Mustazaf’lara lütfedip, onları yeryüzünde önderler ve varisler kılmayı vaat eden Rabbimize Hamd, Resulüne Salât ve Selam olsun…
Bugün halen daha birçok İslamî belde, sömürgeci Kapitalist devletlerin tahakkümü ve bunun yanı sıra Keşmir, Afganistan, Filistin, Kıbrıs ve daha niceleri de işgal altındadır. Amerika başta olmak üzere sömürgeci devletlerin askerî üsleri, Müslümanların başındaki kukla rejimlerin onayıyla, İslam coğrafyasının birçok yerinde bulunmaktadır. Bunlar yetmezmiş gibi Müslümanlara ait topraklara, sömürgeci Batı’yı korumak için yeni füze kalkanı rampaları yapılmaktadır. Amerika, geçtiğimiz Aralık ayında askerlerini Irak’tan çekmiş olsa da, Ortadoğu’daki gücünü ve hegemonyasını terk etmiş değildir. Bu nedenle Irak’tan çekilen askerler Kuveyt’e kaydırılmıştır. Bugün Amerika’nın Kuveyt’te 29 bin, Bahreyn ve Katar’da 7 bin, Birleşik Arap Emirlikleri’nde 3 bin ve Suudi Arabistan’da 258 askerî personeli bulunmaktadır.
Ekonomi alanında ise Müslümanların çoğu açlık ve fakirlik içinde yaşamaya devam ederken, Fas’tan Endonezya’ya kadar İslamî toprakların zenginlikleri, sömürgeci devletlerin çok uluslu şirketleri tarafından yağmalanan ganimetler olmaya devam etmektedir.
Özbekistan, Tacikistan, Kazakistan ve Bangladeş’te görüldüğü gibi Amerika, hâlâ baskıcı kukla rejimleri eliyle, İslam’a ve Müslümanlara karşı savaşmaktadır.
22 Eylül 2011’de Kazakistan’ın Sovyetler Birliği’ni aratmayan zalim rejimi, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında namaz kılınmasını yasaklayan bir kanun çıkarmış ve kanunun içeriğinde hükümete ait herhangi bir yerde İslamî propaganda yapmayı yasaklamıştır. Bu kanundan hemen sonra ise tüm kamu kurum ve kuruluşlarındaki camiler ve mescitler kapattırılmıştır.
Afganistan ve Pakistan’da ise NATO’nun kendini savunmaktan bile aciz olan orduları halen Müslüman sivil halkı insansız hava uçakları ile defalarca bombalamaktadır. Geçtiğimiz günlerde ortaya çıkan ve insanlıktan dahi nasibini almamış Amerikan askerlerinin, şehit mücahidlere yaptıkları iğrençlik ve Kuran ı Kerimi necis elleriyle yakmaları apaçık ortadadır.
Müslümanların azınlık olarak yaşadıkları bölgelerdeki durum, diğer halkı Müslüman olan ülkelerdeki kardeşlerine nazaran daha vahimdir. Toplu katliam, sürgün, aşağılama, ayrımcılık ve taciz, sürekli tekrarlanan zulümlerdendir. Rusya’daki Müslümanlar, Budist Tayland rejimine bağlı Eftani/Patani bölgesindeki Müslümanlar, Hindistan, Keşmir ve Hindu Sri Lanka rejimi altında yaşayan Müslümanlar, Filipinler’deki Moro Yarımadası ve Komünist Çin rejimi altında Sincan bölgesinde yaşayan Müslümanlar… Bütün bu kardeşlerimiz ve diğerleri, zalimlerin zulmü altında ezilmektedirler.
Uygur bölgesinde Müslümanlar, Hacca gitmekten dahi men edilmektedirler. İsmini gizlemek zorunda olan Uygurlu bir Müslüman, “Bir pasaport bile alamıyoruz. Hacca gidebilmek için 70.000 Yuan ödememize rağmen, asıl zorluğu pasaport alırken yaşıyoruz. Çin Hükümeti, Hacca gitmek için pasaport başvurusunda bulunanlara kasıtlı olarak çeşitli sıkıntılar çıkarıyor” demektedir. (HinduTimes.com)..
Sri Lanka’nın Kuzey Eyaleti’ndeki Mullaitivu bölgesinde bulunan ve Müslümanlar için bir merkez haline gelen Cennet Camii, Hindular tarafından yıkılmış ve yerine bir meditasyon/yoga merkezi kurulmuştur. (Almokhtsar.com)
IslamToday.net internet portalının, Pew Dini ve Kamusal Yaşam Forumu tarafından yayınlanan bir rapora dayandırdığı 12 Ağustos 2011 tarihli haberine göre, Müslümanlar 117 ülkede sıklıkla tacize uğramaktadırlar. Bu ülkeler arasında peçeyi ve ezanı yasaklayan Avrupa ülkeleri de bulunmaktadır. Müslümanların en çok tacize uğradığı ülke, dini kısıtlayan ve ibadetlere engel olan Çin iken, onu, peçeyi yasaklayan Fransa izlemektedir.
İslam düşmanlığı (Islamophobia), Avrupa’da günden güne artmaktadır. Ultra ırkçı-milliyetçi gruplara verilen destek gün geçtikçe büyümektedir. Müslümanlara duyulan öfke, nefret ve şiddet, camilere ve mescitlere yönelik eylemlerle başlamış ve daha sonra Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e dil uzatmaya kadar varmıştır. Ardından din ve ırk farklılığından dolayı yabancılara karşı öldürme, yağmalama, evlerini-işyerlerini kundaklama gibi fiilî şiddete dönüşmüştür. Bütün bunlar artarken Avrupa hükümetleri, Müslümanların kıyafetlerine saldırmak, camilerin inşasını yasaklamak, ezanları susturmak adına kanunlar çıkarmış ve bunu da “kamu güvenliği”, “laikliği güvence altına alma” ve “devletin sorumlulukları” bahaneleri altında yapmışlardır.
Gelelim Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin uygulamış olduğu baskıcı politikalara zulüm burada da ardı ardına devam etmektedir… İlanının üzerinden 89 yıl geçmiş olan bu Laiklik akidesine dayalı Cumhuriyet’in başındaki yöneticiler sürekli İslam’ın değerlerine saldırmış ve son yıllarda bu değerlerin en önemlilerinden biri olan Müslüman kadının hür olduğunu ve iffetini koruduğunu simgeleyen, Rabbimizin farz kıldığı başörtüsüne saldırıp onu hedef tahtası haline getirmişlerdir.
Özellikle 2011–2012 eğitim-öğretim yılında bu saldırılar had safhaya varmıştır. Birinci dönem eğitim-öğretim yılı bitmesine rağmen açılmış olan okullarda başörtüsü avına çıkılmış ve yüzlerce öğrenci yaka paça dışarı atılmış, hakarete maruz kalmış, dövülmüş ve daha kötüsü halkın güvenliğini sağlamakla görevli olan polisler tarafından da aynı zulümler yapılmış ve son olarak Gaziantep’te bir hanım Ablamız gözaltına alınmıştır. Kurulduğu günden itibaren halkına karşı demir yumruk olan bu Laik Devlet, sürekli Müslümanlara baskı kurmuş onları yıpratmak için mücadeleye girişmiştir.
Başörtülü Müslümanların olmasını hiçbir zaman kabullenememişlerdir. Bu utanç, kin ve nefret öylesine hâd safhaya ulaşmıştır ki; iffetlerini korumak ve Rablerini razı etmek için başörtüsü kullanan Müslüman hanım kardeşlerimiz ile karşı karşıya gelmemek adına “kamusal alan” mefhumunu icat etmişlerdir.
Laiklik akidesini benimseme üzerine bir dünya görüşüne sahip bu kesim, sürekli mümine bacılarımızın iffetine taarruzda bulunmuştur. Bu da bizim için şaşılacak bir durum değildir. Çünkü izini takip ettikleri ataları da, şapka giymeyen yüzlerce Müslüman için darağaçları hazırlamış ve hiç acımadan vahşi bir katliama girişmişlerdi
..Bizler kendi coğrafyamız olan Kürdistan’da- da tarih boyunca zulümlere şahitlik ettik. Özellikle son yüzyılda bu zulmün Müslümanlara karşı sistematik bir hal aldığına tanık olduk ve bunun canlı tanıklarıyız. Biz yine bu coğrafyada Zilan, Dersim, Maraş katliamlarını; Susa Camii vahşetini ve Başbağlar dehşetini yaşadık/şahit olduk. En son roboski katliamını gördük.
Zalimler ve zulüm bizleri asla yıldıracak değildir. Biz bu mazlum kareleri zalimin tanınması ve mazlumların zulmü def etmek için gayrete gelmesi umuduyla dünyada yapılan tüm zulümleri göz önüne seriyoruz. Biz biliyoruz ki yakın gelecek İslam’ındır. Adalete doyacağımız sistemi de Allah’ın izniyle mazlum, mustazaf müminler inşa edecektir”
Tüm bunlardan sonra Müslümanlar için 2011’de değişen bir şey olmamıştır dersek, sanrım yanlış olmaz. Lakin 2011’de yaşanan bu olaylar, Müslümanların gerektiğinde neleri yapabileceklerini görmeleri, korku duvarlarını yıkmaları, kendilerine olan güvenlerini arttırmaları açısından hayır olmuş ve 2012’ye umutla bakmamızı sağlamıştır.Müslümanlar için İslam’dan ve inkılabının kurulmasına destek vermekten başka hiçbir seçenek yoktur....
Duamız odur ki; 2012 senesi, inşallah Müslümanlar için yeni bir milat ve izzetlerinin iade tarihi olarak takvimlerindeki yerini alsın…
Binlerce cana ve insana kıyıldı. Ve maalesef Zalimler can almaya hâlâ devam ediyorlar. Bugün tüm dünya'da yaşanan zulümlerin, akan kanların ve alınan canların ardında da insan ve İslâm düşmanlığı,had safalara uluştı zalim tuğyanın.insanlığa reva gördüğü yönetme ve yaşam şekli budur işte..
Ezilmek, rencide edilmek, kan ve gözyaşı denizinde boğulmak, hakarete uğramak, zulme uğramak ne mustazaf olan müslümanın ne de müslüman Kürdün veya bir başka milletin kaderi değildir. Bu ancak zalimlerin tağutların insana yaptığı reva gördügü alçaklıktır.
Allah hiç kimseye hiç bir kavme zulmetmez.
“Zulmedenler, yakında bir inkilabla devrimle devrileceklerini bileceklerdir.”(26 Şuara, 227)
Zillet bizden uzaktır..
(Ebuzer ÇETİN)