Aksa tufanı 3. Yılına girdi. Soykırımcı İsrail başbakanı Netenyahu koyduğu iki hedeften hiç birine ulaşamadı. HAMAS’I bitirip esirleri geri alacaktı. HAMAS hala İsrail ile müzakere edecek ve sahada ciddi operasyonlar yapacak kadar güçlü konumunu sürdürüyor.

HAMAS da bu savaş için iki hedef belirlemişti. Şehit Ebu Ubeyde her konuşmasını bu iki hedefi hatırlatarak bitiriyordu. Ya zafer ya Şahadet! HAMAS bu hedeflerden birini garantilemiş durumda. Resmi kayıtlara göre 70.000 kadar şehidini Seyyidü'ş-Şüheda Hz. Hamza’nın yanına göndermiş bulunuyor. (İnşaallah)

Kuşkusuz şehitlerin hem nitelik hem de nicelik olarak artması HAMAS’I diğer hedefi olan zafere daha da yaklaştırmaktadır. Büyük zaferler büyük bedellerin ödenmesini gerektirir.

Savaşın üçüncü yılına girerken sahanın mağlupları masada hile ve entrikalarla galibiyet arayışına girdiler. Başta büyük Şeytan ABD olmak üzere çok sayıda Batılı devletin fiilen dâhil olduğu bu savaş birçok yönüyle Ahzâb savaşına benziyor. Ahzâb Savaşı sırasında münafıklar, hem Medine içindeki Müslümanların moralini bozmak hem de Yahudileri (özellikle Benî Kurayza) kışkırtmak için Peygamber Efendimizin vaatlerini küçümseyen, alay eden ifadeler kullanmışlardı. Bu tutumları Kur’an’da da açıkça eleştirilmiştir: "Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar, ‘Allah ve Resûlü bize, ancak aldatıcı vaatlerde bulundu’ diyorlardı."( Ahzâb 12)

Zamanımızın münafıkları da HAMAS’IN vaatlerini küçümseyen, alay eden ifadeler kullanarak moralini bozmak için “maceraperestlikle, ahmaklıkla, İsrail’in saldırısına zemin sağlamakla, söz dinlememekle vs” itham ediyorlar.

Siyonistler sahada elde edemedikleri sonucu münafık dostları ile birlikte sözde barış(!) antlaşması ile elde etmek istiyorlar. Münafıkların da gururla onay verdiği barış antlaşması metninin en önemli maddesi HAMAS’IN silahlarını bırakmasıdır. Bunun kabulü intiharla eş anlamlıdır.

Esir takası zaten Aksa Tufanının amaçlarının başında yer alıyordu. İsrail’den esirler alınacak ve bunların karşılığında mümkünse İsrail zindanlarındaki Filistinlilerin tümü ya da çok önemli bir kısmı serbest bırakılacaktı. HAMAS, defalarca ulusal birlik adına Abbas’a yönetimi devretmeyi teklif etmişti. Ateşkesin kabulü de daha önce defalarca açıklanmıştı. Bu ve buna benzeri maddelerin imzalanmasında sorun yoktur.  

HAMAS’IN anlaşmanın en kritik maddesi olan “silah bırakma” şartını kabul etmeyeceğini düşünüyorum. Ancak geçmişte Suriye konusunda işlemiş olduğu hatayı tekrar etme ihtimalini de göz ardı edemiyorum. Zira o hatadan dönme erdemini gösterenlerin başını çeken Yahya Sinvar ve Muhammed Dayf şehit oldular. O uğursuz kararın alınmasında etkili olanlar ise hala önemli görevlerdedirler. Muhtemel ikinci bir hata telafisi imkânsız neticelere sebebiyet verecektir.

Antlaşmanın tümüyle kabulü, HAMAS’A hem şehadet hem de zafer kapısını kesin olarak kapatacaktır. Meydanın kazanımları masada heba edilecektir.

Siyonistlerin, “İbrahim yolu ya da yüz yılın planı” dedikleri projeyi hayata geçirmek için münafık işbirlikçilerini devreye sokmaları, onların da bunu güle oynaya kabul etmeleri en az İsrail soykırımı kadar yüz kızartıcıdır. İsrail’in, Gazze’ye yağdırdığı yüzbinlerce ton bomba ile elde edemediği ‘HAMAS’SIZ GAZZE’ planı Münafıklar eliyle gerçekleşirse işledikleri bu insanlık suçu nedeniyle dünyada zilleti tadacak ve ahirette “Şüphesiz ki münafıklar, cehennem ateşinin en aşağı tabakasındadırlar.” (Nisa 145) hükmü uyarınca cezalandırılacaklardır. Umarım ve dilerim Münafıklar da dostları gibi başarısız olsunlar.

Tarih, Mescid-i Aksa’nın yönetimini Tony Blair gibi yalancı, sahtekâr ve alçak bir İslam düşmanının yönetimine terk edenlerin ihanetini yazacak, ümmetin hürriyet aşığı nesilleri onları asla affetmeyecektir. (Emin Güneş - Hürseda)