Göklerin, yerin ve tüm kâinatın sahibi, kendisinden başka tapılacak, kanunlarına uyulacak ilahlar olmayan tek ilaha, şanı yüce Rabbimize, zatına ve azametine layık, övgüler, şükürler olsun.

İnsanları, şirkten Tevhide, karanlıklardan aydınlığa, haksızlıktan adalete, tutsaklıktan özgürlüğe ve şanı yüce Allah’a giden yolda rehber olan Efendimiz Muhammed’e, temiz ailesine, seçkin sahabelerine ve kıyamete dek onları takip edecek salihlere, âlimlere, şehitlere ve tüm Müslümanlara selam olsun.

Tarih boyunca ümmetin başarısız kalışının tek bir sebebi vardır. O da tefrikadır. Ayrılık, hizipçilik, enaniyet, kopukluk ve dağınıklık kanaatimce bir kader değildir. Yani kaçınılmaz olarak olması gereken bu değildir.

Bu sahada ümmetin vahdeti için Şeriatın bütün ilkeleri işletilmiş değildir. Herkes birlik için kendine düşeni yapmamıştır. Sonuna kadar akıl, izan, irfan yolunu izlemiş değildir. Birbirini anlama, diyalog içinde olma, makul ve maruf çözümü bulmak için alabildiğine sabırlı olma konusunda oldukça zaaflarımız vardır.

Bizi ayrılık ve tefrika zayıf düşürmüştür. Beynimiz felce uğratılmıştır. Kalbimiz artık değerlerimiz için atmamaktadır. Kanımız artık o kadar kırmızı ve sıcak değildir.

Ve maalesef Türkiyeli Müslümanlar, bugün sadece ümmetleşememe sorunu dışında bir de coğrafi açıdan bölünmüş durumda. Ne yazık ki zihinsel açıdan da enine boyuna bölünmüş, parçalanmış bir haldedir. Coğrafyalar arasında, yani doğu batı arasında duvarlar çekilmiş durumda. İslam’a ve müslümanlara düşman çevreler ise medya aracılığıyla dine, ahlaka ve İslam’a saldırarak bu durumu kendi lehine çevirmekte.

İşte şu yukarıda bahsettiğim nedenlerden dolayı yaklaşık bir asırdır bu ülkenin kuduz köpekleri, çakalları, kurtları müslümanlara havlamakta ve her yerde bize doğru ulumaktadır. Köpekler, sırtlanlar, çakallar, domuzlar, maymunlar vs kendi arasındaki tür farkını unutarak bize karşı sürüleşmektedir. Hepsi bütün bir ordu olup düzenli bir birlik gibi üzerimize salınmaktadır.

Evet, bir asra yakın bir zamandır İslam düşmanı emperyalistlerin müslümanlara doğrudan yapamadığını Tapınak Şövalyelerinden daha hevesli, daha zorba ve barbar olan Kemalist laik çevreler; bu ülkenin doğusundan batısına kadar adeta düşünce, plan ve söz birliği yapmışçasına müslüman halkı sindirmeye, İslam şiarlarını gözden düşürmeye veya unutturmaya, halkları topyekûn yahut kitleler halinde batılılaştırmaya, laikleştirmeye, profan bir hayata alıştırmaya çalışmaktadırlar.

Bunun için gerektiğinde zor kullanmaktan, korku ve tehdit yöntemlerini devreye sokmaktan ve her insanı kendilerine ram olmaya mecbur bırakmaktan çekinmediler ve çekinmemektedirler de.

Rejimin müslümanlara karşı emirname ve genelgeleri kanun ve yasaların üstünde olan krallara dayanmaktadır. Asker polis veya kanun desteği alarak İslam’ı ve müslümanları devre dışı bırakan uygulamalar ile daima ömür boyu hapse ya da idama mahkûm eden katı, zorba, despotik yollar izlenmiştir.

Kemalist sistem İslam ve Müslümanlarla sürekli mücadele etmekte ve toplumun İslam’a yönelmemesi için birçok oyun sergilemektedir. Oyunlar sergilenirken toplumla sağlıklı bir irtibat kurabilmek için yine halkın dini değerleri kullanılmaktadır. Burada amaç korku duyulan olgu ile mücadele ederken; topluma kendini dost, aynı sınıfta ve aynı inançta göstermektir. Eğer halkımızın dini değerlerini külli ret veya baskı yoluna gitseler zaten bir irtibat da söz konusu olmaz.

Ve çoğu zaman iftira ve karalama yoluna gidilerek toplumun İslami gurup ve cemaatlerden uzak durması ve onlara temayül etmemesi arzulanmaktadır. Bu durum halen devam etmektedir. İslami gurup ve cemaatleri dış kaynaklı, başka ülkelerin taşeronu veya mezhebi yönlerden farklı sunmaya çalışarak toplum içinde İslami kesime yönelik bir tahrip yapılmak istenmektedir.

Bu sayede toplumda olumsuz imajlar oluştukça tahribin dozu artırılır. Düşünceleri bozma, yaklaşımı değiştirme ve istenilen tahrip işinin başarılı bir şeklide gerçekleşmesi için sunulan yaklaşımın toplumsal değerlere yabancı olmamasına dikkat edilir.

Elbette ki bugün ümmetin başına gelenler Rasûlullah’ın daha önce işaret ettiklerini somut halde görmemizi sağlamaktadır: “islam düşmanları, üzerinizde aç kurtların bir leş üzerinde çekiştikleri gibi çekişecekleri günler yakındır…”

Acaba onların bize bu şekilde saldırmaları ve bizi param parça etmeleri o gün az olacağımız için midir Yâ Rasûlallah? Hayır. Aksine o gün sayınız çok olacak. Fakat siz o gün sel üzerindeki çerçöp gibi olacaksınız.

İşte çer çöp olmamak için öncelikle kapsamlı, kuşatıcı, derinliklere nüfuz eden bir vahdet ve ümmet bilincine ihtiyaç vardır. Ümmetten acilen istenen ve hemen uygulanmadığında yarın çok geç kalmış sayılacağımız temel görevlerdendir vahdet.

Bana göre doğunun en doğusundan batının en batısına kadar İslami çalışmalarıyla birçok başarıya imza atan, nice bedeller ödeyip Allahın izniyle İslam düşmanlarına karşı birçok zafer elde eden, yine bu ülkede milyonları bulan peygamber sevdalısı Muhammedi halk kitlesi olan Mustazaflar bu işin öncülüğünü yapmalıdır.

Başarıları tüm sağduyu sahibi, akıl ve izan ehlinin halen dilindedir. Bundan kimsenin bir kuşkusu da yoktur. Şerefli tarihinde zaten buna benzer çok başarıya imza atmıştır.

Gerek rejimin kirli baskı şantaj ve ifsadı, gerek mülhit örgütlerin bölge ve bölge insanı üzerindeki fiili ve sözlü ifsadına karşın üstün bir başarıyla alnının akıyla çıkmıştır. Daha dün, meydanlarda milyonu bulan Muhammedilere uyanışın ve kurtuluşun mesajını verdiler.

Devrimi camilerden başlatan, milyonları meydanlarda Muhammedi sevda ile buluşturan ve Allah-u Ekber feryatları ile diktatörlerin tahtlarını sallayan mustazaflar! Bilin ki; İslam düşmanları bütün imkânlarını seferber edip en acımasız darbeleri vurarak, Müslümanları en vahşi işkencelerden geçirip zindanlara doldurabilir. Ama hiçbir zaman Muhammedi mücadelenin aşkını ve ruhunu öldürmeye güç yetiremez.

Eğer bugün Amed’te, Batman’da Mardin’de Bingöl’de Van’da Serhat’ta, Garzan’da, Botan’da ve ülkenin her sathında; milyonlar, yüz binler, on binler meydanları dolduruyorsa; bu, mücadele aşkı, ödenen bedeller ve akıtılan kanların bereketiyledir ve halkın İslam’a ve İslami değerlere sahip çıktığını göstermektedir.

Allah (cc), İslam için mücadele eden ve bu uğurda çeşitli bela ve musibetlere maruz kalanları da unutmaz, aksine bunları hem dünyada hem de ahirette aziz kılar. .

Eğer Allah size yardım ederse, artık sizi yenilgiye uğratacak yoktur. Ve eğer sizi yapayalnız ve yardımsız bırakacak olursa, ondan sonra size yardım edecek kim vardır? Öyleyse Müminler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.” (Al-i İmran–160)

Zillet bizden uzaktır…

(Ebuzer Çetin)