Bağdat'ın 30 kilometre batısına düşen Ebu Gureyb hapishanesinin ismi, sekiz yıl önce medyaya kısmi yansıyan işkence haberleriyle duyuldu. Haberin merkezinde ise Lynndie England adında Amerikalı kadın bir asker vardı. Şimdilerde adalet duyguları kabaran Amerikalılar, Iraklı tutsakların boynuna halat takıp hapishane koridorlarında gezdiren, mahkumları çırılçıplak soyarak üst üste istifleyerek üzerinde zafer işareti yapan bu kadın ve diğer ABD'li subayların işkencelerine maruz kalanlara tazminat ödeneceği belirtiliyor.
Buna göre Amerikan mahkemesi, Engility Holding adlı özel tedarikçi firmanın Irak'ta 2003 ve 2007 yılları arasında Ebu Gureyb Hapishanesi ile ABD kontrolü altındaki diğer gözaltı merkezlerinde işkence gören 71 tutukluya toplam 5,28 milyon dolar tazminat ödemesine hüküm etmiş.
Irak'ta ABD ordusu için 6 binden fazla çevirmen görevlendiren Virginia merkezli firma, hapishanelerdeki Iraklı tutuklulara yönelik işkence ve kötü muamele olaylarına yardım ve yataklık yapmakla suçlanıyordu. Mahkemenin verdiği karar, Iraklı eski tutukluların Amerikan yargısında işkence iddialarıyla başlattığı hak arayışında ilk zafer olarak değerlendiriliyor. İşgal sırasında Irak'taki bir başka tedarikçi firma olan CACI'nin de önümüzdeki aylarda benzeri iddialar nedeniyle mahkemeye çıkması bekleniyor. Ebu Gureyb skandalı, 2004'te askerler tarafından çekilen fotoğrafların basına sızdırılması ile patlak vermişti. Çıplak, parmaklıklara zincirlenmiş ve işkence görmüş tutukluların fotoğrafları, tüm dünyanın tepkisini çekmişti.
Ebu Gureyb birinci sınıf bir hapishane olarak tasarlandı. Saddam muhalifi siyasi yükümlüler ve ağır suçlular burada yatıyordu. 2003 yılında Amerika Irak'ı işgale başlayınca, yönetim mahkumları bırakmış ve Ebu Gureyb’e kilit vurmuştu.
Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Donald Rumsfeld’in, Savunma Bakanına, "acaba Guantanamo (Küba’da bulunan bir hapishane) gibi mi işletsek bu Ebu Gureyb’i" demesiyle Rumsfeld’in fikri emir telakki edilerek, işgale karşı koyan direnişçi Müslümanlar Ebu Gureyb'e konularak türlü işkencelere maruz bırakılmıştı.
İşkecelerin küçük bir kısmı basına yansıyınca, tutsakların “güvenlik suçluları” olduğunu savunuldu. Böylece Cenova kriterleri kolayca bertaraf edildi. Çünkü güvenlik suçluları için insanî tesis ve insanca muamele olamazdı!
Amerikan Genelkurmay Başkanlığı'nın hazırladığı Taguba Raporu’nda, Müslüman tutsaklara yapılan işkenceler açıkça ifade ediliyor. Raporda, "Askerimiz mahkumları tokatladı, yumrukladı, tekmeledi; onlara cinsel işkence uyguladı ve bunları fotoğrafladı." itiraflarının yanı sıra, korkunç bir de anekdot aktarılmış. Amerikan subayı Iraklı bir mahkuma neye inandığını soruyor, "Allah’a inanıyorum" cevabını alıyor. Karşılık olarak "ben ona inanmıyorum" diyor ve ekliyor, "ben İşkence’ye inanıyorum. Sana işkenceyi göstereceğim!" Bu yüzden Ebu Gureyb Hapishanesi Sadizmin yeniden tarif edildiği yer olarak tarif ediliyor.
Bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda, yüzlerce Müslüman Iraklıyı işkence ile şehid eden işgalcilerin sembolik para cezalarına çarptırılmaları, Büyük Mahkeme'ye olan inancın daha da pekişmesine neden oldu. (Hürseda Haber)



