Kravatlı, sakallı, parfümlü ve taraftarları, İsrail’e sövüp direnişe sıkıyorlar. İran, Irak, Suriye ve Yemende yaptıkları bu! Beluçlar, IŞİD, HTŞ ve Islah Partisi gibi örgütler selefleri hariciler gibi Müslümandırlar. Belki abid ve zahiddirler ancak basiret ve ferasetten yoksun oldukları için kılıçlarını zamanın Ali’sine kaşı biliyorlar.

Evet, İslam Cumhuriyetine düşmanlık edenler, İsrail ve Amerika’ya da düşman olduklarını söylüyorlar. Biz de söylediklerini biliyoruz, görüyoruz, duyuyoruz. Lakin sadece söylüyorlar. En küçük bir eylemleri yok. Bir çakıl taşı dahi atamadıkları İsrail’e sadece lanet okuyorlar ama direnişe tank, top, füze ateşi ile saldırıyorlar. Gerçi parfümlendikten sonra artık alenen İsrail’e sövmeyi de bıraktılar. Artık basın yayınlarında İsrail için yaygın olan olarak kullanılan “adüvv” kelimesini dahi terk ettiler. Ama biz yine de içlerinden İsrail’e sövdüklerini, İsrail’i asla sevmediklerine inanıyoruz.

Aslında küresel emperyalistlerin tamamı en şuursuz Müslümanın dahi kendilerini sevmediklerini bilirler. Hutbe ve vaazlarda kendilerine lanetler yağdırıldığını izlerler. Ancak onlar için aslolan namlunun kime yöneltildiğidir. Namluları düşmanlarına yönelmiş Müslümanlar onlar için makbul müttefiktirler. Sevilirler tıpkı sadık bir köpek gibi. Ancak hiçbir saygınlıkları yoktur, olamaz.   

İslam’da evleviyet fıkhı vardır. Eğer inançlarında samimi iseler bu denklemi tersine çevirsinler. Müslüman elinden ve dilinden emniyette olunan kişidir amma çağın haricîleri isterlerse İslam Cumhuriyeti ve direniş cephelerine sövsünler, hakaret etsinler ama silahlarının namlularını ABD/İsrail’e çevirsinler.

Onlar eylemleri ile ABD ve İsrail’le savaşırlarsa ‘direniş’ onların hakaretlerini sövgülerini sineye çeker, görmezden gelir, üstelik boşalan şarjörlerini doldurur. Yeter ki şimdi sadece dilleri ile emperyalizme saldırdıkları gibi direnişe saldırıları da dillerinde kalsın!

İslam Cumhuriyeti Amerika ve İsrail’e yönelen güçlerle arasında kan davası olsa dahi bu davayı gütmez üstelik bütün gücü ile onlara destek olur. Mesela Suriye devleti, Hafız Esed döneminde Lübnan’ı işgal ettiğinde karşısında Hizbullah’ı buldu. Hizbullah vatanını korumak için Esed güçleri ile savaştı ve çatışmalarda onlarca şehit verdi. Ancak İslam Cumhuriyeti bunları İsrail karşısında aynı cephede omuz omuza savaşmaya ikna etti. Oluşan bu mukavemet cephesini bütün gücü ile takviye etti.

1998 yılında Afganistan'ın kuzeyindeki Mezar-ı Şerif ilinde bulunan İran Konsolosluğu'nun Taliban tarafından basılması ve 11 İranlı diplomatın öldürülmesi, Afganistan ve İran'ın savaşın eşiğine gelmesine sebebiyet verdiği halde Taliban Amerika ile savaşmaya başlayınca en büyük destekçisi İran İslam Cumhuriyeti olmuştur.

Hâsılı kelam ‘biz iki tarafa da karşıyız, bizim için iki taraf da aynı’ sözü hilafı hakikattir. Bu sözün doğru olabilmesi için iki tarafa da yapılan saldırı araçlarının aynı olması gerekir. Yani her iki tarafa da sadece hakaret ediliyorsa ya da her iki tarafla da sahada savaşılıyorsa sorun yok. Ancak bir tarafa sözle diğer tarafa silahla saldırı varsa burada bariz bir tarafgirlik vardır. (Emin Güneş - Hürseda)