Allah-u Teâlâ’ya sonsuz hamd ve sena olsun. Önderimiz Hz. Muhammed’e, onun pak ehli beytine, seçkin ashabına salât ve selam olsun.
 
İslam davasını omuzlayan, bu uğurda mücadeleye koyulan, sabır ve azimle yolunu sürdüren tüm dünya Müslümanlarına; İslam Ümmetine izzet ve şeref kazandıran, vahdet, direniş ve zafer yolunu gösteren tüm önderlerimize selam olsun!
 
Allah Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’i anmak; onu anlamak ve yaşamakla mümkündür. Onun insanlığa armağan ettiği değerleri anlamak ve yaşadığımız çağa taşımak kıyamete kadar her mü’min ve mü’minenin omzuna yüklenmiş bir sorumluluktur.
 
Yeryüzünde SallAllahu Aleyhi ve Sellem kadar yaşamı izlenmiş ve incelenmiş kimse yoktur. Onun attığı her adım, söylediği her söz, en ufak ayrıntılar dahi büyük bir titizlikle kaydedilmiş ve bugüne aktarılmıştır..
 
Kur’an’ın deyimiyle bir ateş çukurunun kenarında yok olmanın eşiğine gelmiş olan insanlığa Allah tarafından uzatılmış sıcak bir eldir Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem. Allah’ın sımsıkı sarılın dediği ipini (Kur’an’ı) insanlara uzatan, elimize tutuşturan müşfik bir Rasüldür Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem..
 
Onu insanlar içinde seçip insanlığa resulü olarak gönderen ALLAH yeryüzünde alemlere rahmet olarak niçin gönderdi ise o çerçevede anlaşılması gereken bir şahsiyettir SallAllahu Aleyhi ve Sellem..
 
Bugün maalesef, İslam ümmeti dinin hayattan ayrılması anlamına gelen demokrasi laiklik gibi beşeri düşüncelerden etkilenmekte ve  dinle hayatın bağını kuran en önemli unsurlardan birisi olan ve dinin tebliğcisi olan Rasulullah’ı da hayatlarından kopardı. O’nu sadece ahlaki açıdan son derece olgun bir kişilik olarak anladılar ve yine maalesef onu koyu bir bireyselliğe mahkûm ettiler.
 
Oysaki O’nun ilahi vahiy doğrultusunda yaşadığı coğrafyada hâkim olan beşeri düşünce sistemlerini ortadan kaldıran yerine; islam devleti meydana getirdiği, devlet yönettiği, hem mescidde namaz kıldırdığı hem de kendisine gelen davalı ve davacıları hemen mescidin bir direğinin dibinde oturtup aralarındaki problemi çözdüğü, savaşlara karar verdiği, ülkelerle antlaşmalar imzaladığı, imparatorlarla diplomatik ilişkiler kurduğu vb. siyasi kimliği sürekli gölgelendi ve gündem dışında tutuldu.
 
Şu iyice bilinsin ki; insanoğlu ile yaratıcısı arasında tek bağ, yaratıcının içlerinden seçmiş olduğu kendilerinden birisi olan, anlayabilecekleri, izini sürebilecekleri örnek tek bir şahsiyet vardır. O da çağımız insanı için elbette son peygamber Hz. Muhammed SallAllahu Aleyhi ve Sellem’dir.
 
Elhamdulillah hem yaşadığımız bölgede hem Türkiye genelinde hem de Bütün dünyada peygamber sevdalıları platformu sayesinde Rasulullah’a olan ilgi artarak büyüyen bir ivme kazanmış durumda şuan.
 
Çünkü insanlık biliyor ki SallAllahu Aleyhi ve Selem, tarihin akışını değiştirecek ilahi eksenli büyük bir kalkınma hamlesini gerçekleştirmiş bir peygamberdir.. 
 
Son yıllarda Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’e, O’nun hayatına kutlu doğumuna artarak yoğunlaşan halkın teveccühü, tarihi bir refleksin ve bir şekilde kurtuluş arayışının sonucudur..
 
Ve Peygamber sevdalıları Rasullerinin, insanlığın hayatında tertemiz bir sayfa açtığını ve ardından 1400 yıl süren insanlığın imrenerek baktığı güçlü, kalkınmış, şerefli izzetli bir toplumu, uygarlığı tesis ettiğini biliyorlar.
 
Zira İslam akidesi; insan, hayat, kâinat ve bunların öncesi ve sonraları hakkında insanoğlunun temel sorularına doğru ve tutarlı cevap veren tek düşünce sistemi olma özelliğine sahiptir.
 
Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in tebliğini yaparken bunu gelişi güzel yapmadığını, tebliğini yaparken yine ilahi rehberlik doğrultusunda belli bir metodu takip ettiğini görüyoruz. Zira Rasulullah SallAllahu Aleyhi ve Sellem öncelikle ilk Müslümanlarla birlikte Erkam İbni Ebi el-Erkam’ın evinde çekirdek bir kadro oluşturmuştur. 
 
Bugün de peygamber sevdalıları o kadroyu oluşturmaktadır. Onlar da Erkam İbni Ebi el-Erkam’ın evindeki ashab gibi baskılardan zindanlardan şehadetlerden geçti; hicretler yaşadı. Bugün ise meydanlara peygamber aşıklarını topladılar..
 
Elbette ki yaşadığımız bu çağda kendisine tapılan putlar yoktur. Lakin beşeri düşünce biçimleri, bu düşüncelerden türemiş olan Kapitalizm, Komünizm gibi ideolojiler ve bu ideolojilerin gerek iktisadi gerek sosyal ve siyasi sistemleri Müslüman toplumları da içine alacak şekilde bütün bir dünyayı şekillendirmiş durumdadır.
 
Müslümanların çoğu liberalizm, sosyalizm, cumhuriyetçilik, milliyetçilik, laiklik demokrasi vb. batılı paradigmanın ürettiği düşüncelerden etkilenmişlerdir. Dolayısıyla çağımızda değişimin konusu olması gereken çoğunlukla batı tandanslı (eğilimli) ideolojiler ve bu ideolojilerin ürettiği fikirler ve İslam ümmetine dayatmış oldukları sistemlerdir..
 
Dün Allahın Rasulü SallAllahu Aleyhi ve Sellem’in davetinin toplumda yankı bulması, sonucu müşrikler şaşkına dönmüş idiler. Bugün de peygamber sevdası karşısında çağdaş müşrikler şaşkına dönmüş durumdalar..
 
 “İşte bunun için, durma (Allah’ın dinine) davet et. Ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların nefsanî heveslerine sakın uyma!…” (Şûrâ 15)
 
Son söz olarak, Adına “kutlu doğum” densin, “Resulüllah’ı anma” programları densin, “mevlid” densin, her ne denirse densin; bütün bunlar bize bir parça olsun Resulüllah’ın siret i hayatını ve ahlakını, sünnetini muhabbetini kazandıracaksa; faaliyetler bu yönde, bu amaçla gerçekleşecekse; bu yapılanları “bidat” olarak tanımlamak, doğru olmadığı gibi; insanların Resulüllah’a yönelimlerinin önüne çıkmak anlamına gelir ki, yani siyer’e bidat denmiş olur. Bu da nebevi hareket metodunu engellemek demek olur.
 
Peygamberin  Nebevi metoduyla yetişen Sahabe-i Kiram'ın dünyanın dört bucağına yaydıkları İslâm'la bütünleşen sosyal ve siyasal yanı; yüzlerce İslam devletinin kurulmasına vesile olmuştur.
 
Hiçbir beşerî gücün İlahi vahyin üstünde ve Peygamberi tatbikatın fevkinde olamayacağına göre, İslami hayat ve ümmet şuuru ile tekrar iktidar olmak hiç de hayal değildir.
 
"İslâm dışı olan rejimlere bağlı kalmak" ile "Allah'ın ve Resulü’nün dinine teslim olmak" arasında kesin seçim yapmalıyız. Bu seçim, göründüğü kadar basit değildir. Çünkü bu seçimi yapan insan, ulaşmak istediği yaşayış biçimini de kararlaştırmış olacaktır. Ve zillet içindeki yaşam ile izzetli yaşamın yolunu kendi belirleyecektir.

(Ebuzer Çetin)