İslam’ın hakikatini anlamış olan Müslümanlar, hiçbir zaman dünyanın hiçbir yerinde zulme rıza göstermez ve mazlumlara sırt çeviremezler. Onlar biliyorlar ki; zulme rıza göstermek de zulümdür. Mazlumun dinine, diline, rengine ve soyuna bakmaksızın, sadece mazlum olduğu için desteklenmesi gerektiğini, İslam kendilerine emretmektedir. Zira zalim kim olursa olsun kimliğine bakmaksızın zalime ve zulme karşı mücadele etmeyi, mazlum kim olursa olsun kimliğine bakmaksızın yardımına koşmayı emreden çok sayıda ayet olduğu gibi, örnek ve önder olan Peygamberimizin hayatında da bu konuda bize öğretici ve yol gösterici birçok örnek ve uygulama vardır..
Müstekbir Kemalist zorbaların baskılarından her inanç ve ırktan insanlar etkilenmişlerdir.
Bu zulümlerden en fazla pay sahibi olanlar, hiç şüphesizdir ki, Müslüman Kürtlerdir.
İnandıkları değerlerden taviz vermeyen ve onurlu yaşamayı ilke edinenler ise; mazlum mustaz’af Müslümanlardır.
Şunu çok iyi biliyoruz ki; bugüne kadar Kürt sorununu kendi siyasi ikballeri için malzeme olarak kullananlar, Kürtlerin haklı istek ve taleplerini bireysel veya örgütsel çıkarları için pazarlık konusu yaptılar ve bugüne kadar Kürt halkını ve davasını kendi tekelinde görüp, Kürt halkının tek temsilcisi olduklarını iddia edip durdular..
Şunu iyice bilsinler ki, hepsi bu davanın peşini bıraksa veya zaman zaman yaptıkları gibi, Kürt halkına ihanet edip teslimiyet içine girseler, hamd olsun ki Kuran’ın hayat bahşeden mesajına inanan Müslümanlar ilahi sorumlulukları gereği; hiçbir zaman Allah’ın doğuştan her insana bahşettiği ve İslam’ın her kişi ve kavme tanıdığı haklar kapsamında olan Müslüman Kürt halkının temel İslami ve insani haklarını savunmaktan vazgeçmeyecektir.
“Peki neden Kürt sorununu Müslümanlar tarafından ön plana çıkarılmadı?” sorusuna cevap, olarak şöyle söyleyebiliriz: Vahiyden ve resulün sünnetinden beslenen Müslümanlar. Kürt sorununu özele indirgemeyip, öncelikli bir konu olarak öne çıkarmayış nedeni; bu sorunu da genel Ümmet sorunu içerisinde görmelerinden kaynaklanmaktadır. Bu şekilde ele almak; bu sorunu görmezlikten gelmek veya ehemmiyet vermemek anlamına gelmez. Tam aksine, İslam’ın dünya görüşü çerçevesinde bir bakış açısı ve sorunun çözüme kavuşturulması doğrultusunda İslami bir çözüm şekli vardır. Bir hayat nizamı olan İslam, en büyük sorundan en küçük soruna kadar insanların bütün sorunlarına çözüm getirdiği gibi, bu sorunu da çözmeye muktedirdir ve bununla ilgili çözümleri elbetteki vardır.
Şu açıktır ki, her türlü zulme karşı çıkılırken hak, özgürlük, sorumluluk ve süreklilik gibi evrensel ilkeleri gereklidir.. Yeryüzünü kan gölüne çeviren ceberrut zalimler, İslamin etkili önlemleri ile yola getirilmezlerse bugün Kürdistan'da yaşananlar yarın dünyanın herhangi bir bölgesinde de yaşanır ve yeryüzü, zalim güçler tarafından kanlı bir göl haline getirilir. Çünkü zalimler fırsat buldukça, bencilliklerinden dolayı hakka ve halka öfkeyle saldırmayı meslek edinmişler. Bu zulüm ve saldırıların hepsini, yeryüzü hakimiyetinin asıl varisleri olan Müslümanlar ancak sona erdirebilir.
Kur'an'ın insanlığa tanıttığı düşman hedef "zulüm"dür. Her asır, zaman ve kişiler değişse de zulüm tarihin her devresinde zulümdür; zalimler de hem insanlığın ve İslam’ın baş düşmanıdır.
Hak ve batıl mücadelesinde, hak tarafı olan mü’minler, en az İslam düşmanı olan zalim ceberrut muhalifler kadar çalışıp çabalamalı, bütün güçleriyle mücadele etmelidirler.
Şanı büyük Allah, iyiliğin asıl, kötülüğün ise geçici olduğunu, bu yüzden kötülüğün ve kötülerin sürekli pâyidâr olamayacağını, yeryüzü hakimiyetinin eninde sonunda iyilerin yani hakkın eline geçeceğini şöyle müjdelemektedir..
“Gerçek şu ki, insanı uyarıp öğüt verdikten sonra hikmetlerle dolu bütün ilâhi kitaplarda, yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarımın varis olacağını kaydettik. Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden kimseler için bir mesaj vardır.”
Bu ayet, maddi güçle dünyaya geçici bir süre hakim olunsa bile yakın gelecekte dünyanın hakiki ve uzun süreli varislerinin, sadece salih ve dürüst kullar olacağı mesajını vermektedir. Demek ki yeryüzü hakimiyetinin tek ve gerçek varisleri müslümanlar olacaktır. Tabi her türlü zulmün önlenmesi ve dünya düzeninin sağlanması, bütün müslümanların her türlü zilletten kurtulup dünya gündemine hakim olmalarına bağlıdır. Bu da Kur'an hidayetiyle yeniden dirilip zulüm sistemlerinin bozuk düzeninden kurtulmakla mümkündür.
Yeryüzünde zulmün önlenmesi ve adaletin sağlanması için haklı olmak maalesef yetmez, ayrıca güçlü olmak ve bunun için de çok çalışmak da gerekmektedir. Gerek Türkiye gerek Kürdistan ve gerekse dünyanın diğer bölgelerindeki zulümleri önlemek için inananların kendilerine gelmeleri, Müslüman bir toplum oluşturmaları şarttır.
Müslüman, güçlü iman şuuru çizgisiyle, dengeli ve açık stratejileriyle ve tüm hayatı kucaklayan bir dinamizmle kendilerini yaşanan sürece kabul ettirmeliler ve korkuyu mutlaka yenmelidirler. Çünkü zalim zorba ve ceberrutların olduğu bu dünyada korkaklara yer yoktur. Korkusuz ve komplekssiz bir yürekle İslami mücadeleyi sürdürenler, inşallah Allah’ın izniyle batıla üstün gelip zafer kazanacaklardır..
İslami mücadele, sürecinde elbette zorluklarla karşılaşılacak; nice bedeller ödenecek ve acılar tadılacaktır. Ama imanlı, inançlı ve yürekli müslümanlar, bu acılarla asla yıkılmayacaklardır, tam aksine duyarlılık ve dayanıklılık kazanacaklardır. Zorluk ve acılar; zaferle sonuçlanacak bir pratiği besleyen deneyimlerden geçmektir.
Bizler şunu çok iyi biliyoruz ki, İslâm, zulmün defterini asırlar önce nice islami devrimlerle dürmüş; önderimiz rehberimiz Peygamber (as) de zulüm sistemlerinin oluşturduğu bozuk düzene karşı çıkarak, insanlığı zulümden adalete, zilletten izzete çıkarmıştır. Ve karanlıklar aydınlıklara yerini bırakmıştı.
Ama ne yazık ki sonra zulüm, zalim güçlerin eliyle yeniden diriltildi,ve giderek daha da şiddetlenip vahşete dönüştü yani şimdilerde olduğu gibi insanları kahredecek bir boyuta ulaştı. Allah'ın insanlara bir lütuf olarak sunduğu nimetler, en güzel olan İslam nimeti dili ve yaşamı zalim güçler tarafından gasp edildi, kan emiciligi yapıldı.
Binlerce cana ve insana kıyıldı. Ve maalesef Zalimler can almaya hâlâ devam ediyorlar. Bugün tüm dünya'da yaşanan zulümlerin, akan kanların ve alınan canların ardında da insan ve İslâm düşmanlığı,had safalara uluştı zalim tuğyanın.insanlığa reva gördüğü yönetme ve yaşam şekli budur işte
Ezilmek, rencide edilmek, kan ve gözyaşı denizinde boğulmak, hakarete uğramak, zulme uğramak bu Kürdün veya bir başka milletin kaderi değildir. Bu ancak zalimlerin tağutların insana yaptığı bir alçaklıktır.
Allah hiç kimseye hiç bir kavme zulmetmez.
Daha özgür, daha huzurlu, güzel ve güvenli hayatın tek garantisi İslâmda'dır. Şu İslam’dan nasipsiz sözde devrimciler. Bırakın komünist, hümanist, faşist devrimcilik ayaklarını. Yapacağınız her beşeri devrim İslam devrimi ile tepe taklak olacaktır..
“Zulmedenler, yakında bir inkilabla devrimle devrileceklerini bileceklerdir.”(26 Şuara, 227)
Zillet bizden uzaktır..
(Hürseda Haber)