İslam Cumhuriyeti İslam dünyasının 20. Yüzyılda tam bağımsızlığına kavuşan tek ülkesidir. Sonradan Afganistan buna eklenmiştir. İslam Cumhuriyeti mustazafların hamisidir. Hedefi, yeryüzünde işgal edilerek kaynakları sömürülen hiçbir devlet ve topluluğun kalmamasıdır. Bu açık hedefi nedeniyle küresel Siyoemperyalizmin hedef tahtasına oturtulmuştur.
Siyoemperyalizm ve pis işlerini yürüten İsrail ise devlet ve toplulukları önce mustazaflaştırıp sonra canı, malı, namusu, şerefi, haysiyeti hâsılı her türlü maddi ve manevi zenginliklerini istismar karşılığında himaye öneren bir zalim…
Halkları mustazaflaştırma eylemi ‘Haim Nahum doktrini‘ ile hayata geçiriliyor. Buna göre:
- İnsanları aç bırakacaksınız.
- İnsanları borca esir edeceksiniz.
- İnsanları işsiz bırakacaksınız.
- Irk, tarikat, mezhep, siyasi görüş ayrılıkları oluşturup tahrik edecek ve böleceksiniz.
- Böldüğünüz parçaları birbiriyle çarpıştıracaksınız.
- Parçalanmış, yumuşatılmış lokmaları Siyonizm’in emrine vereceksiniz.
Planın başarılı bir uygulaması ile aç, sefil, işsiz ve çaresiz bırakılan halk yönetimlere isyan eder. İsyanın gerekçesi olarak yönetimlerin beceriksizliği dillendirilir. Yönetimler halkın asayiş ve güvenliği için göstericilerin üzerine gittiğinde zalim ve despotluklarından dem vurulur. Kışkırtılıp ayaklandırılan halka silah ve mühimmat takviyesi ile iç savaş çıkartılır ve yönetimler teslim olmaya zorlanır. Genellikle teslim alma önceden bu iş için hazırlanmış bir kukla eliyle gerçekleştirilir.
Bu planın uygulama araçları nelerdir?
- Bütün dünyanın kullanmak zorunda bırakıldığı “dolar” Haim Nahum doktrininin en önemli yoksullaştırma aracıdır. Bununla kendilerine itaat etmeyen ülkelerin paralarının değeri ile oynar halkı bir gecede fakirleştirirler. Mesela Türkiye’de Rahip Andrew Brunson''ın meselesinde doların yaklaşık bir aylık sürede 3.5 liradan 7.2 liralara çıkışını unutamayız. Trump zaman zaman bu sopasını “daha beter ederim” diyerek hatırlatmaktan geri durmaz.
Yönetimin iyi olması için Amerika’nın ülke içinde karışıklık çıkarmakla görevlendirdiği rahip veya gazeteci kılıklı Siyoemperyalizmin ajanlarına dokunmamak mı gerekir? Brunson derhal bırakılsaydı kur normal seyredecek yönetim iyi olacaktı öyle mi?!!
- Bir diğer aracı İslam tarihinden hatırladığımız müşriklerin efendimize ve ashabına uyguladığı acımasız “boykot”tur. O boykotta Müslümanların açlıktan hayvan derilerini kemirmek ve mesela ellerine geçen bir hurmayı yemek yerine emmek zorunda kaldıklarını biliyoruz. Böyle bir durumda Peygamber efendimizin iyi bir yönetici olmadığı, haşa beceriksiz olduğu, dış güçleri yani düşmanlarını bahane ettiği söylenebilir mi?
Biz efendimizin boykota karşı ağır bedeller vermek pahasına direnişini örnek almıyor muyuz? Siz hiç O’nun (sas) çevresindekileri perişan ettiğini, davasında ısrar etmemesi gerektiğini söyleyen bir Müslüman duydunuz mu?
Boykot/ambargo denilince hemen aklımıza İslam Cumhuriyeti ve direnişin diğer cepheleri geliyor ama bunların komşuları da dolaylı ambargo mağduru değil mi? Mesela Türkiye petrol ve doğalgazı neden değerinin birkaç misline İran’dan değil de ABD’den satın alsın! Körfez savaşında yine Büyük Şeytanın dayattığı boykot nedeniyle Irak kapısını kapatmamız güneydoğudan çok sayıda gencimizin işsiz kalması nedeniyle dağa çıkıp bir bakıma ABD’ye asker olduğunu bilmiyor muyuz?!
- En kullanışlı araçlardan bir diğeri “ırk ve mezhep” ayrılıklarının körüklenmesidir. Mesela Kürtlere karşı kimyasal silah kullanan Saddam’a bu silahı verenler hiç kuşkusuz Siyoemperyalistlerdir. Parası ile sattıkları silahların kimlere karşı kullanıp kullanamayacaklarını baştan sınırlayan zalimler Kürtlere karşı kullanılmasına zımnen rıza göstermişlerdir.
Kürtleri Saddam karşı ayaklanmaya teşvik eden sonra Saddam saldırıya geçince onları savunmasız bırakıp yüz binlercesinin soğuk kış şartlarında (Mart 1991) yollarda donarak ölme pahasına Türkiye’ye sığınmasına seyirci kalan da büyük şeytan ve işbirlikçileridir.
Zaman zaman “Türkler, Araplar ve Farsların vatandaşı olan Kürtlere haklarını vermesine de Siyoemperyalizm mi engel oluyor! Devletler Kürt vatandaşlarının haklarını versinler, kendi yaralarına merhem sürsünler, dış güçlerin yarayı kaşımasına ve kanatmasına fırsat vermesinler” gibi haklı sitemler duyar bazen biz de dillendiririz. Ancak unutmayalım ki Kürtlere haklarının verilmesi ne kadar İslam’ın ve Müslümanların hayrına ve yararına ise bir o kadar da Siyoemperyalizmin aleyhinedir. Buna asla izin vermezler. Bunu Siyoemperyalizmin bölge valisi Tom Barrac veciz bir biçimde ifade etmiştir: “Güçlü ulus devletler İsrail için bir tehdittir”. Barrac’a göre bu hakları vermek isteyen yöneticiler ulusu güçlendirecekleri için birer tehdittirler. Bu açık beyana rağmen hala İsrail ve Amerika’yı kurtarıcı gören basiretsizlere ne diyelim!
Mesela merhum Erbakan Kürtlere Türklerin sahip olduğu bütün hakların verilmesini dağa taşa yazılan “ne mutlu Türküm diyene” sözüne itiraz ettiği için ABD’den gönderilen kripto talimatla görevden alındı, hapse atıldı. Bununla çok daha büyük bir tehdit olan D-8 projesinin de önüne geçildi. D-8 Emperyalizmin tasallutundan kurtulmanın en somut reçetesi idi.
Haim Nahum planın adeta pilot uygulama alanı Suriye olmuştur. Burada boykot ve ambargolarla halk aç, sefil ve perişan edildi. Irkçılık ve mezhepçilik fitnesi körüklendi. Bir anda “kardeşim Esed diktatör Esed’e” dönüştürüldü. (Bize göre kardeşim denildiği zamanda halkına karşı zorba bir diktatördü) Ama İsrail’in hizmetinde olmayı reddettiği için önceden hazırlanan kukla, pikaplarla Şam’a getirildi.
Şimdi sıra yukarıda belirttiğimiz 5 ve 6. Maddelerin uygulanmasına geldi. Sünniler, Aleviler, Dürziler, Kürtler, Türkmenler birbiriyle çarpıştırılacak: İsrail’in kolayca yutabilmesi için parçalanmış, yumuşatılmış lokmalar haline getirilme aşamasına gelinmiştir.
Bu çatışmalarda zayıflatılmış, güçsüzleştirilmiş ve biri diğerini kendisi için tehdit gören her bir parça diğerine karşı İsrail’in himayesine sığınıyor, kopartılacak o parçayı yutmak için iştahı kabaran İsrail de seve seve onların hamisi olduğunu ilan ediyor.
Beynini Siyonizm’e kiralayanlar ya da meccanen tahsis edenler kurtarıcıları hain, hainleri kurtarıcı görmeye devam ediyorlar.
Allah Rasûlü sallallahu aleyhi ve sellem bir hadisi şeriflerinde buyurdular ki:
” ‘İnsanlara öyle aldatıcı yıllar gelecek ki; o zaman yalancılar doğrulanacak, doğru sözlüler de yalanlanacaklardır. O zaman hainlere güvenilecek, güvenilir olanlar da ihanetle suçlanacaklardır. İşte o zaman Ruveybida konuşacaktır.’ Dediler ki: ‘Ruveybida da nedir?’, buyurdu ki: ‘Hiçbir işe yaramaz, değersiz kişidir; ama tüm insanları ilgilendiren meselelerde konuşur!’ (İbni Mace)
Her akşam Televizyonlardan eli çubuklu, YouTube kanallarından vaaz kürsülerinden Ruveybida izleyip etkilenenlere yazıklar olsun. (Emin Güneş - Hürseda)