Mümin korkmaz. Hakiki imanı elde eden kâinata meydan okur. Tıpkı bu aziz mübarek günlerde İslam Cumhuriyetinin kâinata meydan okuması gibi.
Bize dayatılan literatürde “Dünya”, başını ABD’nin çektiği Batılı devletlerden ibarettir. Onların dışındakiler için “ikinci üçüncü dünya” tabirleri kullanılır. Buna göre İslam Cumhuriyeti “dünya” ile savaşıyor. Sadece dünya ile değil Körfezdeki uydularıyla da savaşıyor.
“… Sonra onlara savaş farz kılınınca bir de gördün ki, içlerinden bir grup Allah’tan korkar gibi, hatta daha fazla bir korkuyla insanlardan korkuyorlar …” (Nisa 77)
Dünya sevgisi ve hırsı ile doldurulmuş kalplerinde imana yer bırakmayanlar tepeden tırnağa nifaka boğulmuşlardır. Bu korkaklık onların Allah’a ve ahirete olan iman yokluğundan veya zayıflığından kaynaklanmaktadır.
Amerika’ya uşaklık eden bu korkak devletlerin aşağılık yöneticileri de Epsteinci Trump’un zulmünü görüyorlar. Ama O’na karşı durmayı aptallık ve delilik gibi görüyorlar.
Bizden bazıları “neden bunlar Epsteinci teröristlere karşı birleşmiyor, İslam Cumhuriyetinin yanında durmuyorlar” derken onlar ise “İslam Cumhuriyeti ve direniş örgütleri neden kendileri gibi itaat etmiyorlar” diye soruyorlar.
Onların ideal devlet modeli Colani modelidir. Onlara göre İran; petrol, doğalgaz, uranyum, füzeler ve nesi var nesi yok Amerika’ya teslim etmeli, İsrail’in silah ve cephaneliklerini bombalamasına seyirci kalmalı böylece batının sırtı sıvazlanan “iyi çocuğu” olmanın keyfini çıkarmalıdır.
Konunun mezhep ve kavim farklılığı ile hiç alakası yoktur. İçlerinden bazıları bu münafıkça korkaklıklarını marifet gibi anlatırlar. “Çapın yetmiyorsa süper güçlere kafa tutmayacaksın” diye akıl verirler. Onların anlayışında cihad ancak kendilerinden zayıf ve güçsüzlere karşı yapılmalı ve zafer garanti görünmelidir.
Nitekim Resulullah ve 1500 arkadaşı Kâbe’yi ziyaret amacıyla Medine’den yola çıktıklarında geride kalan korkaklar taifesi onlar hakkında: “ … Resûl ve mü’minlerin, ailelerine ebediyen asla dönmeyeceklerini…” (Fetih 12) zannediyorlardı. Çünkü çapları Kureyş’le savaşa yetmiyordu. Resûl ve Mü’minler Hudeybiye anlaşmasını imzalayıp Hayber’e yönelince “biz de size katılalım, ganimeti mi bizden kıskanıyorsunuz” dediler. İşte bunlar onların nesilleri.
Peki, bu korkaklıkları teslimiyetleri bir işlerine yarıyor mu? Yaramıyor. Saddam onlara köpeklik etti işi bitince bir lağım çukurunda boğdular. Kaddafi dik duruşunu sürdüremedi, saf değiştirdi onlara yanaştı Saddam’a benzer bir akıbete uğradı. Ömer Beşir aynı şekilde Amerika’nın organize ettiği Ensarullah karşı kurulan Suud koalisyonuna asker gönderdi, darbeyle alaşağı edilip zindanları boyladı. Hem canlarını hem şeref ve haysiyetlerini kaybetmiş, zillet içinde kıyamette münafıklar için vaat edilen yerlerine hazırlanıyorlar.
Demem o ki içimizden bazı kardeşlerimiz iyi niyetle onlara Epistinci Siyonist saflar karşısında birlik olmamız gerektiğini söylerken kendilerince onlara akıl veriyorlar. Oysa onların akla değil cesarete ihtiyaçları vardır. Cesaret için de başta belirttiğimiz gibi hakiki iman gerekir.
İşin özü bizim akıllıca dediğimiz “dünyayı ahiret uğruna feda etmeyi” onlar aptalca, Onların akıllıca gördükleri “süper güçlere itaati” biz aptalca görüyoruz. O yüzden daha fazla germeye kasmaya gerek yok. Suriye’de şöyle oldu böyle oldu demeleri bahane. Suriye’de hiçbir şey olmasaydı da onlar mutlak güç sahibi gördükleri Amerika’yı karşılarına alamazlardı. Gidince göreceğiz inşallah.
Direniş elini müminlerin kanına bulaştırmaktan Allah’a sığınır. Müminlerin ellerinin kanlarına bulaşmaması için de azami gayreti sarf eder. Bu gün direnişin kanına girenler Allah’ın lanetlediklerinden ibarettir. Yarın onlara uşaklık eden münafıklar da katılabilir. Unutmayalım ki Münafıklar görünürde Müslüman ama hakikatte kâfirden eşeddirler. (Emin Güneş - Hürseda Haber)