Müslüman şahsiyet bilmelidir ki, tarih boyunca kendisinden önce Allah’ın dinine davet eden ve bu yolda yürüyen tüm Müslümanlar… Allah’a teslim olmak gibi büyük bir nimetin bedelini birçok sıkıntı ve musibetlere uğramakla ödemişlerdir. Bu bedel ödenmeden asla kurtuluşa ermek söz konusu değildir.
Tarih boyunca, oluşan nebevi hareketlere bakıldığı zaman, çok açık bir şekilde görülecektir ki, ne zaman İslam nimeti ile nimetlenen Müslümanlar, bu değerin gereği olarak iman ettikleri esasları dile getirmeye başlamışlar. İşte o zaman egemen zulüm güçleriyle ile yüz yüze gelmişlerdir… Ve sahip oldukları değerin İslam nimetinin bedelini ödemek zorunda kalmışlardır. Bu dün böyle olduğu gibi bugünde böyle olacaktır. Ve olmaktadır da. Müslüman ferdin sahip olduğu değerin bedeli, tüm dünyanın egemen güçlerini karşısına alması pahasına olsa da bu noktada onlardan gelebilecek baskı, zulüm, esaret, hicret yâda şehadet olacaktır. Mutlak surette tevhidi esaslara göre hareket eden Müslüman şahsiyet, bu bedeli ödemek zorunda kalacaktır. Bu noktada da Allah’u Teâlâ’nın ayetleri kesin ve apaçıktır;
“Yoksa siz, kendinizden önce gelip geçenlerin hali (uğradıkları sıkıntılar) başınıza gelmeden cennete girivereceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluklar, öyle sıkıntılar dokundu ve öyle sarsıldılar ki, hatta peygamber ve beraberinde iman edenler: -Allah'ın yardımı ne zaman?- derlerdi. Bak işte! Gerçekten Allah'ın yardımı yakındır.” (Bakara Suresi: 2/214)
İslam için ölmeyi şeref bilenlerin, Allah yolunda ölmek için can atıp, İslami mücadeleyi yürütenlerin, ölümden kaçıp, ölmemek için savaşanlara karşı mağlup olduğu görülmemiştir. Nihai zafer, elbette şerefli mazlum ve Mustazafların olacaktır. Elbette ki bu zemheri kış bitecek, yaz olacaktır…
“Nice küçük topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galib gelmiştir; Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 249)
Öyle ya kazanmak çoklukla olsaydı, hiçbir imparatorluk yıkılmazdı. Galibiyet, güç ve kuvvette olsaydı, bugün diktatörlerin, ceberutların soyu tükenmezdi… Galibiyet sayı çokluğu veya güç, kuvvetle değildir. Müslümanlar sayılarıyla değil, imanlarıyla ve şehadet aşklarıyla zafer kazanırlar. İmanlı yürekler, bu şekilde beldeleri ve gönülleri fetih edecektir bi iznillah.
Yeter ki biz Müslümanlar, imanımızın gereklerini yerine getirelim. Ümmet olduğumuzun bilincine varıp, topyekûn azgın, karanlık şer güçlere ve onlara bağlı olan İslam düşmanı, iftiracı medya ittifakına karşı el ele, omuz omuza mücadele edelim.
İslam’a ve Müslümanlara şuan gösterdikleri saldırganlık ve ahlaksızlık, fitne ve fesatlıkları, ne kadar aciz olduklarını gösteriyor.Türkiye genelinde, özelde de Kürdistan’daki İslami Sivil Toplum Kuruluşları, onların hesaplarını altüst etmiş olmalı ki sağa sola saldırıp duruyorlar.
Bugün artık hendekleri kazma safları, sıklaştırma zamanıdır. Saflar belirginleştiğin de ortada durmak, izlemek, duyarsız ve sessiz kalmak olmaz. Ne mutlu o saf tutan imanlı yüreklere ki Allah erleri olan, mazlum ve Mustazafların saflarında yer alıp, zulmedenlere karşı mücadele edenlere. Rabbimiz demiyor mu; ?
“Şüphesiz Allah, kendi yolunda, kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.” (Saf: 4)
Eğer bizler “Allah’a dayanıp, güvenenleriz” diyorsak, iman ettiğimizi iddia ediyor isek, kendimizi Müslüman bir şahsiyet olarak addediyor isek, bundan sonra bizler için artık, bütün gücümüzle ve daha gür, daha toplu bir şekilde meydanlara inmeliyiz. Yapılan her zulüm karşısında, kenetlenmeliyiz... Müslümanlar kardeştir, ne şucu ne de bucu demeksizin, saf tutmalıyız. Tıpkı bir camide, namaza durunca yanındakinin kimdir ve neci, şucu, bucu olduğunu sormayıp, saf tutuğumuz gibi...
Bu yapılan zulümleri, Müslümanlar başlatmadı. Allah’ın izniyle kaybedecek olanlar da Müslümanlar olmayacaktır. Her halükarda kazanacak taraf, saf tutan Müslümanlardır. Müslümanlar için hiçbir surette kaybetmek, yoktur! İki güzel şeyden biri vardır. Müslümanlar, bu uğurda şehitte olsalar, zindana da atılsalar, yurtlarından da edilseler, hicrete de mecbur edilseler muzaffer olan ve galip olan taraftırlar. Yine Rabbimiz demiyor mu; ?
“Kim Allah'ı, Resulü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Maide: 56)
Dünya çapında, özellikle son yıllarda tuğyanın, küfrün İslam’a ve Müslümanlara yönelik gerçekleştirdiği yoğun saldırılarından ötürü, Ümmet-i Muhammed’i büyük bir musibet yaşıyor. Hangisinden söz edelim ki nereye dönseniz, orada Müslümanların katledildiğini, mukaddesatlarının ve namuslarının talan edildiğini, iftiraya uğradığını, sürgün edildiğini, hapsedildiğini, ezildiğini, sahipsiz, yardımsız, gıdasız, ilaçsız, aç ve susuz bırakıldığını müşahede ediyoruz. Son zamanlarda Türkiye genelindeki özelde de Kürdistan’daki mazlum ve Mustazaflara uygulanan baskı, yıldırma, susturma, fişleme ve iftiralar, yaşanan süreç de bunun Türkiye’de de böyle olduğunu, gözler önüne seriyor… İslami hareketlerin, Sivil Toplum Kuruluşların, kanaat önderlerinin, şeyh, âlim, mollaların içinde bulundukları suskunluktan kurtulup, zulme uğrayan, Mustazaf Müslümanlarla bütünleşmeleri, artık İslami bir zorunluluk olmuştur.
Ufak tefek sorunların ön plana çıkarılarak, iftiracı medyanın iftiralarına kanarak, birlik ve beraberliğin önünün kesilmesine müsaade edilmemelidir. Özellilikle Türkiyeli Müslümanlar, âlimler, yazarlar, çizerler ve cemaatlerin, her platformda dünya Müslümanlarının kardeşliğini ön plana çıkarmasını sağlayanlar, bu kardeşliğin sağlanması için çaba ve gayret gösterenler, bilhassa son günlerde Kürdistan’daki Müslüman kardeşlerine yapılan zulümler için sahaya inmelidirler ve bu yapılan sindirme, yıldırma, yok etme, hapsetme, zulmüne karşı, büyük bir gayret ve çaba içine girmeleri gerekiyor…
Unutulmamalıdır ki bu İslami bir sorumluluktur. Aksi halde İslami sivil topluma karşı işlenen bu haksız uygulamalara, devam edilecektir. Ve bugün, doğudaki kardeşlerinize uygulanan zulüm yarın sizin kapınıza da dayanacaktır. Çünkü onlar, ancak talan edip, yok etmek, sindirmek, pasifize etmek için vardırlar... Vurdumduymazlığımız, nemelazımcılığımız devam ederse, zulüm üzerine, bugün, belki değilse de yarın mutlaka gelecektir. Bu parçalanmışlık, bana dokunmayan şer odaklar, onların sürekli dolduruşuna gelen hükümet ve hükümet patentli terör timleri, İslam düşmanı medya, fesat medya, mülhit basın. Binyıl yaşasın mantığı sürdükçe, bu zulümler devam edecektir…
“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.” (Al-i İmran: 103)
Tarihin mazisi, Allah’a kulluk eden insanların, Allah yolundan uzaklaştırılmak için uğradıkları zulmün, hadiseleri ile doludur... İmanlarından vazgeçirilmek için diri diri yakılan Uhdud şehitleri, Allah’a davet eden kutlu Peygamberlerin, kavimlerince öldürülmeleri, hakarete, zulme uğramaları, dinlerinden dönmeleri için yarıya kadar toprağa gömülen Müslümanların, demir testerelerle ikiye bölünmeleri, âlimlerin, abidlerin asılmaları, işkenceler, hicretler, hapisler… Şantajlar, iftiralar, zulmün envai türlüsü, tarih süresince işlendi. Halen işlenmektedir. Fakat ne bizim kalemimiz yazmaya muktedirdir bu yapılanlara, ne de ilmen hepsine vakıfız... Ama bugünün aynası, maziyi yansıtmakta ve tefsir etmektedir. Açıkça “Edi bese” diyelim artık, zulmün tuğyanın denizlerine, iman asamızla vurmalıyız, mazlumların kanları ve gözyaşlarıyla oluşan bu denizlerde onları boğmalıyız...
“Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: -Biz Allah içiniz ve sonunda O'na döneceğiz.- derler.” (Bakara Suresi: 2/156)
Allah’u Teâlâ bizleri, kendisine hakkıyla iman eden ve her türlü bela ve musibetlere karşı sabreden kullarından eylesin… (Âmin)
Davamızın sonu Allah’a hamd etmektir...
(Ebuzer Çetin)