Altan Bey; malumunuz bir davaya inanmak ve inanılan davayı en yüce değer olarak görüp onun uğrunda çalışmak insana kişilik kazandırdığı gibi aynı zamanda bu kişiyi toplumun gözünde saygıdeğer kılar. Oysa ikilem içinde bulunmak ve tutarsızlık, ise insanı kişiliksizleştirdiği gibi aynı zamanda onu toplum nazarında küçük düşürür ve acınacak bir hale sokar.
İkilem içinde bulunan insanların hem dünya hayatında hem de ahrette rezil olacaklarını ve bunlar için acı bir azabın olacağını Kur’an müjdeler. Oysa İslam’a iman eden ve inandığı esaslar doğrultusunda hayatını tanzim edenlerin, en üstün kimseler olduklarını ve bunlar için kesintisiz bir mükafatın bulunduğunu yüce Rabbimiz Kur’an’ı Kerim’de bildirmektedir.
Kur’an’ı ve Peygamberi örnekliği esas alan Müslümanlar olarak bizler, insanları İslam’ın barış, huzur, güven, özgürlük ve rahmet dolu nizamına çağırdığımız için, ne adına ve kim tarafından yapılırsa yapılsın, her türlü beşeri rejimlerin, baskısına, zulmüne ve dayatmasına zaten karşıyız. Bu hiçbir şekilde onaylanamaz. Ne adına yapılırsa yapılsın Kürt halkına yapılan 85 yıllık zulmü onaylamak insanlık dışı bir harekettir. Fikirlerin zorla kabul ettirilmeye çalışılmasına, dayatmaya, asimilasyona, baskıya, insanların ulusal kimliklerinin, bir başka ulusal kimlik adına reddedilip inkâr edilmesine Kürdün evladına “Ne Mutlu Türküm…” dedirten faşist anlayışa karşı olduğumuz için mücadelemizi, İslam’ın tüm insanlık için rahmet olan kitabından hareketle, bizler de mücadelemizi sürdürmekteyiz.
Tabi, bir yandan bu zulüm rejimleriyle mücadele ederken diğer tarafta da İslam’la uzaktan yakından ilgileri bulunmayan, ancak çıkarları gereği kendilerini böyle tanımlayan insanlar, ile mücadele etmekteyiz. Çünkü bunlar din adına, tarih boyu dine en büyük zararı vermişlerdir. Ve çok az bir dünya karşılığında ahretlerini satmışlardır. Budurum, bugün için de aynı şekilde söz konusudur. İnsanlar, bugün dekendi dinlerinden zannettikleri insanlara daha fazla güvenip bağlanmış, birbakıma dinleriyle ilgili meselelerde onları şaşmaz ölçü olarak kabul etmişlerdir.
Oysa sizin de bizzat bildiğiniz ve bloğuna dâhil olduğunuz güruh, Müslüman Kürt halkının özgürlüğünü istismar ettiği gibi bugün de sizin dilinizle dini istismar etmekteler. Onların dindarları etrafında özgürlük adı altında toplayan özünde ise dindarın kendisine ve İslam’ın kutsallarına tahammül göstermediğini siz de biz de iyi bilmekteyiz.
Gerek zulüm rejimi Kemalistlerin gerekse yerli Kemalist zümrenin dinimizle ilgili kavramları istismar etmeleri hususunda, bu denli açık (kimilerine göre sert) oluşumuzun ve meseleleri net olarak ortaya koyuşumuzun temelinde, bu kesimlerin yüce İslam dinine kutsallarına ve İslami şahsiyetlere verdikleri zararlar vardır. Bu kırmızıçizgilerimiz; canımızdan, malımızdan, evlatlarımızdan daha fazla önem arz etmektedir. Bu nedenle İslam’a, İslami kavramlara ve kutsallarına yönelik her saldırıya, her istismara karşı -kimden gelirse gelsin- dinimizin öngördüğü esaslar içinde ve İslam’ın meşru gördüğü usullerle mücadele ederiz. Bu zararlı unsurlar temizleninceye ya da dinimize verdikleri zararlara son verinceye kadar inşaAllah mücadelemiz sürecektir. Bu mülhit yerli Kemalistlerin gerçek kimlikleri bu toplum tarafından tanınıncaya ya da bu zararlı unsurlar İslam’a ve kutsallarına yaptıkları saldırılara tahribatlara son verinceye kadar bizim mücadelemiz devam edecektir.
Bu yazım tarafınızdan yanlış anlaşılmasın. “Gelin benimle beraber olun” demiyorum ancak diyorum ki; “Gelin, elinizi vicdanınıza koyun zerre kadar imanınız varsa, Allah’tan korkun; inandığınızı iddia ettiğiniz Kur’an’ı açıp okuyun ve emirlerine harfiyen bakın. Ve içinde bulunduğunuz bu durumu gözden geçirin, En güzelörnek ve ebedi önder olan Resulullah (a.s)’ın örnekliğini örnek alın. Görev vesorumluluğunuzu idrak edin. Şayet zerre kadar imanınız varsa, onuru özgürlüğü izzeti şerefi İslam düşmanlarının yanında, onların gayri İslami ortamlarında aramayın. İnsanları, yalnız ve yalnız Allah a ve Resulüne çağırın. Bir söz var Kürtçe der ki; adaletu heeki naye heta İslam nebe hakım.”
Sayın Altan Tan! Bilindiği üzere İnsan, beşer oluşu nedeniyle, zaman zaman yanılgıya düşer, yanlışlık yapabilir. Ellerinde doğru bir kıstas olanlar, kimi zaman düştükleri hatalardan çabuk kurtulurlar. Bu hal, muttakilerin gösterdikleri bir ferasettir ki, onlar Kur’an’la hareket ettiklerinden dolayı, hataya daha fazla dalmadan gerçeği görüp derhal tövbe ederler.
“Muttakiler, kendilerine şeytan taifesinden bir vesvese dokunduğu zaman düşünürler, işte o zaman (doğruyu) görürler.” (7 A’RAF, 201)
“Çünkü iman edenler ve Rab’lerine tevekkül edenlere o(şeytan taifesi) nin bir gücü yoktur.” (16 NAHL, 99)
Ellerinde bir kriteri olmayanlar ise, çeşitli imtihanlardan geçirilirler ve bazı zorluk ya da iyiliklerle denenirler. Bu denemeler sonucunda gerçekleri kavrayıp dönenleri yüce Allah (cc) bağışlayarak onlara hidayet nasip eder.
“O(insa)nları yeryüzünde topluluklara ayırdık. Onlardan kimi iyi kişilerdi kimi de alçak! Belki dönerler diye onları iyilik ve kötülükle denedik.” (7 A’RAF, 168)
Bu imtihanlar sonucunda yine bildiklerini okuyanları ise yüce Allah(cc), daha kötü bir azapla yakalayarak cezalandırır.
“Andolsun, senden önce de ümmetlere elçiler gönderdik... Yalvarsınlar diye onları darlık ve sıkıntı ile yakalayıp cezalandırmıştık.” (6 EN’AM, 42)
Sayın Altan Bey! Bugün tabii olduğunuz blok çatısı altında gece gündüz demeden çalışmakta ve adına demokratik özgürlük dedikleri bir güruhla hareket etmektesiniz. Oysa bugüne kadar aşkla yürüttüğünüz muhafazakâr mütedeyyin yazarlık görevi sırasında, yüce Allah’ın rızası doğrultusunda gerek İslami kesimi müdafaa ederek gerek mazlum Kürt halkının sorunlarını dile getirerek çok iyi ve başarılı kitap, makale ve açık oturumlara imza attınız. Ama gel gör ki bunca hizmetinizi Kemalist rejimin yerli Kemalistlerine feda edip onlara tabi oldunuz. Sizin de malumunuzdur ki; bu yerli Kemalistler her vesile ile bu dinin kutsallarına ve İslami camiaya saldırmakta hatta en son -geçmişte olduğu gibi- yine Müslüman kanı dökmekteler. İslam ve İslam’a ait olan her şeye ve herkese açıkça kin kusmaktalar.
İçinde bulunduğunuz konum ve çevrenizi saran mülhit tabaka nedeniyle,bugüne kadar savunduğunuz gerçekleri anlaşılan unuttunuz. İşte bu son olay, yani Hakkâri Gever’de şehid edilen Ubeydullah Durna olayı dahi sizi kendinize getirmedi. Oysa bu, sizin içinYüce Allah’ın bir lütfu ve ikramıydı. Bunu çok iyi değerlendirerek tövbe edipİslam’a ve kutsallarına sahip çıkın. Bu fırsatı değerlendirip kendinizi yeniden bir öz eleştiriye tabi tutun, Bilin ki,kalbiniz katılaşacağından dolayı bir daha bu şansı yakalayamayabilirsiniz. Budurumda ise, kendinize yazık etmiş olursunuz.Unutmayınız ki çevrenizdeki kalabalıklar aldatıcı, boş ve kurukalabalıklardır, Değil o kadar kalabalık, onun binlerce katı daha fazla bir kalabalık da olsa onlar sizi yüce Allah’ın azabından kurtaramaz.
“Şayet yeryüzünde bulunanların çoğuna uysan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar sadece zannnediyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar.” (6 EN’AM, 116)
Çünkü o içinde bulunduğunuz güruh, samimi ve İslami bir esas üzerinde değillerdir. İslam düşmanlıklarıyla Kemalist rejime adeta taş çıkarmaktalar. Dün Ezan ı Muhammedi’yi Türkçe okutan zihniyet ile Kürt halkının camilerden bağını koparmak isteyenler arasında pek te bir fark yok Bu nedenle, hak üzerinde bulunmayan insanlara sultan olmaktansa yüce Allah’a kul olmak daha iyi, daha güzel ve daha şereflidir.diye düşünüyorum…
Altan Bey, Kur’an’ı elinize alarak okuyup anlayınız ve hayatınızı onunla yeniden düzenleyiniz! Göreceksiniz ki, şu anda bulunduğunuz durum sizi yüce Allah’ın azabına sürüklüyor ve etrafınızda bulunanlar da bunu daha fazla hızlandırıyor. Kur’an’la yepyeni bir kimlik kuşanınız ve yüce Allah’ın size bahşedeceği güzelliklerden yararlanınız. Size söylediklerimizden dolayı bize kırılmayınız. Biliniz ki, bunun karşılığında sizden bir ücret istemediğimiz gibi, tam aksine sizin iyiliğiniz için söylüyorum. Size acıyor ve sizin bu hal üzerinde daha fazla durmanız halinde yüce Allah’ın azabına sürükleneceğinizi bu ayetle hatırlatıyorum.
“Bu bir öğüttür. Dileyen, Rabb’ine varan bir yol tutar.” (73 MÜZZEMMİL, 19)
“O (Kur’an), insanlara bir öğüttür. Aranızda doğru hareket etmek isteyen kimse(ler) için.” (81 TEKVİR, 27-28)
(Ebuzer Çetin)