Geçen pazar Taksim’de meydana gelen saldırıyı Apo’cu Kürtlerin yan örgütü TAK üstlendi. Burada temel soru şu: TAK PKK’dan ayrı bir örgüt mü yoksa PKK adına hareket eden daha şahin bir örgüt mü? TAK yaptığı açıklamada kendilerinin PKK gibi bir eylemsizlik kararı olmadığını ve eylemlere devam edeceklerini açıkladı. Bu açıklamanın üstüne PKK’dan karşı açıklama geldi. KCK Yürütme Konseyi Başkanlığı, Taksim’deki eylemi ve eyleme karar verenleri “açıkça” kınadı ve “TAK örgütünü, halkımızın özgürlük mücadelesine hizmet etmeyen bu tür eylemlere derhal son vermeye çağırıyoruz” dedi. Ne hikmetse PKK’dan bağımsız örgüt olduğunu iddia eden TAK, PKK’dan yediği zılgıta ses çıkar(a)madı.
TAK-PKK ilişkisini anlamak için birkaç soru daha sormak gerekiyor. Örneğin TAK bu saldırıyı neden beş gün sonra üstlendi? Oysa 22 haziranda Halkalı’da bombaladıkları servis aracını aynı gün üstlenmişlerdi. Daha önce yaptıkları saldırıları da aynı gün ya da bir sonraki gün üstlenmişlerdi. Bu saldırıda beş gün beklenmesinin nedeni neydi? TAK açıklamasında bu soruya ilişkin bir cevap yok. Ancak görünen o ki TAK aslında bu saldırıyı üstlenmek zorunda kaldığı için üstlendi. Öcalan’ın “müzakere aşamasına geçildi” mesajından sonra PKK’nın kamlarında eğitim almış birinin yaptığı ortaya çıkan eylemi bir şekliyle topluma anlatmak gerekiyordu. TAK bu nedenle devreye girdi. Gecikme de buradan doğdu.
Bu analizimin gerekçesi şu: PKK Taksim eylemi nedeniyle TAK’a zılgıt atarken o bombaları veren PKK’nın Diyarbakır sorumlusu ve PKK-Milisler ilişkisini kuran Dr. Aydın kod adlı militana ne yaptığını açıklamıyor. Eğer o eylem tek başına TAK eylemi ise PKK’nın sorumlusu Dr. Aydın’ı nereye yerleştiriyoruz? O da TAK adına PKK içinde hareket eden bir militan mı? Dolayısıyla o eylemi TAK yapmış olsa bile PKK’dan tamamen bağımsız bir eylem olarak okumak yanlış olur.
Peki, böylesi bir zamanda bu eylem neden yapılır? Bu soruya cevap vermek için şu bilgiyi anımsamakta yarar var. Hakkâri’de dokuz sivilin öldüğü saldırıdan sonra Devlet-Öcalan görüşmelerine ara verildi. Devlet bir anlamda Öcalan’ı protesto etti. Görüşmeler kesildi ve Öcalan’a “müzakere varken örgütün süreci sabote ediyor” mesajı verdi. Öcalan da bunun üzerine hem PKK’nın içindeki derin yapılara hem de devletin içindeki derin yapılara gönderme yapan bir açıklama yaptı Hakkâri saldırısıyla ilgili. Görüşmeler tekrar başlamayınca Öcalan 15 ekimde bir açıklama daha yapıp 31 ekimde aradan çekileceğini söyledi. Bu açıklamadan 10 gün sonra 25 ekimde Öcalan’la uzun süren bir görüşme gerçekleştirildi. Yani taraflar karşılıklı peşrev çeliyorlardı. Bu sürece Öcalan “diyalog süreci” adını verdi.
Burada Öcalan ve birinci jenerasyon PKK’lıların iddiası şu: Barış yapacaksanız bizimle yapabilirsiniz. Yeni gelen jenerasyon daha kızgın ve onlarla barış çok daha zor olacak. Tam da bu noktada TAK saldırısı birinci jenerasyon PKK liderlerinin elini güçlendiren bir saldırı olarak karşımıza çıktı. “Bizden sonrası tufan” mesajı Taksim saldırısıyla verilmiş oldu. PKK’nın üstlenmesi durumunda “güvenilmez bir örgütle barış görüşmeleri yapılamayacağı için” örgüt bu eylemi üstlenemedi. Ancak ortaya çıkan belge ve bilgiler karşısında zor durumda kaldığı için de suç TAK’ın üstüne kaldı. TAK’a da taktik bir zılgıt verildi ve durum şimdilik yatıştırılmış oldu. Böylece hem PKK barış isteyen bir örgüt oldu hem de barışın bir an önce gerçekleştirilmesi için yeni bir “gerekçe” doğdu; TAK.
Kendisini Apo’ya bağlı bir örgüt olarak tanımlayan TAK’ın saldırısından sonra İmralı’da yapılan görüşmeler de ilginç bir durum oluşturuyor. Hakkâri saldırısından sonra Öcalan’ı protesto edip görüşmeleri kesen devlet yetkilileri Taksim saldırısının hemen ertesinde adaya gidip Öcalan’la 45 dakikalık bir görüşme gerçekleştiriyor. Böylece Öcalan’a 25 ekimde mutabık kaldıkları konularda “sabote etme girişimlerine rağmen” süreci devam ettireceğiz sen de elinden geleni yap mesajı verilmiş oluyor. Yani devlet hem Hakkâri saldırısının ardından Öcalan’la görüşmeleri keserek hem de Taksim saldırısının ardından görüşmelere devam ederek “barış konusunda ciddiyim. Senden de ciddiyet beklerim” mesajı vermiş oldu.
Fırat Haber Ajansı’nın iddiasına göre 1 kasım tarihli görüşmede devlete yazılan mektuba cevap veriliyor, bu arada PKK’nın cevabi mektubu da kendisine ulaştırılıyor. Bu durumda Taksim bombasından sonra adaya giden devletin de Öcalan’a “uzun süreli ateşkes ilan et ve militanları yurtdışına çıkar yoksa bu bombalar devam eder” deme hakkı doğuyor. Tam da bu nedenle PKK’nın yurtdışına çıkma süreci başlatılmış oldu. Şimdilerde devlet PKK militanlarının yurtdışına güvenli çıkışını sağlamanın yollarını aramakla meşgul.
Bu arada kafa karıştıran bir gelişme daha oldu. O da devlet yetkilileri 1 kasım tarihinde İmralı’ya (muhtemelen) helikopterle hareket ederken İstanbul’da aniden ortaya çıkan beş jet Kadıköy, Taksim ve Beşiktaş üzerinde yarım saat uçtu. İlk açıklamada kayıtlarda görünmeyen bir helikopter için jetler havalandı dendi. Sonra o helikopter kayıtlı ve Bursa’ya (İmralı Adası Bursa’ya bağlı) gidiyordu. Jetler fotoğraf çekmek için havalandı dendi. Konuştuğum emekli pilotlar “beş jet bir helikopter için kaldırılmaz bu kadar jet ile de fotoğraf çekilmez” görüşünde. “Bir yerin hava fotoğrafı genelde bir jet ile tarama yöntemiyle çekilir” görüşünde benim konuştuğum pilotlar. Bu durumda o jetler Taksim üzerinde birbirlerinin fotoğrafını çekmiyorduysa o adaya, helikoptere mesaj vermek için mi havalandı sorusu akıllarda kalıyor?
Özet olarak taraflar zorlu bir sürecin içinden geçiyor. Bu süreci kolaylaştırmak için tarafların eli kolaylaştırılmalı. Bunun ilk adımı da PKK’nın yurtdışına çekilmesiyle mümkün olabilir...
[email protected]
Emre Uslu / Taraf Gazetesi