Mustazaf’lara lütfedip, onları yeryüzünde önderler ve varisler kılmayı vaat eden Rabbimize Hamd, Resulüne Salât ve Selam olsun…
Adı Ali İhsan Baran… Allah’a inanmaktan ve onun emirlerini yerine getirmekten gayri hiçbir suçu olmayan; masum, mazlum ve mustaz’af bir genç… 18 yıldır TC zindanlarında ona ve diğer tutuklu kardeşlerine reva görülen zulüm, işkence, şeytanları bile dehşete düşürmüştür belki de.
Bu ne feci, bu ne tahammül edilmez bir haldir. Tecrit edilmiş, sürgünler görmüş daimî esaretle cezalandırılan bu gençlerin suç aletleri, sadece inançlarını kuşanmaktı.
Bağrımızdan fışkırmış, bize şeref kazandırmış, kararmış gönüllerimizi aydınlatmış, dalâlet yoluna sapmış insanları hak yoluna getirmiş olan, bu muhteşem ve mübarek insanlara, toplumdan süresiz uzaklaştırma, hapsetme, imha etme yöntemleri kullanılmaktadır.
Hürmet yerine, sadece esaret ve zulüm görmüşler. Muhacir olmuşlar; sürgün edilmişler. Bin bir türlü iftiraya uğramışlar. Bu da yetmemiş gibi anadan babadan kardeşten yardan yarenlerinden çook uzak diyarlara sürülmüşler.
Bugün TC’nin Kur an ehli olan Hizbullah davasına karşı takip ettiği, zalimane siyasetin aynısını acaba TC hangi örgütlere uyguluyor, merak ediyorum.
Herkese açılım bahanesiyle sözde hoşgörü sağlayan TC, suçu Müslüman olanlara yaptığı tek açılım; müebbet hapis, baskı, baskın zulüm, yıldırma, asılsız iftira açılımı olmuştur. Bunların dışında bir açılım görülmemiştir.
Kolay değil, bu Müslümanlar yaklaşık çeyrek asırdır, şiddetli bir baskı altında yaşamaktadırlar. Geçen süre zarfında inançları “irtica” “terörist” bahanesiyle hep aşağılandı. Yaşam tarzları, kılık kıyafetleri hep horlandı. Onlarla aynı havayı solumaktan utanç duyanlar, cezaevlerini f tipine dönüştürüp, onların orada yaşamalarını, tecrit edilmelerini istediler, halen de isteniliyor.
Geçmişte de batının, fötr şapkasını giymediğimiz için önümüze darağaçları kurdular. Kendimizi ve inançlarımızı tarif etmek istediğimizde zindanların kapılarını açtılar. Neticede iki seçenekle karşı karşıya bırakıldık; ya Laik zebanilerin her türlü hakaretlerine, zulümlerine göz yumacaktık, ya da zillet elbisesini giyecektik.
Müstekbir Kemalist zorbaların baskılarından her inanç ve ırktan insanlar etkilenmişlerdir. Bu zulümlerden en fazla pay sahibi olanlar, hiç şüphesizdir ki, Müslüman Kürtlerdir. İnandıkları değerlerden taviz vermeyen ve onurlu yaşamayı ilke edinenler ise; mazlum mustaz’af Müslümanlardır.
İslam’a gönül verenleri, en büyük korku olarak yüreklerinde taşıyan kesimlerin, Müslümanları engellemeye çalışmaları, Sünnetullah gereği her ümmete vaki olmuştur.
Bu bağlamda yaşadığımız süreç çok da şaşırtıcı değil aslında. ALLAH mekânını cennet etsin inşallah-u rahman, geçtiğimiz günlerde Rana anamızı teyzemizi ebediyete uğurladık.
O gerçekten de hicretli müslümanların, oğlu Ali İhsan’ın ve diğer zindan bahadırlarının daimi duacısı ve ömrü cezaevleri yollarında geçen çileli cefakâr anamızdı. Son bir isteği vardı bu hayatta oda oğlu Ali İhsanı’nı son bir kez görebilmekti. Doya doya sarılabilmekti evladına ama TC ceberut sistemi daha da uzaklaştırmıştı oğlunu Rana anamızdan. Bulunduğu şehirden daha uzak bir yere sürgün etmişti.
Zillete boyun eğmeyen müslümanlara bunlar reva görülürken zilleti tercih eden itirafçı s... a... isimli bir aşağılık zevatın babası devlet destekli fıtık ameliyatı edilebiliyor ve lazım olan kan, emniyet mensuplarınca tahsis edilebiliyor.
Hatta Diyarbakır fakülde hastanesinin en konforlu özel odaları tahsis edilebiliyor. Aynı itirafçı, annesini her istediğinde yanına getirtebiliyordu. Ve bir gün annesi ölünce Mardin kapı mezarlığı boşaltılıp itirafçı s... a... annesinin kabrine getiriliyor. Buna benzer onlarca haksız keyfi uygulama sıralayabiliriz.
Zulüm kim tarafından yapılırsa yapılsın zulümdür. Yapılan düzenlemelerden, dağıtılan adaletten özellikle izzetli müslümanlar muaf tutulmaya çalışılıyor... Hele ki bu Hizbullahi Müslüman ise külliyen yandı demektir.
Kur'an'ın insanlığa tanıttığı düşman "zulüm"dür. Her asır, zaman ve kişiler değişse de zulüm tarihin her devresinde zulümdür; zalimler de hem insanlığın ve İslam’ın baş düşmanıdır.
Hak ve batıl mücadelesinde, hak tarafı olan mü’minler, en az İslam düşmanı olan zalim ceberut muhalifler kadar çalışıp çabalamalı, bütün güçleriyle mücadele etmelidirler.
İslami mücadele, sürecinde elbette zorluklarla karşılaşılacak; nice bedeller ödenecek ve acılar tadılacaktır. Ama imanlı, inançlı ve yürekli müslümanlar, bu acılarla asla yıkılmayacaklardır, tam aksine duyarlılık ve dayanıklılık kazanacaklardır. Zorluk ve acılar; zaferle sonuçlanacak bir pratiği besleyen deneyimlerden geçmektir.
Rana anamıza, Allahtan rahmet ve mağfiret diliyor; tüm mustaz’afların başı sağ olsun diyoruz.
Sofrasında hicretliler eksilmezdi
Dilinde dua hiçbir zaman düşmezdi
Sabır yürekli çileli bir anne idi
O bu davaya oğullarını feda etmişti
Dua ve Davamızın sonu Allah’a hamd etmektir.
(Hürseda Haber)