanan bir siyasi baskı ile karşı karşıya kalabileceğini gösterme çabasını yansıtıyordu. Ve Somali için deniz, karadaki egemenliği savunmak için bir araç haline geliyordu.
Bu açıklamalar henüz fiili bir kapatma uygulayabilecek veya uluslararası deniz seyrüseferine yönelik değişimi zorlayabilecek önlemlere dönüşmüş değil. Ancak Afrika Boynuzu’ndaki siyasi söylemde önemli bir değişimi ortaya koyuyor.
Bu tutum, bir yanda Mogadişu ile diğer yanda Sanaa veya Tahran arasında siyasi ve güvenlik işbirliğine de kapı aralıyor. Bu tür bir işbirliği, Somali’nin ülke içindeki kapasitesi ile güvenlik ve siyasi sorunları nedeniyle sınırlı kalacak. Ancak Kızıldeniz’in caydırıcılık sahnesine dönüştüğü bir dönemde, bu ittifakın sadece olasılığı bile önemli.
Somali’nin tutumu, İran’a karşı savaş ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden kapatılmasına ilişkin artan endişeler, çatışmanın diğer deniz koridorlarına, özellikle de Bab-ül Mendeb'e yayılabileceği ihtimali göz önüne alındığında daha da önem kazanıyor. Somali, devam eden bölgesel gerginliği ve çevresindeki stratejik değişimleri, kendi imkanları dahilinde Kızıldeniz denkleminde söz sahibi bir taraf olarak kendini kabul ettirmek için kullanıyor gibi görünüyor.
Mogadişu, deniz seyrüsefer güvenliğine yönelik artan uluslararası hassasiyetten de faydalanıyor. Bu bağlamda, Somali’nin söylemi, Afrika Boynuzu’nda İran’a karşı yürütülen savaşın dolaylı yansımalarından biri olarak okunabilir. Savaş, bölgesel caydırıcılık denklemlerinde bir zamanlar marjinal sayılan devletlerin, İsrail’in bölgedeki hamleleri ve aşırılıkları karşısında siyasi söylemlerini yükseltmelerine kapı araladı.
Somali’nin sınırlı kapasitesine rağmen, bu pozisyonun önemi coğrafi konumuyla bağıntılı. Somali, Kızıldeniz’e açılan yollara ve Bab-ül Mendeb yakınlarındaki deniz koridorlarına hakim konumda. Bu durum, özellikle Washington ve Tel Aviv’in deniz tehditlerinin artmasından endişe duyması nedeniyle, Somali’nin pozisyonundaki herhangi bir siyasi değişikliğin mevcut askeri kapasitesinin ötesinde stratejik bir ağırlık kazanmasını sağlıyor.
Eritre, ABD’nin hesaplarına yeniden dahil
Somali ile paralel olarak, ABD’nin Eritre’ye yönelik yaptırımları kaldırma hamlesi de aynı derecede önemli bir gelişme. Bu adım, Washington ile Asmara arasındaki ikili ilişkilerin çerçevesinin ötesine geçiyor. Bu gelişme, İran’a karşı yürütülen savaşın yol açtığı Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu’ndaki giderek hızlanan güvenlik dönüşümleriyle doğrudan bağlantılı.
Eritre, Kızıldeniz'in Afrika kıyısında son derece hassas bir coğrafi konuma sahip. Bu nedenle, deniz taşımacılığı güvenliği ve bölgede geniş çaplı bir deniz savaşı ihtimaliyle bağlantılı olarak ABD'nin planlarında yeniden ilgi odağı haline geldi.
ABD, Afrika Boynuzu'nu Bab-ül Mendeb ile ilgili gelecekteki tüm güvenlik düzenlemelerinin vazgeçilmez bir parçası olarak görüyor. Bu durum, özellikle de Sanaa ile bağlantılı operasyonlar ya da İran'a karşı savaşın uluslararası deniz ticaret yollarına sıçrayabileceği ihtimali nedeniyle Kızıldeniz cephesinden gelen deniz tehditlerinin artabileceği endişesinin yaygınlaşmasıyla daha da önem kazandı.
Bu nedenle Eritre ile iletişim kanalları açmak, ABD'nin Bab-ül Mendeb'in karşı kıyısında stratejik bir hareket alanı elde etme çabasını yansıtıyor olabilir. Böyle bir hamle, Washington'un bölgedeki askeri varlığını güçlendirmesine veya yeni lojistik ve istihbarat mekanizmaları kurmasına olanak tanıyacak.
Bu adım, Bab-ül Mendeb’de yaşanacak herhangi bir uzun vadeli istikrarsızlığın Yemen karasuları ile sınırlı kalmayacağına dair ABD'nin farkındalığını da yansıtıyor. Bunun etkileri Afrika Boynuzu'nu çevreleyen tüm deniz alanına yayılacak ve Kızıldeniz ülkeleri, özellikle de Eritre'yi geniş bir bölgesel çatışma denklemine dahil edecek nitelikte.
Bu nedenle, yaptırımların kaldırılması meselesi, Kızıldeniz’deki güvenlik dengelerini şekillendirme çabalarından ayrı düşünülemez. Deniz koridorları, İran’a karşı savaşla bağlantılı en önemli savaş alanlarından biri haline geldi.
Bu ABD hamlesi, Somali’nin son dönemdeki tutumuyla karşılaştırıldığında daha da önem kazanıyor. Afrika Boynuzu ülkeleri, kapasiteleri farklılık gösterse de, Kızıldeniz ve Bab-ül Mendeb’i siyasi ve güvenlik konusundaki söylemlerine dahil etmeye başladı. Bu durum, hem “Somaliland” ile İsrail’in deniz seyrüseferine ilişkin gerilimde, hem de Kızıldeniz’in Afrika kıyılarındaki bölgesel ve uluslararası güçlerin yeniden konumlanmasında görünüyor.
Savaş ekonomisi Afrika Boynuzu’na ulaşıyor
Somali ve Eritre ayrı yollarda ilerliyor gibi görünebilir, ancak her ikisi de Bab-ül Mendeb Boğazı üzerindeki rekabete odaklanıyor. İran'a karşı savaş, boğaz çevresinde nüfuz alanı oluşturma mücadelesini hızlandırırken, Afrika Boynuzu'nu Kızıldeniz'in stratejik bir uzantısı olarak yeniden tanımladı - bu uzantı, Hürmüz Boğazı, Umman Denizi ve Basra Körfezi ile doğrudan bağlantılı.
Ancak İran'a karşı savaşın Afrika Boynuzu üzerindeki etkisi, dağınık siyasi pozisyonlar veya diplomatik ve güvenlik hamleleriyle sınırlı değil. Bu etki, tüm bölgenin stratejik ortamına yayılıyor.
Son yıllarda genellikle Batı Asya'daki çatışmalara komşu coğrafi bir uç bölge olarak ele alınan Afrika Boynuzu, yavaş yavaş Kızıldeniz ve Basra Körfezi ile bağlantılı bölgesel güvenlik denklemleriyle kesişen bir bölgeye dönüşüyor. Bu dönüşümün getirdiği tehlike, bölge ülkelerinin savaşa doğrudan taraf olmasalar da, savaşın ekonomik, güvenlik ve siyasi yansımalarına daha fazla maruz kalmalarında yatıyor.
Kızıldeniz’de deniz trafiğinin kesintiye uğraması veya Bab-ül Mendeb’de tehditlerin tırmanması, tamamen bu koridorlara bağımlı olan ülkelerin ekonomilerini tehdit edecek. Ticareti Cibuti üzerinden geçen Etiyopya bunun açık bir örneği. Cibuti de, deniz lojistiği merkezi olarak üstlendiği rolün ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle bunun bir başka örneği.
Basra Körfezi’nde, özellikle BAE’de istikrarın bozulması, Afrika Boynuzu’ndaki birçok ülkeyi etkileyecek. Bunun nedeni, Abu Dhabi’nin bu ülkelerdeki siyasi ve güvenlik müdahalelerinin yanı sıra ekonomik etkisinden kaynaklanıyor. Bu nüfuz, azalan yatırımlardan veya bölgedeki BAE çıkarlarının hedef alınmasından, özellikle de Afrika Boynuzu genelinde yoğun faaliyet gösteren Abu Dhabi Ports Group’un faaliyetlerinden etkilenecektir.
Savaş, Cibuti'den Berbera ve Asab'a kadar Afrika Boynuzu'ndaki kıyıların ve limanların, geniş çaplı çatışmayla bağlantılı yeni güvenlik düzenlemeleri için potansiyel dayanak noktaları olarak askeri ve stratejik değerini bir kez daha ortaya koydu.
Horn Enstitüsü tarafından yapılan bir analizde, savaşın Afrika Boynuzu'ndaki derin etkisinin, İran’ı hedef alan askeri operasyonların Bab-ül Mendeb veya Kızıldeniz'e doğru ilerleme olasılığıyla sınırlı kalmadığı vurgulanıyor. Bu etki, aynı zamanda bölgenin Basra Körfezi ile olan yapısal ilişkisiyle de bağlantılı.
Bu açıdan bakıldığında, Afrika Boynuzu Körfez’in doğrudan bir ekonomik, sosyal ve güvenlik uzantısı. Dolayısıyla Körfez’de gerilimin tırmanması Kızıldeniz’in Afrika kıyılarına hızla yayılabilir. Bu karşılıklı bağımlılık, göçmen işçilerin havale işlemleri, limanlara, altyapıya, Körfez ülkelerinin tarıma yaptığı yatırımlar ve Afrika Boynuzu ülkelerinin Kızıldeniz’deki deniz seyrüsefer güvenliğine olan bağıyla açıkça görülebilir.
İran'a karşı yürütülen savaş, Körfez'in daha derin bir şekilde müdahil olmasının Afrika Boynuzu'nda doğrudan şok dalgaları yaratacağını açıkça ortaya koydu.
Etiyopya, Bab-ül Mendeb'in ötesine geçen bu dolaylı etkilenme haline en net örneği teşkil ediyor. Etiyopya'nın savaş ortamındaki kırılganlığı, birbiriyle bağlantılı üç faktörle ilgilidir: Petrol ihtiyacının neredeyse tamamını ithal ettiği için küresel petrol piyasası, ticaretinin yüzde 95'i Cibuti ve Kızıldeniz üzerinden geçtiği için Kızıldeniz'in güvenliği ile en büyük Körfez ortağı olan BAE ile olan yakın ekonomik ilişkisi.
Bu, İran ile gerginliğin tırmanmasının, Etiyopya topraklarında tek bir kurşun bile atılmasa bile Addis Ababa'da ekonomik krize yol açabileceği anlamına gelir.
African Security Analysis tarafından hazırlanan bir raporda yapılan değerlendirmeler, Afrika Boynuzu ülkelerinin İran'a karşı savaşa doğrudan dahil olmasa da, özellikle deniz koridorları, tedarik zincirleri ve enerji piyasaları aracılığıyla bu savaşın etkilerine giderek daha fazla maruz kaldığını gösteriyor.
Raporda, mevcut krizin Afrika'ya yönelik askeri tehdidin bir sonucu olmadığı vurgulanıyor. Aksine, krizin sebebi Hürmüz Boğazı ve Bab-ül Mendeb’deki gerginliğin yol açtığı üst üste binen baskılarla tanımlanıyor. Bu durum, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'na uzanan bir tür “ekonomik ve güvenlik yansıma alanı” oluşmasına neden oluyor.
Kızıldeniz güzergahları ve yeni nüfuz haritası
Sonuç olarak, hayati bir mesele ortaya çıkıyor: Körfez devletlerinin İran'a karşı savaşa dahil olması ve bu savaş üzerindeki olumsuz etkileri, Afrika Boynuzu ülkeleri üzerinde doğrudan yansımalar yaratacak. Aynı zamanda, bu durum Körfez'in bölgedeki nüfuzunda bir düşüşe de yol açabilir.
Böyle bir gerileme, ABD güvenlik şemsiyesinin dışında kalan devletlerin varlığı ve nüfuzu için alan açacak. Bu, savaşın yansımalarının güvenlik dengelerinin yeniden şekillenmesiyle sınırlı olmadığı anlamına gelir. Bu yansımalar, Afrika Boynuzu’ndaki nüfuz merkezlerinin yeniden bölüşümüne kadar uzanıyor.
Bu açıdan bakıldığında, Afrika Boynuzu ülkeleri, acil çıkarlarını öncelikli kılan ve güvenliklerini kutuplaşma ve bölgesel çatışma çevrelerinden uzak tutmaya yönelik yaklaşımlara hızla yöneliyor olabilir. Bu durum, dış güçlere olan bağımlılığı azaltma ve kendileriyle ilgisi olmayan çatışmaların tarafı olmaktan kaçınma yönünde artan arzuyu yansıtıyor.
Aynı zamanda, bu değişimler bazı devletleri geleneksel ittifaklarını gözden geçirmeye ya da önceki ittifakların ötesine geçen yeni işbirliklerine girmeye itebilir. Somali buna bir örnek. İsrail gemilerine ilişkin tutumu Sanaa ve Tahran’ın çıkarlarıyla kesişirken, Türkiye ile olan savunma ve denizcilik alanındaki derin bağları, Mogadişu’ya Körfez merkezli düzenin dışında bir başka dış denge unsuru sağlıyor.
Daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu dinamikler İran’a karşı savaşın sonuçlarından birinin, Afrika Boynuzu’nun bölgesel ve uluslararası düzen içindeki konumunun yeniden tanımlanmasına katkıda bulunması olduğunu gösteriyor. Bu değişimler, Çin gibi diğer küresel güçlerin bölgedeki ekonomik ve stratejik varlıklarını güçlendirmelerine kapı açacaktır.
Dolayısıyla bu savaş, sadece deniz koridorlarından geçen veya bu koridorları etkileyen bir çatışma olarak görülemez. Bu, koridorlar üzerinden yürütülen ve çevredeki tüm coğrafyayı etkileyen bir savaş. Buna, uluslararası güç dengesinde en hassas yerlerden biri olan Afrika Boynuzu da dahil.(Abbas Al-Zein/The Cradle)
Not: Makalede yer alan görüşler yazara aittir, Hürseda Haber'in yayın ilkelerini yansıtmayabilir.



