Pakistan, sadece birkaç ay önce köşeye sıkışmış görünüyordu. Pahalgam saldırısı ve çok sayıda Hintli turistin öldürülmesinden sonra ülke, şiddet eylemlerini teşvik etmekle suçlanan devletler listesinin en başında yer ald. Bu suçlama, Nisan 2025'te Hindistan ile kısa süreli bir askeri çatışmaya yol açtı. Küresel medya, İslamabad'ı terk edilmiş bir ABD kuklası olarak resmetti ve Pakistan'ı uluslararası kınamalardan korumak için çok az ses yükseldi.

Pakistan'ın içinde ise, çöküşe doğru sürüklenen ekonomi ve silahlı kuvvetlerin ihtiraslarının ağırlığı altında ezilen siyasi düzende, aynı kuşatılmışlık hissi hakimdi. Ülkenin en popüler lideri İmran Han, yolsuzluk suçlamalarıyla hapiste çürüyordu, ve ordu seçimleri açıkça manipüle ederek, tercih ettiği siyasi blokun zaferini garantilemek için Han'ın Pakistan Tahrik-i-İnsaf partisini kontrolü altına almıştı.

Bu izolasyon hissi, Pakistan'ın Hindistan'ın saldırısını sadece savuşturmakla kalmayıp, çok sayıda savaş uçağı ve insansız hava aracını düşürerek Hindistan hava kuvvetlerine ağır kayıplar verdirmesiyle neredeyse bir gecede ortadan kalktı.

O andan itibaren Pakistan'ın itibarı keskin bir hızla yükseldi. ABD, Mareşal Asım Münir ve Başbakan Şehbaz Şerif'e övgüler yağdırmaya başladı ve Pakistan'da madencilik ve kripto para birimi alanlarında milyarlarca dolarlık yatırım yapacağına dair sinyaller verdi. Washington, Çin'in halihazırda Gvadr'da derin deniz limanının inşaatı için büyük yatırımlar yaptığı Belucistan'a da yoğun ilgi gösterdi.

Bu statü değişikliğiyle birlikte Pakistan'ın stratejik vizyonu da değişmeye başladı. Ordunun üst kademelerinde, İran artık büyük stratejik öneme sahip bir ülke olarak kabul ediliyor. Afganistan ise, kurumsal çevrelerde birçok kişinin artık Pakistan için hiçbir zaman tam anlamıyla stratejik bir değer taşımadığına inandığı bir ülke olarak görülüyor.

Washington, eski baş belasını kolluyor

Pakistan ile ABD arasındaki ilişkiler, Washington'un İran ile olan çatışmasında Pakistan'ı arabulucu olarak tercih edecek kadar gelişti. Bu gelişme, İslamabad'ın rolüne ilişkin endişelerini dile getiren ABD medyası ve milletvekilleri arasında yaşanan muhalefete rağmen gerçekleşti.

Senatör Lindsey Graham dahil olmak üzere önde gelen bazı milletvekilleri, Pakistan’ın tarafsızlığını sorguladı ve Washington’dan İslamabad’ın arabulucu konumunu yeniden değerlendirmesini istedi. Graham ayrıca ABD Dışişleri Bakanlığı’nı, İslamabad’ı Tahran ile ticareti konusunda uyarmaya çağırdı.

Wall Street Journal da 21 Mayıs sayısında benzer bir tutum sergiledi; Pakistan’ın ara buluculuk rolünü sorguladı ve nükleer silaha sahip İslam Cumhuriyeti’nin bu kadar önem arz eden müzakereler için “güvenilir bir muhatap” olmadığını savundu.

Ancak ABD Başkanı Donald Trump, bu itirazları bir kenara iterek, Pakistan’ın barışçıl bir çözüme yönelik çabalarını takdir etmeye devam etti ve Münir ile Şerif’i övdü. Münir, Trump’ın gözdesi haline geldi ve onunla kapalı kapılar ardında görüşmek üzere Washington'a sık sık gidip geliyor.

Afganistan savaşı sırasında ve sonrasında uzun süredir devam eden güvensizliğe rağmen Washington’un İslamabad’a aniden yakınlaşması, birçok gözlemciyi şaşkına çevirdi. Gözlemciler, bu artan sinerjinin arkasındaki itici gücü tanımlamakta zorlandılar. Trump’ın Pakistan’ın askeri ve sivil liderlerine olan yakınlığı o kadar arttı ki, savaş sırasında Pakistan’ın vurduğu Hint jetlerini hatırlatarak uzun süredir müttefiki olan Hindistan’ı defalarca küçük düşürdü.

Basınç noktasından geçen ticaret yolları

Washington, Pakistan'a karşı o kadar hoşgörülü hale geldi ki, arabulucu olarak hareket ederken bile İslamabad, Hürmüz Boğazı'nın kapatılmasına rağmen ticaret akışını sürdürmek için İran'ın altı kara yolundan sevkiyat yapılmasına izin verdi.

Bu hamle ABD’nin öfkesini tetikleyebilirdi, ancak işler her zamanki gibi devam etti ve Pakistan, Pentagon’dan ne bir tehdit ne de bir uyarı aldı. O halde soru şu: Washington, neden İslamabad’ın Tahran’a ticareti kolaylaştırmasına bir baskı uygulamadan izin veriyor?

Batı Asya meseleleri ve Pakistan’ın dış politikasını takip eden gazeteci ve araştırmacı Eymen Cemil, The Cradle’a yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Pakistan’ın İran için ticareti kolaylaştırma kararı, bir anti-ABD blokuna katılmaktan ziyade, gergin bir ortamda karmaşık bölgesel koşulları yönetmekle ilgili. Devam eden İran krizi ve Hürmüz Boğazı'ndaki aksaklıklar, Pakistan'ın ekonomisini, ticaretini ve enerji güvenliğini doğrudan etkiledi. Pakistan, Körfez ticaret yollarına büyük ölçüde bağımlı ve bu nedenle bölgedeki istikrarsızlık, ithalat, nakliye ve yerli sanayi üzerinde doğrudan baskı yaratıyor. İslamabad, karayolu transit hatlarını açarak, ticaretteki aksaklıkları gidermeye, bir nebze ekonomik hareketlilik yaratmaya ve kendisini bölgesel bir köprü devlet olarak konumlandırmaya çalışıyor".

Cemil’e göre, coğrafya da belirleyici bir faktör, çünkü Pakistan İran ile uzun bir sınır paylaşıyor ve ekonomik sıkıntılar ve güvenlik endişeleriyle boğuşurken batı sınırında ciddi bir istikrarsızlığı göze alamaz. Dolayısıyla Tahran ile uyumlu bir ilişki sürdürmenin Pakistan için pratik bir zorunluluk olduğunu düşünüyor.

Cemil, şöyle izah etti: “Pakistan, Washington ile bir çatışma istemiyor ve ekonomik, diplomatik ve güvenlik nedenleriyle ABD ile ilişkilerine değer veriyor. Burada daha çok bir dengeleme stratejisi görüyoruz: Çin ile yakın bağları sürdürmek, İran ve Orta Asya ile bölgesel işbirliğini geliştirmek ve Gvadr ve INSTC [Uluslararası Kuzey-Güney Ulaşım Koridoru] ile ilgili fırsatları değerlendirirken, aynı zamanda ABD ile iletişim ve işbirliğini de açık tutmak”.

Cemil, Pakistanlı politika yapıcıların, İslamabad’ın Tahran ile Washington arasında üstlendiği arabulucu rolünün ülkeye diplomatik bir manevra alanı sağladığına inandığını da ekledi. İslamabad, karşılıklı güvensizliğe rağmen her iki tarafla da iletişimi sürdürebilen az sayıdaki başkentten biri olduğu için, ABD, yaptırımların uygulanmasını veya geniş kapsamlı ABD çıkarlarını ciddi şekilde zedelemediği sürece, Pakistan’ın İran’a yönelik arabuluculuğunu tolere etmeye istekli görünüyor.

The Cradle’a konuşan İslamabad merkezli analist Sajjad Azhar şöyle dedi: 

“İran ile Pakistan arasındaki ticaret koridorları her zaman açık kalmıştır. Karşılıklı para birimleriyle işlemler halihazırda sürüyor ve bu özel ticaret düzenlemesinin insani bir yönü de var, zira Pakistan, Hürmüz Boğazı’nın kapalı olduğu bir dönemde gıda ve temel ihtiyaç maddelerinin transit geçişine izin verdti. Bu adımın büyük olasılıkla ABD’nin güvenini kazandıktan sonra atıldığına inanıyorum”.

İran, stratejik derinliğini yeniden kazanıyor

Pakistanlı analist, Afganistan uzmanı ve ülkenin önde gelen istihbarat teşkilatı Inter-Services Intelligence (ISI) eski üst düzey üyesi Binbaşı Amir, The Cradle’a verdiği demeçte İran’ın her zaman Pakistan dış politikasının temel taşlarından biri olduğunu belirtti.

Pakistan, 1960'larda İran ve Türkiye ile Bölgesel Kalkınma İşbirliği (RCD) anlaşmasını imzaladı ve 1965'teki Hindistan savaşı sırasında İran, Pakistan için stratejik derinlik işlevi gördü.

Amir, 1987'de ABD'nin İran hükümetini devirmeyi planladığını ve bu amaçla bir casus ağı kurmak üzere Pakistan'a bir ajan gönderdiğini hatırlattı. Ancak eski cumhurbaşkanı Ziya ül-Hak, yetkililere ABD casusuyla işbirliği yapmamalarını emretti ve casus, amacına ulaşamadan geri döndü.

Amir, “merhum İran Dini Lideri Ayetullah Ali Hamaney bu olayı biliyordu ve bu nedenle Ziya ül-Hak ile Pakistan’a özel bir değer veriyordu” diye ekledi.

1989'da öldürülen Pakistan Başbakanı Benazir Butto'yu devirmek için düzenlenen “Midnight Jackal Operasyonu”ndaki rolüyle tanınan Binbaşı Amir, Pakistan'ın Afganistan'ı hiçbir zaman stratejik bir unsur olarak görmediğini söyledi. Afganistan'ın Pakistan'ın stratejik derinliğinin bir parçası olduğu inancı, ona göre bir yanılgı.

Amir, Hindistan’ın her zaman Afganistan’ı Pakistan’a karşı kullandığını, Afganistan’ın ise Pakistan’a karşı düşmanlık sergilediğini savundu. Buna karşılık İran’ın, birkaç küçük olay dışında Pakistan’ın sadık bir dostu olarak kaldığını belirtti. Binbaşı Amir şöyle dedi:

“Afganistan, 1948’den beri Pakistan’a karşı düşmanlık sergiliyor. 1948’de Hindistan ve eski Sovyetler Birliği ile işbirliği içinde Prens Abdül Kerim’e siyasi sığınma hakkı verdiler. Prens Kerim, Pakistan’ın Belucistan’daki Kalat bölgesini ilhak etmesine direnmek için milis güçleriyle Afganistan’a gitti. 60’lı yıllarda ise Şer Bükş Muri isyan çıkardı ve Hindistan’ın yardımıyla Afganistan’a sığındı. Afganistan, 70’li yıllarda Peştun ve Beluc militanlarına, 80’li yıllarda ise El-Zülfikar’a eğitim kampları ve güvenli sığınaklar sağladı. Şimdi ise Hindistan'ın desteğiyle Tahrik-i Taliban-i Pakistan'ı (TTP) himaye ediyorlar”.

Gvadr kuzeye bakıyor

Pakistan, Washington'u rahatsız etme riskine rağmen, İslamabad'ın çok kutupluluk ve Avrasya entegrasyonu yönündeki politikasında bir kaymaya işaret eden bir adım daha attı.

Başbakan Özel Danışmanı (SAPM) Talha Burki, Pakistan’ın INSTC’yi Gvadr Limanı’na bağlayarak Başkan Vladimir Putin’in vizyonunun bir parçası olmak istediğini açıkladı. Federal Bakan Rana Mübaşir İkbal ve Talha Burki, 13 Mayıs’ta Rusya’nın Kazan kentinde düzenlenen “Rusya–İslam Dünyası: KazanForum”un açılış oturumunda konuşma yaptılar.

Azhar, “Pakistan, İran, Rusya ve Çin ile resmi olarak yeni bir blok kurmuyor, ancak özellikle ekonomi ve güvenlik alanındaki işbirliği yoluyla bu üç ülkeyle stratejik bağlarını derinleştiriyor” diye vurguladı.

Azhar, bu ittifakın, bölgesel istikrarsızlık ve ABD’nin baskısı altında dış politikasını çeşitlendirmek isteyen Pakistan’ın iradesini yansıttığı görüşünde:

“ABD, Pakistan’ın bölgesel istikrar ve terörle mücadele çabaları ve özellikle İran ile diğer ülkeler arasında diyaloğu kolaylaştırmadaki rolü nedeniyle güçlü bir baskı uygulamaktan kaçınıyor. Ayrıca, Pakistan’ın dengeleme çabaları, çatışmaları tırmandırmadan Güney Asya ve Ortadoğu’daki gerilimleri yönetmeye yardımcı oluyor” .

Binbaşı Amir, Pakistan’ın Çin ile askeri ve ekonomik işbirliği içinde olduğunu ve Washington’un bunu çok iyi bildiğini belirtti. ABD’nin İran’a yönelik nakliye tesisleri veya INSTC’nin Gvadr’a uzatılması konusunda endişesi olmadığını kaydeden Amir, bunun nedenini Washington’un İran veya Rusya ile değil, Çin ile rekabet halinde olmasına bağladı:

“Pakistan duruma göre bazen gizli, bazen de açık bir diplomasi izliyor ve bu durum ABD’nin de yararına oluyor.”(F.M. Shakil/The Cradle)