Çok cılız bir şekilde feryatlarını duysak da ülkedeki Müslümanlar olarak ülkelerinden mecburi olarak hicret edip burada yaşam savaşı veren çeçen mültecilere duyarsız bir duruş sergilemeye devam ediyoruz.

 

Acaba bu güne kadar hangi birimiz Müslüman olmamız hasebi ile onları ziyaret etmek ve dertlerini ilk ağızdan duyma zahmetine katlanmışız? Hâlbuki onları dinlediğimizde, onların sırf Allah rızası için, İslami yükümlülüklerini yerine getirebilmek için ve dahası hayatta kalabilmek için buraya hicret ettiklerini söylüyorlar. Bizim buraya geliş amacımız Allah’ın emirlerini yerine getirebilmek serbestçe örtüne bilmemiz içindir çünkü orada serbestçe örtünemiyoruz diyorlar. Zira buradan ülkelerine dönen mülteci bayan, erkek, yaşlı gidenlerin bir kısmı tespit edilip şehid edilmiştir.

 

Şu anda burada bulunanların yaşam koşulları oldukça zor ve zahmetlidir. Çünkü yaklaşık olarak on yıldan beri burada kalan mültecilerin oturma izinleri, eğitim hakları (okuyan çocukların kimlikleri olmadığından misafir öğrenci olarak okur, bitirir ve diploma alamaz) sağlık konusunda sıkıntıları büyük. Çünkü burada olan erkekler yaralı oldukları için gelmiş, kimi kolunu kimi bacağını kaybetmiştir. Çalışma izinleri olmadığından içlerindeki birkaç sağlam olanda çalışamamaktadır. Üstelik bunların geçici kalma süreleri sona erdi mi karakollarda çocukları ile birlikte aylarca hapis hayatı yaşıyorlar. Can güvenlikleri yok. Çünkü ülkeler aşılarak buraya gelip onları şehid ediyorlar. İşte bütün bu imkânsızlıklar içerisinde burada derme çatma barakalarda çetin kış günlerinde yıkık dökük evlerde üç-dört aile aynı evde kalarak yaşam mücadelesi vermektedirler. Kimisin kocası, kimisin babası kimisin abesi ve kimisinin de aynı anda hem koca, hem baba, hem de kardeşini şehid vermiştir.

 

Bu insanların burada mazlum ve mustazaf kalmalarının nedenleri arasında beklide en büyüğü İslami camiada fazla medyatik olamamalarıdır. Söz konusu Filistin doğu Türkistan veya bir başka memleketteki Müslümanlar oldu mu duyarlılık artarken bu insanların ümmette neden bu kadar üvey evlat muamelesi gördükleri bir şayia olarak duruyor önümüzde. Bunlarda yetmezmiş gibi bazı medya organları, onları yurtlarından süren, onlara çeşit çeşit işkenceler yapan onlara dünyayı zindan eden Çeçenistan’ın kukla yönetimini mücahid gösteren programlar yapıp, şaşaalı karşılama merasimleri düzenlemekle yaralarına tuz-biber ekmektedirler. Bu Filistin veya bir başka ülkedeki Müslümanların dertleri ile dertlenmeyelim anlamına gelmemeli. Elbette bizler Müslüman olarak dünyanın dört bir yanında ayağına diken batan kardeşlerimizin çektiği acıyı kendi vücudumuzda hissetmeli ve acılarını paylaşmalıyız.

 

Bütün bunlara rağmen Allah için çıktıkları yolda tek dayanaklarının Allah olduğu şuurunu taşıyıp ümitlerinin ve morallerinin -taşıdıkları imanları ile -yüksek olması sevindiricidir. “Bizler izzeti ve şerefi Allah’ın yanında buluyoruz. Eğer kâfirlere boyun eğip söylediklerini kabul etseydik bu gün en rahat ortamlarda yaşar ve sıkıntılardan uzak olurduk. Ama bizler Allah’ın yolunu seçtiğimiz için çektiğimiz sıkıntılara göğüs germeyi ve bu yoldan dönmemeyi kendimize şiar edindik.”işte bu şuur hem onlara zorluklara karşı sebat etmeyi öğretiyor, hem de bizlerinde bu kardeşlerimize duyarsız kaldığımızı ve onlara karşı bir sorumluluğumuzun olduğunu hatırlatıyor. Bizi bu sorumluluğa iten ne onların bağlı bulundukları kavimleri, nede onlara bu zulmü reva görenlerin özelliğindendir. Bizi onlara karşı sorumluluğa iten tek neden Müslüman olmalarıdır. Bizler Müslümanlar olarak bu kardeşlerimize kucak açmalı ve onların dertleri ile dertlenmemiz gerekmektedir.

 

Sonuç olarak anlatmak istediğim ülkede, çoğunluğu İstanbul’da olmak üzere, yurdun sair yerlerinde kalan bu kardeşlerimizin içerisinde bulundukları sıkıntıyı bilmemizdir. Ve bu insanlara el atanların çok az olduğunu, onlara el atan Müslümanların da onlar gibi mustazaf olanlar olduğunu ve ihtiyaçlarını gidermekte yetersiz olduğunu bildirmektir. İşte bu noktada üzerimize düşen bu kardeşlerin sıkıntılarını gündeme getirmek, bunlar için bir kamuoyu oluşturmak ve gerek devlet bazında resmi sıkıntıların giderilmesi, gerekse halk olarak insani bir yaşam ortamı oluşturmak için bir şeyler yapmamızdın gerekliliğidir.

 

Rabbim bizlere onlara daha çok yardımcı olma güç ve gayreti versin. Onların dertleri ile dertlenen ve imkânsızlıkları ile imkân olmaya çalışanlardan ve kendileri mustazaf durumda iken elini mustazaf kardeşlerine atarak onların yaralarını sarmaya çalışanlardan insanların hak ve hürriyetlerini layık oldukları seviyeye getirmeye çalışan Müslümanlardan Allah razı olsun…

 

Hiçbir kınayıcının kınanmasından ve tehditlerine kulak asmadan Rablerini kendilerinden razı etmeye çeçen mücahitlerine ve ailelerine de bu yolda sebat ve sabır versin..

 

Emin Haksever